İnsanlık serüveni emekleyerek başladı. Önce mağarada ateşi bulduk, sonra “ışık olsun” dedik; oldu. Yüzyıllarca karanlığa küfredip mum yaktık, derken ampul icat edildi. Ampul yanınca insanlık bir an durdu, “Biz bunu niye daha önce düşünmedik?” dedi.

Sonra tekerlek döndü, tarla sürüldü, şehir kuruldu, uygarlıklar yükseldi, yıkıldı. İnsan dik durmayı öğrendi ama aklı hâlâ bazen emekleme modunda kaldı.

Televizyon:

Dünyanın Eve Misafir Olması

Bir gün televizyon geldi. Dünya, terliklerini çıkarıp salonumuza girdi. Artık savaşlar canlıydı, mutluluklar reklam arasıydı. Televizyon bize her şeyi gösterdi ama bizi biraz yerimize çiviledi. Hareket etmeden her yere gittik.

Sonra otomobiller çoğaldı. Eskiden “yola çıkıyorum” denirdi, şimdi “trafiğe giriyorum.” Uçaklar çıktı; mesafeler kısaldı ama sabırsızlık uzadı. Eskiden mektup beklenirdi, şimdi 3 saniyede cevap gelmeyince trip atılıyor.

Cep Telefonu: İnsanlığın Yeni Organı

Derken cep telefonları, bilgisayarlar, internet…

Artık insanın iki eli, iki gözü, bir kalbi ve bir de şarj kablosu var. Elektrik kesilince karanlıkta kalmıyoruz sadece; kim olduğumuzu da unutuyoruz.

Peki, bütün bu hızın sonunda 2050’de ne olacak?

2050 Manzarası:

Çok Akıllı Evler, Biraz Dalga Geçilen İnsanlar

2050’de evler bizden daha akıllı olacak.

Buzdolabı bize kızacak:

“Bu üçüncü tatlı, vicdanın yok mu?”

Aynalar motivasyon konuşması yapacak:

“Bugün de kendinle barışmadın, farkındayım.”

Arabalar sürücüsüz olacak ama insanlar hâlâ hayatlarını kime emanet ettiğini bilemeyecek.

İnsanlar daha uzun yaşayacak ama daha az hatırlayacak.

Her şey kayıt altında olacak fakat kimse anı biriktirmeyecek.

Çocuklar “anne, baba”dan önce “şifreyi” öğrenecek.

2050 İnsanının Ruh Hali.

Daha çok bağlantı, daha az temas.

Daha çok bilgi, daha az bilgelik.

Daha uzun ömür, daha kısa sabır.

İnsanlar duygularını kelimeyle değil ikonla anlatacak.

Kalp kırıklıkları bile otomatik kaydedilecek:“Bu ilişki arşivlendi.”

Yalnızlık artacak ama kimse yalnız olduğunu kabul etmeyecek; çünkü herkes çevrim içi.

Ama insanlık hep böyle değil mi?

Ateşi bulduk, yaktık.

Işığı bulduk, gözümüz kamaştı.

Teknolojiyi bulduk, aynaya bakmayı unuttuk.

2050’de belki de en değerli şey şunlar olacak:

Telefonu kapatabilmek.

Sessizliği dinleyebilmek.

Birine dokunurken titreşim almamak.

Belki de en lüks şey, yavaşlamak olacak.

İnsanlık mağaradan gökdelenlere çıktı ama hâlâ kendine yol tarifi soruyor.

Teknoloji hızlandı, dünya küçüldü, insan hâlâ aynı soruyu soruyor:

“Ben bu hikâyede neredeyim?”

2050’de cevap değişir mi bilinmez…

Ama büyük ihtimalle cevap, Wi-Fi çekmeyen bir yerde bulunur.

2050’de emekliler hâlâ var ama dinlenmek yok.

Sabahı alarm değil, bileklik açıyor:

“Uykun tamam ama hayata isteğin düşük.”

Torunlar sevilir ama önce Wi-Fi sorulur.

Maaş uygulamadan yatar,tansiyon uygulamadan ölçülür.

Kahvede okey kalmaz; herkes çevrimiçi ama kimse yan yana değildir.

En büyük lüksleri şudur:

Şarjı dolu bir telefon, sessiz bir gün ve kimsenin

“Bir linke tıkla dede” dememesi.

Ve 2050 emeklisi şunu bilir:

Biz internet yokken de mutluyduk.