“Güzel Günler Göreceğiz Çocuklar” ne yürek ısıtan bir cümle değil mi?

“Motorları Maviliklere Süreceğiz” ovvv tatlı bir heyecan, buram buram özgürlük kokusu, tıpkı ılgınlarda ciğerimize kadar dolan: o saf çam, akasya kokusu gibi.

Olmuyor ama…

Bu güzel cümleler, güzel insanların ezgisinde havada asılı kaldılar…

Memleketin genç nesli adete dibe vurmuş durumda.

Bir de adına yeni moda, “Ev genci” deniyor ya, hah işte gençler buna çok gönül koyuyor.

Bir çoğu hatta çoğunluğu anne-babalarının yapamadığını yapmışlar, altı yaşından beri yarış atı gibi yarışıp okumuşlar…

Geçti herkes mesleğini, aldığı uzmanlığı motokuryelik ve baristalıktan başka gençlere iş alanı bırakmamışız..

Eee öyle ya, bir çivi üstüne çakmadan ha bire tüketen, inşaattan başka üretim yapmayan bir memlekete evrildik..

Küçükleri desen ayrı bir cehennemde mesela, MESEM’ lerde.

Ya da yoksulluk öyle zirve noktada ki, ilkokul gibi zaruri eğitime aileler; forma, defter, kitap, servis masrafı yapamıyor.

Hatta, beslenme koyamıyor.

Sonuç; okul çağı okula gidemeyen çocuk sayısı çoğalıyor…

Ve fakat her yanınız buram buram umut kokuyor..

Ali’ si çıkıyor i, “UMUT”

Veli’ si çıkıyor, “UMUT”

Ötekisi, berisi bir, “UMUT” tur ağızlarda büyüdükçe büyüyor..

Gerçek ise, “Umut” pasif bir bekleyişe verilmiş durumda.

"Godot gelmeyecek" beyler hanımlar..

Bir kurtarıcı da gelmeyecek.

Dert senin,

Çaresi de sensin,

Çare avazınca çıkaracağım sesin,

Hak yerini bulmuyor. Adalet her gün biraz daha şikayet konusu.

Böyle bir zamanda insana “umut et” demek, boğulan birine “biraz daha nefesini tut” demek gibi.

Peki neyin umudundan söz edeceğiz? Söylemden öteye geçmeyen bir mücadelenin neresine tutunacağız?

"Umut" kulağa iyi gelen bir kelime. Yüreği yumuşatıyor, ruha iyi geliyor.

Ama aynı zamanda en sinsi uyutucu.

Çünkü umut insanı oturtuyor. Bekletiyor. “Biri gelir düzeltir” dedirtiyor.

Mücadele direnci tam da bu kapının önünde kırılıyor.

Sistem umut edenlerden korkmaz. Çünkü umut eden susar, erteler, kabullenir.

Aslına bakarsanız, toplumları en az hasarla, en sessiz şekilde teslim almanın yollarından biri de budur.

Asıl mesele umudun bittiği yerde başlıyor.

Elinden umudunu da aldıklarında insan çıplak kalır. Kaybedecek hiçbir şeyi kalmaz.

Ve o zaman ayağa kalkar. Bütün gücüyle.

İşte en çok bundan korkarlar.

Çünkü umutlu kalabalıktan değil, umudu tükenmiş ama öfkesi diri olandan korkarlar.

Umut inkâr edilemez. İnsanı ayakta tutar.

Ama tek başına yetersizdir.

Umudun yanına irade, sözün yanına eylem koymazsak bu dibe düşüşten çıkamayız.

Bekleyerek hiçbir şey değişmiyor. Kurtarıcı da gelmiyor.

Yapmamız gereken belli: Konuşmak, sormak, itiraz etmek, örgütlenmek, üretmek.

Küçük de olsa bir şey yapmak.

Çünkü daha dibi yok.

Ve aşağıda kalmak kaderimiz değil.

Umudu cebimize koyalım. Ama elimizi taşın altına sokalım.

Yoksa bu “tatlı kelime” bizi bir sonraki faturada, bir sonraki hayal kırıklığında yine aynı yerde bulur.