Karayip Denizi’nde haftalardır büyük yığınak yapan ABD, bağımsız ve egemen bir devlet olan Venezuela’ya yönelik 3 Ocak saat 02.00’de ‘Mutlak Kararlılık Operasyonu’ başlattı. ABD savaş uçakları, gece yarısı Başkent Karakas başta olmak üzere liman, üs ve petrol kuyularını, sabahın erken saatlerinde radarları köreltip hava savunma bataryalarını tahrip etti. Helikopterler için güvenli bir koridor açıldı. 2 saat 28 dakika süren operasyonda 40 Venezuelalı öldürüldü, Maduro ve eşinin bulunduğu bölgeye inen ABD Özel Kuvvetleri Delta Force komandoları, Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşi Cilia Flores’ı derdest edip ABD’ye kaçırdı. Venezuela hükümeti, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ni acil toplantıya çağırdı.

Ülkelerden gelen tepkiler

ABD'nin Venezuela'ya saldırı düzenleyip Maduro'nun yakalanıp ülke dışına çıkarıldığını açıklamasının ardından dünya, Amerikan emperyalizme karşı ayağa kalktı, ABD, Arjantin, İngiltere, Fransa, Yunanistan’dan Küba’ya, Hindistan’dan İtalya’ya kadar meydanları dolduran milyonlar protestolar düzenlendi, Trump’a tepki gösterileri yapıldı. Tabii tepkilerin yanında alkışlayanlar da oldu.

Rusya; ABD saldırılarının "bağımsız bir devletin egemenliğinin ihlâli" olduğunu belirtti. Dışişleri Bakanlığı, ABD'nin "silahlı saldırı eyleminden" derin endişe duyduğunu açıkladı. Maduro ve eşinin serbest bırakılmasını istedi.

Çin; “Hiçbir ülke uluslararası polis veya yargıç gibi davranamaz, ülkelerin egemenliği ve güvenliği uluslararası hukuk tarafından korunmalıdır” dedi.

Türkiye'den itidal çağrısı gelirken, Dışişleri Bakanlığı ABD'yi kınamaktan kaçındı. Venezuela’nın Türkiye Büyükelçisi Gutierrez, “Türkiye’den resmi kınama bekliyoruz” dedi.

Kolombiya, Venezuela sınırına asker konuşlandırdı. Latin Amerika'nın "egemenliğine saldırı" olarak nitelendirdi ve bunun insani bir krize yol açacağını söyledi.

Trump basın toplantısında hedef büyüttü!

Gözlerin çevrildiği ABD Başkanı Trump, düzenlediği basın toplantısında;

“ABD, Venezuela ve lideri Başkan Nicolas Maduro'ya karşı büyük çaplı bir saldırı düzenlemiş ve Maduro ile eşi yakalanarak ülke dışına çıkarılmıştır. Doğru ve düzgün bir geçiş yapılana kadar bu süreci biz yöneteceğiz” dedi. Kolombiya Devlet Başkanı Gustavo Petro için “o bir haydut ve kötü bir adam, çok fazla uyuşturucu üretiyor” diyen Trump, Küba ve Kolombiya'yı da tehdit etti.

Basın nasıl değerlendirdi?

-ABD, Amerika kıtasını ‘kendi arka bahçesi sanıyor’, hedefi doğal kaynaklara el koymaktır. Trump, kıtanın petrol ve nadir elementlerine göz dikti.

-Venezuela’ya yapılan dış politika değil, uluslararası hukuk açısından bir korsanlık eylemi sayılmaktadır. Asıl amaç, jeolojik gerçektir. Venezuela’nın 300 milyar varillik ekstra ağır nitelikteki petrol rezervine sahip olmasıdır.

-ABD’nin alıkoyarak New York’a getirdiği Venezuela Devlet Başkanı ve eşi, uyuşturucu ve silah kaçakçılığı suçlarından çıkartıldıkları mahkemede suçlarını reddetti, masum olduklarını söyledi; Venezuela’da Geçici Devlet Başkanı olarak yemin eden Rodrguez, Madura ve Flores’i iki kahraman olarak tanımladığı duyuruldu.

-“Trump’ın Venezuela planı Suudileri çıldırttı” başlıklı haberde; ‘Riyad’tan Washington’a tarihi rest; Petrol savaşı başladı, Venezuela’yı bırak, yoksa vanaları kapatırız.”

-Macron; “ABD büyük güç ama bazı müttefiklerini kaybetmeye başladı”

-Çinli üst düzey bir yetkili, “Dünyada sadece bizde hidrojen bombası var, 3 Eylül 2025’te Pekin’de yapılan zafer günü geçit töreninde teşhir edilen çoklu savaş başlığına sahip füzelerimizle dünyanın her köşesini 20 dakikada vurabiliriz” diyerek gözdağı verdi.

Soru işaretleri

ABD’nin Venezuela’ya karşı gerçekleştirdiği operasyonu izleyip okuduktan sonra, olup bitenleri akıl süzgecinden geçirirken soru işaretleri koyduğum hususlar:

  • En iyi hava savunma sistemi olan Rus S-300 bataryalarının karşı koyamaması,
  • Onca uçak ve helikopteri radarların tespit edememesi
  • Harekâttan hemen önce başkentin tüm enerji şebekesinin karartılması,
  • Delta Force personelinin sarayın koridorlarına onca güvenlik görevlisine rağmen karanlıkta sızması (Saray muhafızlarının önceden satın alınmaları, Saddam ve Esad orduları gibi mukavemet göstermemeleri benzeri bir durumun yaşanması)
  • Kritik görevdeki generallerin hesaplarına yüklü miktarda para aktarılması,
  • Maduro’nun ülkesini getirdiği kötü durumdan yargılanıp her şeyini kaybetmektense Trump’ın yaptığı gizli görüşmede, hayatta kalma garantisi karşılığında ülkenin yönetimini ve elindeki gizli dosyaları teslim etmesi,
  • Rusya’nın özel nükleer denizaltılarının Atlas Okyanusu’nda etkisiz kalması,
  • Karadeniz’de insansı deniz araçlarına yönelik tanımlanamayan müdahaleler,
  • Harekât sırasında Venezuela halkını kaderlerine razı kılan algı operasyonu,
  • Venezuela ile askeri işbirliği anlaşması bulunan Rusya ve Çin’in tepkinin ‘cılızlığı’.

ABD’nin güvenlik stratejisi, öncelikli potansiyel hedefleri

Olayı özetledikten sonra, bu ve benzer olayların altında yatan unsurlara bir göz atalım. Belirtilen hususları iyi değerlendirebilmek için kavramları hatırlatmakta yarar var. [1]

Nasıl ki düşünce eyleme dönüşüyorsa, eylem de tekrarlandıkça alışkanlığı, alışkanlıklar da kişiliği oluşturuyorsa, ülkelerin jeopolitik konumu politikalarına, politika stratejiye, strateji de taktiğe yön veriyor. Bu yüzden “Stratejide yapılan hata taktikle düzeltilmez” denmektedir.

Soğuk Savaş dönemi bittikten sonra, süper güçlerden biri olan SSCB ve Varşova Paktı dağılmıştı. Derhal yeni bir düşman yaratılması gerekiyordu. Bunun kitapları ‘Üst Akıl’ tarafından düşünce üretim merkezleri ve strateji uzmanlarına hazırlatıldı. Bu kitaplar:

· Fukuyama-Tarihin Sonu (Soğuk savaş bitmiş, ideolojik rekabet sona ermiştir)

· Huntigton-Medeniyetler Çatışması (1993 yılında ABD’nin girişimleri için kültürel altyapıyı oluşturdu. Geleceğin çatışmaları ideolojik değil medeniyet temelli olacaktır)

· Brezinski- Büyük Satranç Tahtası (Avrasya’yı kontrol eden dünyayı kontrol eder, Avrupa, Rusya, Çin’i ve bunların etrafında oluşabilecek ittifaklar ABD’nin Avrasya egemenliğini engelleyecek etkenler olarak belirledi. Çin Avrasya’da büyüyen bir devdir)

· Kagan-Cennet ve Güç (Tek kutuplu dünyada ABD güç kullanmak zorundadır)

· Zakaria-Amerikan Sonrası Dünya (Çok merkezli dünya doğmaktadır)

· Kissinger-Dünya Düzeni (Çin, İslam dünyası ve Rusya farklı düzen algılarına sahiptir)

· Avlin Tofler-Üçüncü Dalga; Dünyayı Nasıl Bir Gelecek Bekliyor ve Şok, Gelecek Korkusu (İlk çağlarda güçlü olan, endüstri çağında zengin olan kazanırdı. Bilgi çağında ise bilgili olan kazanacaktır)

Bu çalışma sonuçlarına göre; Orta Asya’nın jeostratejik oyuncularının; ABD-Rusya ve Çin’in olduğu, Güney Kafkasya’nın ağırlık merkezinin Azerbaycan, Orta Asya’nın ise Özbekistan olduğu benimsendi. Diğer taraftan Ortadoğu petrolünü Avrupa ve ABD pazarlarına taşıyan tankerleri takip ettiği Basra körfezi-Hürmüz Boğazı- Babülmendep Boğazı-Kızıl Deniz-Süveyş Kanalı-Kıbrıs-Girit- Malta-Cebelitarık Boğazı güzergâhı güvenliği önem kazandığına ABD’nin ‘arka bahçesi’ sayılan Venezuela’da rezerv ve kalite olarak daha fazlasının bulunduğuna, enerji zengini İran ve Orta Doğu petrollerinin kontrolünün ABD’nin öncelikli potansiyel hedefi olduğuna, belirlenen hedeflerin elde edilebilmesi için uzay mücadelesinin ağırlık merkezi olarak belirlenmesine dikkat çekildi.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra, Doğu-Batı, diğer bir ifadeyle Varşova Paktı-NATO, Kuzey-Güney eksenine yani Hristiyan-Müslüman çatışmasına dönüştürülmüştü. Tek kutuplu dünyada ABD ‘Süper Güç’ konumuna geldi. Orta Asya’da, güney Kafkasya’da küçük devletler kuruldu, jeopolitik güç boşlukları oluştu. Tek kutuplu dünyanın getirdiği kontrolsüz güç, ülkelerin egemenlik haklarını kolay çiğnenir duruma getirdi.

Mearsheimer’in ‘Yeniden Yükseliş’te belirtilen ‘Büyük güç rekabeti kavramı’ Biden döneminde resmi doktrin oldu. Çin ile çatışmanın kaçınılmaz olduğu varsayımı benimsendi.

Sonuç

MÖ 400’lü yıllarda söylenen “güçlü olan yapabileceğini yapar, zayıf olan katlanır” tek kutuplu dünyada meşru araç haline getirildiği, uluslararası hukukun güçlünün elinde araç olduğu, hukuka rağmen ‘güç gerçeğinin’ göz ardı edilmemesi gerektiği, toplumsal bütünlüğün en kritik savunma hattı olduğu,

Venezuela örneği, Soğuk Savaş sonrası yaşanan ‘tek kutuplu dünyada’ güç kullanımının mahiyetinin köklü biçimde değiştiğinin somut bir göstergesi sayılabileceği,

Egemenlik haklarının kolay çiğnendiği, etik değerlerin ve ittifak ilkelerinin bile hiçe sayıldığı, (Grönland’ın işgal edileceğinin beyanı ve Fransa’nın karşı koyacaklarını duyurması)

Avrupa ile Çin, yanlarına Rusya ve Japonya’yı da alarak ABD’ye karşı birleşebilecekleri,

Bush Angajman Stratejisini değiştirip yürürlüğe koyduğu ‘Yeni Güvenlik Stratejisi’nin bir uygulaması olduğu (tek başına hareket ederek tehditleri önleyici darbeyle durdurma)

21 yüzyılda devlet dışı organların[1] rol aldıkları (Gürcistan, Ukrayna ve Kırgızistan’da rejim değişikliğin örneğinde olduğu gibi)

Enerji kaynakları bakımından zengin, ancak ekonomik ve toplumsal olarak kırılgan ülkelerin, bu yeni savaş biçiminin doğal hedefi haline geldiği,

Kimlik siyasetinin, ekonomik adaletsizliğin, sosyal kutuplaşmanın ulusal güvenlik riski oluşturduğu,

Günümüzde devletlerarası mücadele, klasik askeri işgal, açık savaş ilanlarıyla değil, örtülü operasyonlar, ekonomik yaptırımlar, algı yönetimi üzerinden yürütüldüğü,

ABD’nin Venezuela’ya yönelik harekâtının, 4. Nesil Savaş anlayışı ve Ağ Merkezli Harekât doktrininin en görülür uygulamalarından biri olduğu görülmüştür.

Artık caydırıcılığın yalnız silahlı güçle değil, güçlü ekonomi, sağlam toplum, etkin diplomasi ve stratejik akılla mümkün olacağı gerçeği unutulmamalıdır.

[1] Jeopolitik coğrafi gerçeklere dayanarak politika yapma sanatıdır; Jeoststrateji ise coğrafi gerçeklere dayanarak strateji geliştirme, coğrafyayı güce dönüştürme ve coğrafyayı bir güç olarak kullanma sanatıdır.


[1] En büyük yüz ekonominin dörtte birini şirketler oluşturmaktadır. Günümüzde önemli kararlar mecliste değil büyük şirketlerin ofisinde alınmaktadır.