28 Aralık 2025’te İran’da esnafın protestolarıyla başlayıp isyana dönüşen olaylara dair ilk yazıda (İRAN KRİZİ; Petro-doların hışmı, küresel kutuplaşma ve küresel savaş riski) İran’ın tarihi, coğrafyası, jeopolitik durumuna yer verip, akıbetinin nereye varacağını değerlendirilmiştik.

Bu arada ABD basını ölü sayısının 16 bini aştığını, yaklaşık 42 bin kişinin de gözaltına alındığını duyurdu.

İran krizi ve küresel kutuplaşma

Bu başlık altında akla gelebilecek ‘Esas Bilgi Unsurlarını’(EBU-sağlıklı karar için zorunlu olan, işin omurgası sayılan bilgi) sıralayıp bir satranç oyuncusu gibi birkaç hamle ilerisini görmeye çalışalım ve nelerle karşılaşabileceğimizi simüle edelim:

· ABD İran’a saldırır mı?

· Defalarca telaffuz edilen nükleer savaş ve/veya 3. Dünya Savaşına dönüşür mü?

· İsrail-İran çatışması sınırlı kalır mı?

· ABD’nin İran’a saldırmasına, Çin-Rusya kayıtsız kalır mı, küresel savaş riski var mı?

· İran bölünür mü?

· Türkiye yeni bir göç dalgasına maruz kalır mı?

Önce EBU unsurlarına ilişkin gelişmelere bir göz atalım.

· Çin Dışişleri Bakanı, ABD’nin müdahale etmesi durunda İran’a yardım edeceklerini,

· Rusya ve Çin Devlet Başkanları düzeyinde İran’ın yanında olduklarını, çatışma durumunda İran’a destek sağlayacaklarını ifade etmeleri,

· İsrail’in ABD’yi devamlı Ortadoğu’da tutmak istemesi,

· ABD’nin iki uçak gemisi, deniz ve hava unsurlarını Akdeniz’e sevkinin uydudan tespit edildiği,

· Venezuela operasyonu ve Grönland söylemleri sonrası, ABD kamuoyu ve Demokratların tedirgin olması,

· NATO’nun ikiye bölünmesi, devlet başkanları düzeyinde tepkilerin olması,

· ‘Sonu belli olmayan, kuralsız gücün hüküm sürdüğü bir dünyanın, kimse için güvenli olmadığı’ gerçeği, ABD’nin kararını nasıl etkiler?

Şimdi de olabilecekleri teşhis etmeye çalışalım.

EBU-1 ABD, BM’nin savaş kararı.

Tarihte, uzun süren savaşlar:

335 yıl (1651-1968) 2 çağ, 3 asırla ilk sırada Hollanda-Sicilya Savaşı; 100 yıl savaşı olarak tarihe geçen aslında 116 yıl (1336-1453) süren İngiltere-Fransa savaşı; 30 yıl Katolik-Protestan Savaşıdır. (1618-1648)

20. yüzyılın en uzun savaşı olan, 1980-1988 İran-Irak savaşında iki taraftan 500 bin kişi ölmüştür. Savaşma azmi ve savaş deneyimi bakımından önemli bir unsurdur. Her iki ülkenin ordusu savaş deneyimine sahiptir.

2026 yılı değerlendirmesine göre ‘Dünyanın en güçlü orduları’ sıralamasında; ABD, Rusya, Çin ilk üç, İsrail 15, İran 16. sıradadır.

“Mücbir neden olmadıktan sonra yapılan savaş bir cinayettir.” Savaşların hortladığı çağımızda, ‘bu nereye varacaktır?’ sorusunun cevabı, tenis topu gibi vicdanla beyin arasında bir öteye bir beriye gidiyor.

Savaşa girmek gibi önemli kararların meclislerde alınması ve ‘mücbir sebep’ olması gerekir. 2. Dünya Savaşı’nda “Avrupa’daki savaştan bize ne?” deyip ‘inziva politikası’ izleyen Amerikan halkı, Pearl Harbor baskınından sonra, savaşa girmeye razı olmuştur. Savaşa girme kararının ‘haklı’ bir gerekçeye dayandırılmasına tarihi bir örnektir. Üstelik ABD kendi strateji, doktrin ve konseptlerini hiyerarşik bir yapı ve süreç içerisinde geliştirip icra etmektedir.

Günümüzde önemli kararlar eskisi gibi artık meclislerde alınmıyor, iş adamlarının ofislerinde alınıyor. BM’nin kararına ihtiyaç duyulmadan savaşa girilmesi, egemenliğin kolay çiğnenmesi tek kutuplu dünyanın ‘modası’ oldu.

EBU-2 Nükleer savaş ve 3.Dünya Savaşı ihtimali

Eylemler önce düşüncede başlar. Ukrayna Savaşı’nda bu söylemler birkaç kez tekrar etti. Bu şu demektir, ‘Kırmızı çizgilerin’ ihlali halinde nükleer silah kullanılabilecek ve 3. Dünya Savaşı’na dönüşebilecektir. Bir kişinin öldürülmesi yüzünden 1. Dünya Savaşı çıktı. Taht yüzünden çıkıp yüz yıl devam eden, aşk yüzünden çıkan savaş vardır. Bu yüzdendir ki, ‘Savaşın bir mantığı yoktur, kendine özgü bir grameri vardır’ denir.

Burada iki hususu hatırlamakta yarar vardır. İlki, SSCB dağıldıktan sonra, nükleer silahların ve bilim adamlarının kontrolsüz kalışı. Beklemediğimiz yerde ve hatta devlet dışı ellerde nükleer silahın bulunabileceği ihtimalidir. İkincisi de Nükleer Silah Yayılmasının Önlenmesi Anlaşması uyarınca nükleer silaha sahip devletler; ABD-Birleşik Krallık-Çin-Fransa-Rusya idi. Daha sonra nükleer silaha sahip diğer devletler; nükleer silaha sahip olduğuna inanılan devletler; NATO’nun nükleer paylaşım devletleri; Belarus, Ukrayna gibi önceden nükleer silaha sahip devletler olmak üzere 5 kategoride 17 devleti bulmuş durumdadır.[1]

Rahatsızlık yaratan bir başka konu da Medeniyetler Çatışması kurallarına göre uygulanan çifte standarttır. Pakistan Cumhurbaşkanı/Başbakanı (1973-1977) Zülfikar Ali Butto “Hristiyanlarda, Musevilerde nükleer silah varken, Müslüman ülkelerde yasaklanması adil değildir” demiş ve nükleer silaha sahip olan tek Müslüman ülke olmuştur.

Gerek nükleer silah kullanımı ve gerekse 3. Dünya savaşı ihtimali misillemeye ve bir felakete neden olacağından bu iki ihtimalin de çok zayıf olduğu kanaatindeyim. İki ülkenin doğrudan sıcak bir çatışmaya girişmeyecekleri, ancak vekâlet savaşları ile mücadelenin devam edeceği görünmektedir.

EBU-3 İsrail-İran çatışması sınırlı kalır mı?

İsrail, hassas tarafları, iç hat durumunda oluşu, derinliği ve nüfusunun az oluşu, din farkı nedeniyle çevresindeki ülkeleri genelde düşman kabul etmektedir. Güçlü tarafı belirtilen hassasiyeti dikkate alınarak başta ABD ve İngiltere’nin uluslararası ortamda desteğini almaktadır. 1967 Savaşı’nda iç hat durumunda olmasına rağmen galip gelmiştir. ABD’de -mevcutları az olmasına rağmen- kilit notalarda Yahudi bilim insanı, siyaset ve iş insanlarının oluşturduğu lobi, İsrail’in derinliğini ve gücünü oluşturmaktadır. Bir diğer gücü; bilim alanında Nobel Ödülü alan Yahudi sayısı 130 dolaylarında iken, nüfus itibarıyla bir milyarı geçen 57 İslam ülkesinden sadece 3 bilim adamının anılan ödülü alması son derece manidardır. Oysa bir zamanlar sırasıyla; Selçukluların başkenti medreseleri ulemalarıyla ünlü

Horasan, Şam, Bağdat ve Kür Tuba’da en büyük kütüphaneler ve bilim insanları bulunmaktaydı.

ABD’nin desteği sürdükçe, ‘dur’ diyen olmadıkça İsrail bu fırsatı değerlendirerek BOP’u (ya da ‘Genişletilmiş Orta Doğu/Yeni Orta Doğu) da aşıp ‘Büyük İsrail hedefine[1] yaklaşmak için hava harekâtı, füzelerle icra edilen kısmi bir savaşlarla, düşük yoğunlukta olsa da yayılmaya devam edecektir.

EBU-4 ABD’nin İran’a saldırması durumunda Çin ve Rusya kayıtsız kalabilir mi, küresel savaş riski var mı?

Çin ve Rusya’nın bölgelerindeki bu savaşa ortak çıkarları için müdahil olacağı, sağduyu sahibi herkesin kabul edeceği bir durumdur. Dünya, şu anda klasik anlamda bir barış döneminde değil, fakat henüz resmi bir Dünya Savaşı da yoktur. Bulunduğumuz evre akademik literatürde giderek daha fazla şu kavramlarla tanımlanıyor; sürekli düşük yoğunluklu küresel çatışma; parçalı dünya savaşı; eş zamanlı bölgesel savaşlar sistemi,

İran bu sistemin düğüm noktalarından biridir.

‘Küçük balta darbeleri, koca çınarı devirir’ misali hava saldırıları, siber saldırılar, suikastlar şeklinde cereyan eder.

EBU-5 İran bölünür mü?

İran’ı jeopolitik olarak benzersiz kılan unsur; Hürmüz Boğazı, Ortadoğu-Kafkasya- Orta Asya’ya geçiş kuşağı, Çin’in kuşak-yol hattının kritik ayağı durumunda olmasıdır. ABD’nin amacı İran’ın doğal zenginliklerine erişebilmektir. Riskli ve uzun sürecek bir harekât yerine kendisine müzahir yönetimi işbaşına getirmek daha uygun bir hareket tarzı olarak görünmektedir.

İsrail ise savaş taraftarı gözükmektedir. Amacı, Büyük İsrail hedefini hayata geçirebilmek için başlangıçta Kürtleri geçici süreliğine bir araya getirip, nihai hedefinin ilk safhasını tamamlamak istemektedir.

Aklı başında Kürtler, Irak ve Suriye’deki olaylara bakarak kurulacak bir Kürt devletinin kendilerinin hayrına olmadığını, yüz yıllardır yaşadıkları vatanlarında istedikleri en büyük makam ve mevkilerde görev alabildiklerinin, eşit yaşadıklarının ve bir ‘Kürt sorunu’ olmadığının farkındadır. İran, uzun bir tarihe ve köklü geleneklere sahip; sicili, jeopolitik, jeostratejik konumu, durumu itibariyle farklı bir ülkedir. Yakın geçmişteki örneklerde olduğu gibi koalisyon gücü oluşturarak, BM ve NATO’yu da yanına alarak Afganistan, Irak, Libya ve Suriye gibi olmayacağı, bu defa başta Çin ve Rusya’nın ve hatta diğer dünya devletlerinin ‘Grönland’ meselesinde olduğu gibi kayıtsız kalmayacağı söylenebilir.

EBU-6 Türkiye açısından durum. Türkiye yeni bir göç dalgasına maruz kalır mı?

Türkiye’nin İran’la tarihsel beraberliği ve kader ortaklığı vardır. Türkiye, İran ile tarihi, coğrafi bağları, soydaşları, en tepedeki yöneticilerinin Türk asıllı olması nedenleriyle taraftır.

Türkiye devlet geleneğine, jeopolitik konumuna, stratejik kapasitesi gereği, savaşa giren değil, savaşı sınırlayan, bölgede istikrar isteyen ülkedir. Bu düşüncelerle gerek Cumhurbaşkanı gerek Dışişleri Bakanı “Türkiye, İran’a askeri müdahaleye karşıdır” açıklamalarını yaptı.

Öte yandan İran’da savaş çıkması halinde 10-20 milyon göçmenin Türkiye’ye göçüne maruz kalma ihtimali yüksektir.

Gelecek hakkında değerlendirme

İran’daki son gelişmeler, Humeyni’nin “Petrol İran’ın nimeti ve lanetidir” söyleminde saklı.

Enerji akışını ve petrolün hangi parayla satılacağını kim kontrol ediyorsa, küresel gücü de büyük ölçüde o belirler. Savaş ve petrol dolar sistemleri arasındaki ilişki, modern jeopolitiğin en kritik konusu olmuştur.

Olup bitenler ayrıca geçici bir kriz değil, uzun vadeli yapısal kırılmaların yansıması olarak görülebilir. ABD’nin İran’a karşı uyguladığı -dünyada en uzun süren- ambargo, kısıtlamalar ve İran’ı güçsüz kılma eylemleri devam ettiği sürece İran’da benzer olaylar yaşanacaktır. Petrol ülkesi İran kendi benzinini dahi üretemiyor, dışarı bir şey satamıyor, alamıyor.

ABD’nin İran ile uzun süreli çatışmaya girip girmeyeceğine karar vermesini etkileyen faktörler; dışta Çin ve Rusya’nın İran’ı desteklemesi; İran’ın elinde savaş deneyimi olan boşta kalmış milis güçlerin bulunması, ‘renkli devrimler’ için kolay bir lokma olmaması; içte başka cephede angaje olması; Venezuela operasyonu ve Grönland çıkışına dünya kamuoyunun tepkileridir. Bu ve benzer gelişmeler dikkate alındığında, ABD’nin İran’ı askeri alanda hava saldırıları (nükleer tesislerden geri kalanları tahrip) ve iç karışıklıklarla güçsüz bırakma, kendisine müzahir bir yönetimi iş başına geçirme hedefindedir denebilir.

21. yüzyılın çatışmalarında alışılmış hareketler geride kaldı. Çok kısa zamanda çok büyük mesafe kat etmek, küçük kuvvetlerle büyük kuvvetlere taarruz edip sonuç almak, istikrarsızlık, terörizm, göçlerle hedef ülkeyi taciz etmeyi güden ve küçük gruplar halinde icra edilen harekâta dönüştü. Balistik füze teknolojisiyle cephe ile geri bölge arasındaki fark ortadan kalkmış, bu yüzden sivil zayiat artmıştır. Hareket kabiliyeti yüksek, uzun menzilli, tahrip gücü ve isabet ihtimali fazla, görünmezlik teknolojisiyle (stealttı) donatılmış silahlar kullanılmaktadır. Savaş makinelerin değil, insanın azim ve iradesinin mücadelesidir. Dünyada en tehlikeli silah, ölümü göze almış insandır.

Sonuç

Orta Asya’nın jeostratejik oyuncularının; ABD-Rusya ve Çin’in olduğu, Güney Kafkasya’nın ağırlık merkezinin Azerbaycan, Orta Asya’nın ise Özbekistan olduğu kabul edilmektedir.

Enerji zengini İran ve Orta Doğu petrollerinin kontrolü, ABD’nin öncelikli potansiyel hedefi durumundadır.

İran ekonomik bakımından çok zor durumdadır. Karşılaştığı sorunlar sadece ani ekonomik şoklardan ibaret değildir. ABD, İran’ı parçalamak değil, kendisine müzahir bir hükümet olmasını istemektedir.

İsrail ise İran’da peyk bir Kürt devletinin kurulmasını istemektedir. İran içinde MOSAD ve CIA’nın etkisi yok edilmedikçe bu tarz olaylar mukadderdir.

İran’daki olayları Suriye’deki gelişmelerle bir bütün olarak değerlendirmek gerekir. Harekât alanının Rusya ve Çin’in ilgi ve tesir sahası içinde bulunduğu, genişleme temayülünün ve nükleer başlıklı füzeler kullanılabileceği dikkate alınmalıdır.

Emperyalistleri kaygılandıran dikta veya molla rejimleri değildir. Onların istediği uysal davranan liderlerdir.

Arap ülkelerinde anayasa yok, baro yok onlara sessiz kalınırken, Amerikan üssünün olmadığı İran Şii olduğu için tehlikeli ve hedef ülke olarak bombalanmaktadır kanaati yaygındır.

Azerbaycan kendi nüfusundan fazla olan soydaşları kabul edemeyeceğine göre Türkiye, göç dalgasına maruz kalabilir.

Sonucu yıkım, göç ve istikrarsızlık olan bir savaşa karar verenler ve kayıtsız kalanlar büyük bir vebal altıda kalacaktır. Dünya kamuoyu vicdanı, olası bir savaşı reddedecektir.

Son söz olarak şu söylenebilir; bu savaş ABD’nin ‘Petro-dolar, İsrail’in BOP’u geliştirme savaşıdır.


[1] Açık kaynakça: Status of World Nuclear Forces 2016


[2] BOP (Büyük Orta Doğu Projesi) ABD Merkezli, batı tarafından formüle edilmiş bir bölgesel yeniden yapılanma projesidir. Devlet yapıları ve rejimi hedef alır; Büyük İsrail; ‘Tevrat’ta atfedilen topraklar’ söylemine dayanan ideolojik-jeostratejik bir hedeftir.