Bir padişaha sormuşlar:

"Kaç dostun var?"

Gülümsemiş ve şöyle cevap vermiş:

"Tahttan inince belli olur."

Aradan yüzyıllar geçmiş ama insan değişmemiş. Sadece tahtların şekli değişmiş. Kimi makam koltuğuna oturmuş, kimi müdür olmuş, kimi siyasetçi, kimi sanatçı, kimi de şirket sahibi...

Koltuğa oturduğunuz gün etrafınızda bir kalabalık oluşur. Çantanızı taşımaya gönüllüler çıkar. Daha siz espriyi bitirmeden kahkahalar yükselir. Anlattığınız hikâyenin komik olup olmaması önemli değildir; önemli olan sizin anlatıyor olmanızdır.

Hatta bazen öyle olur ki, siz "Bugün hava yağmurlu" dersiniz.

Birileri hemen atılır:

"Ne kadar doğru tespit efendim!"

Siz:

"Ama dışarıda güneş var."

dersiniz.

Aynı kişiler hiç tereddüt etmeden:

"İşte büyük insanların farkı da bu; güneşi yağmurun içinde görebiliyorlar."cevabını verir.

İşte menfaatin mizahı tam da burada başlar.

Asıl sınav ise, bir gün doğru bildiğiniz bir konuda "hayır" dediğinizde ortaya çıkar. Özellikle de birilerinin çıkarına dokunuyorsanız...

O zaman yıllardır sizi alkışlayanlar birden bire değişiminizi keşfederler.

"Sen çok değiştin."

"Eskisi gibi değilsin."

"Mevki sahibi olunca farklı biri oldun."cümleleri havada uçuşmaya başlar.

Oysa değişen çoğu zaman siz değil, onların beklentileridir.

Dün çıkarlarına hizmet eden kararınız alkışlanırken, bugün aynı doğruluk onların işine gelmediği için eleştirilmeye başlanır.

Siyasette de böyledir, iş dünyasında da, sanatta da...

Kısacası insanın olduğu her yerde.

Gerçek dostluk, makamın gölgesinde değil; o gölge çekildiğinde ortaya çıkar.

Çünkü bazı insanlar sizi siz olduğunuz için sever, bazıları ise bulunduğunuz yer için.

Aradaki farkı anlamak için bazen uzun yıllar beklemek gerekir.

Ama hayatın güzel bir huyu vardır:

Taht sonsuza kadar sürmez.

Ve gün gelir herkes gerçek yerini alır.

İşte o gün, dostlar sayılmaz...

Kendilerini gösterirler.