Ben doğa yürüyüşlerini seven biriyim. Şehrin gürültüsünden kaçıp ormanın içine girdiğimde, sanki başka bir ülkeye geçer gibi hissederim. Betonun dili başka, toprağın dili başka...
Bir gün yine yürüyüşteyim. Çamların arasından ilerliyorum. Birden rüzgâr başladı. Ama öyle sıradan bir rüzgâr değil... Sanki görünmeyen bir orkestra şefi elini kaldırmış da bütün ağaçlara aynı anda “başla!” demiş gibi.
Çınarlar bas sesi veriyor.
Kavaklar ince keman gibi titriyor.
Çam ağaçları ise derin bir viyolonsel gibi uğulduyor.
İster istemez düşünüyorum:
Bu, bildiğin orman senfonisi.
Üstelik şef yok, nota yok, prova yok... ama kusursuz bir uyum var.
Biz insanlar aylarca prova yapıyoruz, bazen yine de akort tutmuyor.
Doğa ise hiç prova yapmadan her gün konser veriyor.
Yürürken hayal kuruyorum.
Acaba bu ağaçlar kendi aralarında ne konuşuyor?
Çınar kavak ağacına eğilip şöyle diyordur belki:
“Bugün yine doğa yürüyüşçüleri geldi. İçlerinden biri bizi uzun uzun dinledi.”
Kavak cevap verir:
“Evet, o iyi biri galiba. En azından çekirdek kabuğu bırakmadı.”
Göl kenarına iniyorum. Orada da ayrı bir meclis kurulmuş.
Ördekler suyun üstünde toplantı yapıyor.
Kurbağalar muhalefet görevinde.
Balıklar ise klasik vatandaş gibi sessizce ağız açıp kapatıyor.
Bir kurbağa kürsüye çıkıyor:
“Sayın göl halkı! İnsanlar yine doğayı koruma toplantısı yapmış!”
Kaplumbağa ağır ağır başını kaldırıyor:
“Toplantı nerede yapılmış?”
Kurbağa cevap veriyor:
“Yeni kesilen ormanın yerine yapılan otelde.”
Bunun üzerine gölde kısa bir sessizlik oluyor...
Sonra bütün ördekler kahkaha atıyor.
Ormanın derinlerinde kuşlar sabah haberlerini okuyor.
Serçe manşeti veriyor:
“İnsanlar bugün yine ‘doğayı kurtaracağız’ demiş.”
Karga hemen yorum yapıyor:
“İnşallah bu sefer doğayı kurtarırken doğayı yok etmezler.”
Ben yürüyüşe devam ediyorum.
Rüzgâr yine ağaçların arasında dolaşıyor. O büyük senfoni tekrar başlıyor.
Ve o anda aklıma şu geliyor:
Biz insanlar kendimizi dünyanın en akıllı canlısı sayıyoruz.
Ama doğanın kurduğu bu düzenin yanında bazen biraz gürültülü, biraz aceleci ve biraz da beceriksiz bir orkestra gibiyiz.
Belki de bu yüzden ormanda ağaçlar gece birbirine şöyle diyordur:
“Rüzgâr istediği kadar essin...
Yeter ki insanlar fazla esmesin.”
Ve ben her yürüyüşten sonra aynı düşünceyle dönüyorum: Doğa bize yaşamayı öğreten en büyük konservatuvardır.