Yıllar önce Ankara Devlet Opera ve Balesi olarak, Türkiye ile Çin arasında yapılan kültür anlaşması çerçevesinde Çin’e bir turneye gittik.
Valizler hazır, kostümler hazır, dekor hazır, orkestra hazır, sanatçılar hazır...
Bir tek kimsenin hesaba katmadığı uluslararası bir krizimiz vardı:

Lokum.
Sahneleyeceğimiz eser Mozart’ın ünlü Saraydan Kız Kaçırma operasıydı. Eser Osmanlı sarayında geçiyor. Saray olur da misafir olmaz mı, misafir olur da ikram olmaz mı?
Bizim ikramımız da elbette lokum.
Lokum dediğin bizim için son derece masum bir şeydir. Bayramda çıkar, kız istemede çıkar, misafir gelince çıkar. Çayın, kahvenin yanına ilişir; kimse kendisinden diplomatik kriz çıkmasını beklemez.
Ama Çin gümrüğü meseleye bizim kadar romantik yaklaşmamış.
Turne için götürülen lokumlar gümrükte takılmış. Çünkü lokumların üzerindeki o meşhur beyaz pudra şekeri, görevlilerin dikkatini çekmiş.
Şüpheli madde!
Düşünebiliyor musunuz?
Mozart’ın operasını oynamaya gitmişiz, uyuşturucu şüphesiyle lokum kurtarmaya çalışıyoruz.
Bir tarafta opera yönetimi, bir tarafta Türk heyeti, konsolosluk yetkilileri... Telefonlar, görüşmeler, açıklamalar...
“Bu uyuşturucu değil, lokum.”
“Peki bu beyaz toz?”
“Pudra şekeri.”
“Niye üzerine dökülüyor?”
“Yapışmasın diye.”
Herhalde diplomasi tarihinde bir ülkenin başka bir ülkeye “Lokum birbirine yapışmasın diye” açıklaması yaptığı çok fazla kriz yoktur.
İş öyle bir noktaya geldi ki temsilin ne olacağı bile konuşulmaya başlandı. Çünkü o lokum yalnızca kuliste sanatçıların yiyeceği bir tatlı değildi; eserin sahnesinde kullanılacaktı. Osmanlı sarayındaki ikram kültürünün küçük ama anlamlı bir parçasıydı.
Mozart 1700’lerde eseri yazarken herhalde şunu düşünmemiştir:
“Bu opera iki yüz yıl sonra Çin’de oynanacak ama üçüncü perdeden önce lokum gümrüğe takılabilir.”
Neyse ki görüşmeler, açıklamalar ve gerekli işlemler sonunda büyük kriz çözüldü.
Lokumun masumiyeti kanıtlandı.
Gümrükten geçti.
Ve en önemlisi...
Temsile yetişti.
Perde açıldı, Mozart çaldı, biz söyledik, saray kuruldu ve lokum olması gereken yerde sahneye çıktı.
Seyirci açısından belki sıradan bir lokumdu.
Ama biz o lokuma başka türlü bakıyorduk.
Çünkü sahnedeki küçücük lokumun birkaç gün önce devlet yetkililerini, konsolosluğu, gümrük görevlilerini ve koca bir opera ekibini ayağa kaldırdığını yalnızca biz biliyorduk. Temsil bittiğinde alkışlarımızı aldık.
Mozart kazandı.

Opera kazandı.
Türk lokumu kazandı.
Ve Çin gümrüğü de herhalde o gün önemli bir kültürel bilgi edinmiş oldu:
Her beyaz toz, göründüğü gibi değildir.
O günden sonra lokuma baktığımda benim aklıma yalnızca bayramlar ve kahve gelmez. Bir de Çin gelir.
Çünkü bazı sanatçılar turneden alkışlarla döner.
Biz bir de gümrükten lokum kurtarıp döndük.