İki günde iki okulda yaşanan saldırılar ve çözümleri

Hepimizi yasa boğan, derinden sarsıp düşünceye sevk eden iki olayı peş peşe yaşadık; 14 Nisan’da Şanlıurfa Siverek Ahmet Koyuncu Lisesi’nde, 19 yaşındaki okulun eski bir öğrencisi pompalı tüfekle ateş açarak, 16 kişiyi yaraladı. Bir gün sonra Kahramanmaraş Aysel Çalık Ortaokulu’nda 8. sınıf öğrencisi, 14 yaşındaki İsa Aras Mersinli, çantasında getirdiği silahlarla 10 kişinin ölümüne, 13 kişinin yaralanmasına neden oldu.

Çoğumuz gibi kafamda olayları evirip çevirirken önce genel duruma baktım çevremizde cereyan eden savaşların yarattığı travmayı düşündüm.

Sonra başında ‘Milli’ sözcüğü olan Milli Eğitim Bakanlığının ilgi alanında olmasını üzerinde durdum. Millî Eğitim Bakanlığı'na ‘milli’ denmesinin nedeni anımsadım; bu bakanlığın Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim sistemini ulusal düzeyde organize eden, yöneten ve denetleyen bir kurum olmasından kaynaklandığı; Milli eğitim ülkenin ve milletin gelişmesi bu sayede olacağı için “İlim irfan ordusu’ olarak anıldığı,

Atatürk, “Efendiler, yetişecek çocuklarımıza ve gençlerimize, görecekleri öğrenimin sınırı ne olursa olsun, en önce ve her şeyden önce, Türkiye’nin bağımsızlığına, kendi benliğine, ulusal geleneklerine düşman olan bütün unsurlarla mücadele etmenin gereği öğretilmelidir” sözünü ve öğretmene verdiği önemi de dikkate aldım.

Okullar, çocukların bilgiyle büyüdüğü kadar duygularıyla da şekillendiği yerlerdir. Ancak bazen bir öğrencinin iç dünyasında kopan fırtınalar, sınıfın sessizliği içinde kaybolur. Duyulmayan her ses, fark edilmeyen her yalnızlık ve bastırılan her öfke, zamanla kontrolsüz bir patlamaya dönüşebileceği gerçeğini kabul etmemiz gerektiğini anımsadım.

Eskiden büyükler küçüklere öğretirken günümüzde, bilgi ve bilgisayar çağında, küçüklerin büyüklere öğretir duruma geldikleri; ananın, babanın ve öğretmenin eli öpülür; bir çocuğun kalbine dokunmak, bir milletin geleceğine yön vermektir; bir çocuğun sessizliğini anlayabilen bir toplum, geleceğini korumayı başarmış bir toplumdur öğretilerinin de önemli unsurlar olduğunu düşündüm.

Bu tür olaylar tek bir nedene indirgenemez. “2 günde 2 okul saldırısı” gibi kısa aralıkta yaşanan vakalar genellikle birden fazla faktörün üst üste gelmesiyle ortaya çıkar. Bu ‘tesadüf’ olarak geçiştirilemeyecek kadar ciddi bir durum, uyarıdır. Bu olaylar, sadece bireysel öfkenin değil; ihmal edilmiş duyguların, zayıflamış toplumsal bağların ve eksik kalan eğitim yaklaşımlarının bir sonucudur.

Bugün karşı karşıya olduğumuz tablo; sadece bireysel bir öfkenin değil, toplumsal bir ihmalin yansımasıdır. Akran zorbalığıyla örselenmiş bir çocuk, ilgisizliğin gölgesinde büyüyen bir genç, kendini ifade edecek bir yol bulamadığında; sesini yanlış yerde ve yanlış şekilde duyurmaya çalışabilir.

Sorunun çözümü, okulları yüksek duvarlarla çevirmek değildir. Asıl çözüm, o duvarların içinde kalan kalplere ulaşabilmektir.

Bir öğretmenin zamanında fark ettiği bir değişim, bir rehberlik uzmanının dokunduğu bir ruh, bir ebeveynin içten bir ilgisi; gerçek güvenlik işte buralarda başlar.

Eğitim; sadece bilgi vermek değil, insan yetiştirmektir. Empatiyi öğretmeyen, dinlemeyi bilmeyen, duyguları anlamayan bir sistem; ne kadar başarılı görünürse görünsün eksik kalır. Çünkü kırılan bir ruh, çoğu zaman sessiz kırılır ki en tehlikelisi de budur.

Sormamız gereken, “Bu çocuklar neden bunu yaptı?” değil, “Biz neyi zamanında göremedik?” sorusudur.

Çünkü bazı felaketler bir anda olmaz; yavaş yavaş gelir, sessizce büyür ve en sonunda hepimizi sarsar.

Unutulmamamız gerek husus: Bir çocuğun sessizliğini anlayabilen bir toplumun, geleceğini korumayı başarmış bir toplum olduğudur.

Görmezden gelinen gerçek kapımıza dayandı!

İki gün… İki saldırı…
Bu, sadece bir istatistik değil; görmezden gelinen bir gerçeğin kapımıza dayanmış hâlidir.

Bu olaylar bir “güvenlik sorunu” olduğu kadar eğitim, aile ve toplum sorunudur. Sadece polisiye tedbirlerle değil, insanı merkeze alan bütüncül yaklaşımla çözülebilir.

Milli Eğitim Dergisi’nde yayınlanan bir araştırmaya göre; “En büyük sorun; sistemin sürekli değişmesi, öğretmene yeterli değerin verilmemesi, plansızlık, ücretli öğretmenlik, liyakate önem verilmemesidir” tespiti konuyla ilişkilendirilerek dersler çıkarılmalıdır.

Ve belki şu sözü de hatırlamak iyi olabilir; “İhmal edilen her duygu, bir gün bedelini topluma ödetir.”


* Bahtiyar Türker, E. Tümgeneral, Araştırmacı-Yazar