Ben galiba yanlış yüzyılda doğmuşum.

Ya da yanlış bir evde.

Belki de yanlış kuyruğa.

Markette kasaya geldiğimde bir refleks başlıyor bende. Ürünleri diziyorum, kasiyer daha “poşet ister misiniz” demeden kart elimde hazır, temassız pozisyondayım. Bip sesi çıkar çıkmaz bir yandan ürünleri arabaya yerleştiriyor, bir yandan fişi kapıp pistten kalkan uçak gibi alanı terk ediyorum. Çünkü arkamda bekleyen insanın zamanının da en az benimki kadar kıymetli olduğunu düşünüyorum.

Fakat ne oluyor?

Önümdeki müşteri kredi kartını çantasının en dip katmanlarında arkeolojik kazı yapar gibi arıyor. Sanki Troya hazinesini bulacak. Kasiyerle hayat hikâyesini paylaşıyor. O sırada ben içimden “Hanımefendi, biyografinizi kitaplaştıracak zaman değil” diyorum.

Metroya bineceğim. Kartım elimde. Turnikeye yaklaşırken askeri disiplinle hazırlanmışım. Ama önümde biri var ki… Kartını turnikeye dayıyor, olmuyor. Tekrar deniyor, olmuyor. Sonra cüzdanı açıyor. Kartı ters çeviriyor. Turnikeyle bakışıyorlar. O sırada arkada biriken insan kalabalığı küçük çaplı bir nüfus sayımı yapabilecek seviyeye ulaşıyor.

Asansöre geliyorum. Kapı açılmış. İçeride iki komşu ayaküstü muhabbet ediyor. Konu ciddi: “Geçen gün kim geldi, kim gitti?” Asansör kapısı açık. Dışarıda bekleyen bizler, adeta canlı yayın izliyoruz. Birisi “Kapıyı kapatalım mı?” dese belki medeniyet tarihi yeniden yazılacak.

Ben soruyorum kendime:

Ben neden bu kadar hazırlıklıyım?

Neden kamusal alanı ortak alan olarak görüyorum?

Neden “benim acelem yok” cümlesini başkalarının zamanını gasp etmek için kullanmıyorum?

Sonra anlıyorum ki mesele acele değil.

Mesele saygı.

Bizde zaman kavramı biraz ilginçtir. Kendi zamanımız kıymetlidir, başkasınınki esnektir. Kuyrukta beklerken içimizden homurdanırız ama sıra bize gelince evreni durdururuz. Çünkü o an dünya bizim etrafımızda dönmektedir.

Oysa medeniyet küçük ayrıntılarda gizlidir.

Kartı önceden hazırlamakta.

Kasada oyalanmamakta.

Asansörü toplantı odasına çevirmemekte.

Ben yine de vazgeçmeyeceğim.

Kasada hızlı olacağım.

Turnikede seri davranacağım.

Asansörde kapıyı tutmayacağım.

Çünkü birilerinin bu ülkede “görünmez kahraman” olması lazım.

Belki bir gün turnike önünde oyalanan kişi bana bakıp diyecek ki:

“Bu adam bir tuhaf ama galiba doğru yapıyor.”

O gün geldiğinde, işte o zaman kasada bip sesi sadece ödeme değil, medeniyetin küçük bir zaferi olacak.