Sarı yaprakların kaldırımları kapladığı, havanın ise tıpkı parti grup toplantıları gibi bir anda soğuyup gerildiği şu günlerde, sonbaharın o meşhur kararsızlığı yine şehre indi. Sabah montla çıkıp öğlen piştiğimiz bu mevsim, ülkenin genel siyasi istikrarıyla yarışacak düzeyde belirsiz.

Edebiyatçılar sonbaharı hep bir hüzün mevsimi olarak pazarlar. Şairler sararan yapraklara bakar, derin ahlar çeker... Oysa doğanın yaptığı şey son derece tanıdık bir taktik: Erken seçim kararı alır gibi, gözünün yaşına bakmadan eski kadroları tasfiye etmek.
Ağaçlar gayet pratik: "Ben bu kadar yaprağı kışın nasıl besleyeceğim?" deyip hepsini bir gecelik KHK gibi kapının önüne koyuyor. Ağaç kadar bile olamıyoruz bazen. Bizler ise geçmişin tozlu kırgınlıklarını, iptal edilen vaatleri ve 2018'den kalan kırık umutları omzumuzda taşımaya devam ediyoruz.

Mevsimler bile yeri geldiğinde istifa etmeyi, koltuğu boşaltıp yenilenmeyi incelikle başarırken; biz neden değişimden bu kadar korkuyoruz?
Kendi içinizdeki yaprak dökümünden korkmayın. Bırakın sararanlar dökülsün, yükler hafiflesin. Bahara taptaze girmek için bazen köklü bir revizyon şarttır.

Hem ne de olsa bu coğrafyada her dökülen yaprak, yeni bir koalisyonun habercisidir.