Yaşadığım hayat tecrübesinden şunları gördüm, yaşadım:

Hayatta bazı şeyler vardır, “pardon” demekle düzelmez.

Mesela söz…

Ağızdan bir çıktı mı, WhatsApp mesajı gibi:

“Silindi” yazıyor ama karşı taraf çoktan okumuş oluyor.

İnsan bazen konuşarak kaybediyor, bazen de susması gereken yerde nutuk atarak.

Zaman meselesi ise ayrı bir komedi.

Gençken bol bol harcıyoruz,

yaş alınca taksitlendirmek istiyoruz ama sistem kabul etmiyor.

“Bir ara görüşürüz” dediğimiz herkesle,bir gün gerçekten ara açılıyor.

Meğer zaman, acele etmeyeni hiç affetmiyormuş.

Güven…

İşte orası en nazik yer.

Bir kere kırıldı mı,

yapıştırıcısı yok, servisi yok, garanti kapsamına da girmiyor.

“Bir daha asla” dediğimiz yerden,

bir bakmışız yine temkinli bir belkiye razıyız.

İnsan güveni kaybedince,

kapıyı değil, kalbi kilitliyor.

Ve hayat bütün bunları yaşatırken,arada bize küçük espriler de yapıyor.

Tam “tamam, oldum” dediğin yerde,bir bakıyorsun hâlâ öğrenme sürecindesin.

Diploma yok, mezuniyet yok;

sadece tecrübe var, o da harçsız ama pahalı.

En sona bırakılan konuya gelince…

Ölüm.

Aslında ölüm konuşulmaz diye erteliyoruz, ama hayat zaten sürekli fısıldıyor.

Ölen sadece insanlar değil;

ertelenen hayaller, yarım kalan cesaretler de gidiyor.

Bu yüzden mesele ölmek değil,

yaşarken eksik kalmamak.

Kısacası öğrendim ki:

Her şey geri gelmiyor.

Ama insan, geç kalmamayı öğrenebiliyor.

Biraz daha az konuşarak,

biraz daha çok anlayarak

ve hayata, ciddiye alacak kadar saygı duyup fazla büyütmeyecek kadar da gülümseyerek.