Birleşmiş Milletler verilerine göre , 2020'den bu yana İsrail askerleri ve yerleşimcileri işgal altındaki Batı Şeria'da en az 1.100 Filistinli sivili öldürdü ve bunların en az dörtte biri çocuktu . Bu ölümlerle ilgili olarak henüz kimseye suçlama yöneltilmedi.
Kamu kayıtları ve hukuk hakları grubu Yesh Din'in verilerine göre, işgal altındaki Batı Şeria'da İsrail güvenlik güçleri tarafından gerçekleştirilen ve iddianameye yol açan son ölümcül saldırı 2019'da gerçekleşti. İsrailli bir sivilin öldürülmesi ve iddianameye yol açan son olay ise 2018'de yaşandı. İsrail mahkemesi bu hafta, sanığın Ayşe Rabi'ye isabet eden taşı attığına hükmetti .
İşgal altındaki Batı Şeria'da öldürülen Filistinlilerin büyük çoğunluğundan İsrail güvenlik güçleri sorumlu olmasına rağmen İsrail sivillerinin şiddeti, 7 Ekim 2023'teki Hamas önderliğindeki saldırılardan sonra yoğunlaştı. İsrail, Gazze'de de Birleşmiş Milletler komisyonu, insan hakları grupları ve soykırım uzmanlarının soykırım olarak nitelendirdiği bir savaş yürütüyor.
İsrailli yerleşimciler tarafından işlenen cinayetler, kundaklama, hırsızlık ve diğer suçlar, kamera kayıtlarına yansıyan olaylar ve iddia edilen cinsel saldırılar da dahil olmak üzere, neredeyse tamamen cezasız kaldı.
Hukuk hakları grubu Yesh Din'in verilerine göre, 2020 ile 2025 yılları arasında işgal altındaki Batı Şeria'da yerleşimcilerin şiddetine ilişkin polis soruşturmalarının %96'sından fazlası iddianame olmadan sonuçlandı. 368 vakadan sadece sekizi, yani toplamın %2'si, tam veya kısmi mahkumiyetle sonuçlandı.
Eski Başbakan'dan çağrı
Saldırılar, eski başbakan Ehud Olmert, Filistinlileri ve İsraillileri devlet destekli yerleşimci şiddetinden kurtarmak için Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin (ICC) müdahalesi çağrısında bulundu. Olmert, "bu şiddet, polis ve ordunun suç ortaklığı ve bazen de katılımıyla gerçekleştiriliyor" dedi.
Olmert, Guardian'a yaptığı yazılı açıklamada, "Sessiz kalmamaya karar verdim ve Lahey'deki Uluslararası Ceza Mahkemesi'nin dikkatini çekerek yaptırım tedbirleri almasını ve tutuklama emirleri çıkarmasını sağlamaya çalışacağım" diye konuştu.
Olmert, etnik temizlik kampanyası yürütürken "hükümet çevreleri tarafından desteklenen, teşvik edilen ve yardım edilen" şiddet yanlısı yerleşimcilerin uluslararası düzeyde yargılanması çağrısında bulundu. Filistin köylerindeki pogromların, "bir zamanlar Avrupa'daki Yahudilere karşı yapılan pogromları" hatırlattığını söyledi.
Olmert, “İsrail'deki kolluk kuvvetleri görevlerini yerine getirmezse, belki de uluslararası hukuk otoriteleri, Filistinlileri ve bizleri, Yahudi teröristlerin gözümüzün önünde işlediği suçlardan kurtarmak için gerekeni yapacaktır.” dedi.
Eski İsrail güvenlik komutanları da, Filistinlilere yönelik "neredeyse her gün" gerçekleşen saldırıların durdurulması için acil eylem talep etti. Ülkenin mevcut askeri komutanına yazdıkları açık mektupta, "Yahudi terörizmi" ile mücadele edilmemesinin varoluşsal bir tehdit oluşturduğu konusunda uyardılar.
Bu ay İsrailli yerleşimciler ve polis, işgal altındaki Batı Şeria'da 10 Filistinli sivili öldürdü. Ölenler arasında Ramazan alışverişinden dönen beş ve yedi yaşlarındaki iki kardeş ve anne babaları da bulunuyor; hepsi başlarından vuruldu.
Mektupta, "Artık bir avuç kanunsuz holiganın söz konusu olduğu bir durum değil. Bu, bazen üniforma giyen, masum insanlara ateş eden ve sivillerin mallarını ve evlerini yakan kişileri de içeren organize bir faaliyettir" denildi.
Daha önce haberlerde yer almayan mektubu imzalayanlar arasında, İsrail ordusunun iki eski başkanı (bunlardan biri aynı zamanda savunma bakanlığı da yapmıştı), Mossad ve Shin Bet istihbarat teşkilatlarının beş başkanı ve dört eski polis komiseri bulunuyor.
Yasayı uygulama çağrılarında, geçmişteki askeri başarıları İsrail silahlı kuvvetlerinin "ahlaki gücüne" bağladılar ve bunun gelecekteki zaferler için hayati önem taşıdığını söylediler. "Onsuz var olma hakkımız yok," dediler.
Uluslararası Kriz Grubu'nda İsrail/Filistin kıdemli analisti Amjad Iraqi, "Filistinliler bu İsrail eleştirisini memnuniyetle karşılayabilirler, ancak bu eski yetkililerin birçoğunun yerleşim girişiminin ve bununla birlikte yerleşimci ve askeri şiddetin genişlemesini kolaylaştırdığını unutmadılar" dedi.
Yesh Din direktörü Ziv Stahl, “İsrail'in hem sivil hem de askeri kolluk sistemleri, adalet mekanizması olmaktan çok, suçlular için kalkan görevi görüyor” dedi. “Sürekli olarak soruşturmaları durduruyorlar ve davaları kapatıyorlar, fiilen hukukun üstünlüğünden ziyade dokunulmazlığı önceliklendiriyorlar.” diye konuştu.
İsrailli insan hakları avukatı Michael Sfard, “Sistem, hesap verebilirliği değil, cezasızlığı üretmek üzere programlanmıştır” dedi. “Ancak, kolluk kuvvetlerinin nasıl çalıştığına dair örnekler olarak gösterilebilecek çok nadir hesap verebilirlik durumlarına da yer verecek kadar zekiydi.” ifadelerini kullandı.
Şubat ayında, Başbakan Benjamin Netanyahu'nun Likud partisinden iki eski adalet bakanı, mevcut İsrail hükümetini işgal altındaki Batı Şeria'da Filistinlilere yönelik "aktif ve korkunç etnik temizliğe" izin vermekle suçlayan bir mektup imzaladı. Mektupta, "Bu terör kampanyasını durdurmanın nihai yasal ve ahlaki sorumluluğu İsrail hükümetine aittir. Ancak hükümet bunu yapmıyor," denildi.
İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir de geçen hafta yerleşimcilerin şiddetine karşı harekete geçilmesi çağrısında bulunarak, "ülkedeki tüm yetkililerin bu olguya karşı harekete geçmesi ve çok geç olmadan durdurması" gerektiğini belirtti.




