Her toplum, yaşanmışlıklarını, gözlemlerini ve deneyimlerini kuşaktan kuşağa aktarmanın en özlü yolunu atasözlerinde bulmuştur. Coğrafyalar farklı olsa da, insan doğasına dair benzerlikler bu sözlerde kendini belli eder. Gelin, farklı ülkelerin bilgelik penceresinden insanlık hâllerine birlikte göz atalım.

Kendi kültürümüzden evrensel değere sahip stasözleri.

“Damlaya damlaya göl olur.”

“Ne ekersen onu biçersin.”

“Azıcık aşım, kaygısız başım.”

“Sakla samanı, gelir zamanı.”

İsviçre atasözü der ki: “Komşusunun evini sarsan, kendi evinin de sarsıldığını görür.” Bu söz, başkalarına zarar vermenin, dolaylı da olsa, sonunda bize de dokunacağını anlatır.

Polonya’dan gelen bir başka söz ise iyiliğin karşılıksız doğasına vurgu yapar: “Karşılık beklemeden iyilik yapmak, denize parfüm dökmek gibidir.”

İngilizler, “Güzellik en iyi tavsiyedir” diyerek görünümün etkisine dikkat çekerken, Fransızlar toplumsal gelişmeyi kadının durumuyla ilişkilendirir: “Bir milletin gelişimini görmek istiyorsan, kadınlarına bak.” Yine

Fransızlar, erdemden çok gösterişe dikkat çekenleri uyarır: “Erdemlerinden bahseden kadından ve dürüstlüğünden bahseden adamdan sakın.”

Çin’den gelen bir söz ise iş dünyası için altın değerindedir: “Gülümsemeyi bilmiyorsan dükkân açma.

” Aynı bilgelik, süslenmeye değil, zihinsel donanıma önem verir: “Zihnini bilgiyle süsle, bedenini mücevherle değil.

” Hintli bir atasözü, çocuk yetiştirmenin evrelerini tarif ederken dikkat çeker:

“Çocuğuna beş yıl prens gibi davran, on yıl köle gibi çalıştır, sonra da arkadaş ol.”

İtalyanlar ise sade yaşama methiyeler düzer:

“Kanaatkârlık mutluluğun yarısıdır.” ve,

“Büyük ağaç daha çok gölge verir ama daha az meyve verir.” diyerek büyük olmanın sorumluluklarına işaret eder. Ayrıca, olaylara bilgiyle değil gerçeklikle bakmanın affediciliği artıracağını söyler:

“İnsanlara bilgiyle bakarsan nefret edersin; gerçeklikle bakarsan affedersin.”

Ruslar, insan olmanın ötesinde "adam" olmanın zorluğuna dikkat çeker:

“İnsan olmak kolaydır; adam olmak zordur.” ve hatalara karşı duyarlılığı şöyle ifade eder: “Başkalarının hataları bizimkilerden daha net görünür.”

Amerikan atasözleri de benzer uyarılar yapar:

“Çoğu zaman olaylara sadece başlığa bakarak farklı gözle bakarız.” ve “Öfke, akıl kandilini söndüren güçlü bir rüzgârdır.”

Portekiz atasözü cömertliğe dair şöyle bir ölçü verir: “Veren kişi bahsetmemeli; alan kişi bahsetmeli.

” İrlandalılar ise sevgi ve güven ilişkisini şöyle formüle eder: “Eşini sev, sırrını annene aç.”

İskoçlar, toklukla empati arasındaki mesafeyi şöyle anlatır: “Karnı tok olan biri ekmeğin tadını alamaz.” İspanyollar ise içe dönük eleştiri getirir: “Kendini sevme cehaletin çocuğudur.”

Çekoslovak bir söz ise susmanın en iyi öğretmeninin insanlar olduğunu söyler: “Konuşmayı ailem öğretti, susmayı insanlar.”

Her biri, yüzyılların süzgecinden geçmiş, hayata dair kısa ama derin birer rehber. Dil değişse de hikmet ortak: Hayatı anlamak için bazen tek bir cümle yeterlidir.