Börek denilince benim için akan sular durur. Kıymalısı, patateslisi, patlıcanlısı, sadesi... Hiçbirine hayır demem. Sabah kahvaltısında, öğle arasında ya da ikindi çayının yanında önüme bir dilim börek koyun, dünyanın bütün meselelerini birkaç dakikalığına unuturum.
Çocukluğumun mahallelerinde börek yapmak başlı başına bir dayanışma kültürüydü. Mahallenin teyzeleri bir araya gelir, saclar kurulur, hamurlar yoğrulur, oklavalar çalışırdı. Köy ekmekleri pişirilir, mevsimin yeşillikleriyle gözlemeler, börekler hazırlanırdı. Birinin unu, diğerinin yağı, ötekinin emeği birleşirdi. Kimse kimsenin hakkını yemezdi. Börek bölüşülür, mutluluk çoğalırdı.
Şimdi düşünüyorum da o günlerden bugüne ne çok şey değişmiş!
Eskiden böreğin içine ne koyacağımızı düşünürdük, şimdi kimin börekten ne kadar pay kopardığını konuşuyoruz.
Hani dilimizde çok güzel bir deyim vardır: “Yağma Hasan’ın böreği!”
Bugün ülkemizin içinde bulunduğu bazı durumları anlatmak için bundan daha uygun bir söz
bulmak zor.
Sanki ortada kocaman bir börek tepsisi var. Kimi kenarından, kimi ortasından, kimi de tepsiyi koltuğunun altına sıkıştırıp götürmenin peşinde. Üstelik bazıları böreği yemekle yetinmiyor, fırını da sahiplenmeye kalkıyor!
Bir de işin başka tarafı var.
Milli Piyango bayilerinin önünden geçerken durup insanları izliyorum. Ellerinde kazı kazan kartları, büyük bir dikkatle kazıyorlar. Sanki arkeolojik kazı yapıyorlar! Birazdan tarihin en büyük hazinesini bulacaklar.
Kazıdıkça umutlanıyor, umutlandıkça yeniden kazıyorlar.
Oysa kazıdıkları yalnızca kartın üzerindeki boya değil; belki de geçim sıkıntılarının, borçlarının, gerçekleşmemiş hayallerinin üzerini örten incecik umut tabakası.
Bir zamanlar insanlar alın teriyle ev, araba sahibi olmanın hayalini kurardı. Şimdi bazıları bir kartla, bir kuponla, bir gecede zengin olmanın peşinde.
Ama burada insanlara da haksızlık etmeyelim. Çalışarak bir ev sahibi olmanın bile hayale dönüştüğü yerde, insanın umudunu şansa bağlamasına şaşırmamak gerek.
Asıl mesele şu: Emek neden bu kadar değersizleşti, kolay kazanç neden bu kadar cazip hâle geldi?
Üstelik yukarıya baktığımızda da farklı bir manzara görmüyoruz. Kimileri çalışmadan kazanmanın, hak etmeden sahip olmanın, tanıdık kapılarından geçerek börek tepsisinin başına oturmanın hesabını yapıyor.
Vatandaşa ise çoğu zaman böreğin kokusu kalıyor.
Birileri böreği götürüyor, birileri tepsiyi sıyırıyor, gariban da fırından çıkan buhara ekmek banmaya çalışıyor!
Oysa çocukluğumuzun o sac başındaki teyzeleri bize başka bir şey öğretmişti: Paylaşmayı, üretmeyi, emeğe saygıyı ve birlikte doymayı.
Bugün ihtiyacımız olan da belki tam olarak budur.
Herkesin börekten hak ettiği payı alabildiği, kimsenin başkasının lokmasına göz dikmediği bir ülke.
Ben hâlâ böreği çok seviyorum. Hele yanında demli bir çay varsa değmeyin keyfime. Ama artık bir şartım var:
Börek herkesin olsun, yağması kimsenin!
Çünkü dostlar, böreğin kıymalısı da güzeldir, patateslisi de, patlıcanlısı da...
Ama yağmalısı, ne mideye iyi gelir ne memlekete!