“Durup dururken şu dünyaya ne olmuştu? Onun bu kadar delirdiği, zıvanadan çıktığı şimdiye kadar ne görülmüş ne de duyulmuştu."
Yaşar Kemal’in,
“Üç Anadolu Efsanesi” kitabında geçen anlatı, günümüz toplumunda yaşanan cinnet ve nefret dalgalarını nasıl da tarif ediyor…
Toplumsal yozlaşma, şiddet, nefret ve birbirine yabancılaşma tamiri imkansız yerlere doğru gidiyor…
Modern çağın getirilerini konuşuruz hep, insanlığa katkılarını…
Ama bir de aldıkları var ki, insanlığın sonunu getirecek…
İnsanlık tarih boyunca mı yapmıştır bu hatayı?
Yeni Çağlar, eski çağlarda ki; yanlışlardan, kötülüklerden, geri kalmışlıklardan kurtulup, güzel ve insanlığa faydası olan değerleri yıkmadan karşılanamaz mı?
Lazım olanlar insanlık için kalamaz mı?
Kalamamış besbelli…
Modern çağ; samimiyetleri, dayanışmayı, karşındaki ile empati kurmayı unutturdu.
Karşılıksız sevgiyi ve kadim dostlukları kuruttu.
İnsanlık çıkar ilişkileri, beton binalar ve kapitalist hırslar arasında tıkanıp kaldı..
Hatta hal öyle bir yere vardı ki, en yakınındakini bile bir "arkadaş” olarak değil, onu da alt etmesi gereken bir "rakip" veya "tehdit”, olarak görmeye başladı…
Uzlaşı, hoş görü dilinden uzak, nefret diline büründü…
Hayatta karşılık bulan duygu intikam olmuş…
İntikam bir “ben kazandım” aygıtına dönüşmüş…
Ama siyasi ve politik rüzgarın bu kadar sert, uzlaşıdan uzak bir üslup ile estiği bir yerde toplum bireylerinin etkilenmemesini bekleyemeyiz.
Ayrıştırma, ötekileştirme söylemlerinin havada uçuştuğu bir siyasi iklimde, toplumdaki nefret dili de büyümüş oluyor…
Oysa ki; duyulan bu öfkelerin dermanı, koşulsuz sevgidedir…
Doğayı, sanatı, yaratıcılığı sevebilmektedir…
Senden olmayanı da dinlemektedir..
Anlamaktadır ötekini de…
Yaşamı yüceltmektedir…
Bütün bunların yolu da sevgiden geçmektedir…
Doğayı, içinde ki canlıları..
İnsanı sevmektedir…
Ya bir yol bulacağız yeniden kendimizle barışmak ve kaybettiğimiz değerlere yeniden kavuşmak için…
Ya da birbirimize yabancı…
Birbirimizi eze eze tükenip gideceğiz…
Nefret insanlığı tüketmeden, kaybettiğimiz bu koşulsuz sevgi yeteneğini yeniden kazanmak zorundayız…
Zira; yine Yaşar Kemal’ in dediği gibi, “ Yaratıcılıklarını yitirmiş insanlar, barış yapamazlar.”