Her ne kadar sümenaltı etsek de görmemezlikten gelsek de çıkar ve kazanç var olduğundan bu yana insanoğlunun en büyük sorunlarından bir tanesi maalesef ezmek ve ezilmektir.
Örneğin iktidar olan bir parti, iktidar olmadan önce mevcut iktidarı rüşvetçilikle, torpille itham ederek kendilerinin asla bunu yapmayacağını söyleyerek başa gelir. Arkasından eskisine rahmet okuturcasına kat ve kat fazlasını yapar. Çünkü güç doğası gereği zayıflıktan nefret eder.
Olaya sadece parti olarak bakmamak da lazım. Şaşmaz düzen hiç değişmez. Herkes başkasını görür ama kendini görmez. Hangi alanda olursa olsun insanın bilincinde varlığını sürdüren güç isteği nedeniyle bir bakarsınız dünün mücahitleri bugünün müteahhitleri oluverir. Sosyalistler ise azılı kapitaliste dönüşebilir.
Bunu fazla yadırgamamak gerekir. İnsanlardan çok şey bekleyenler, sosyalistler, özgürlükçüler, hümanistler ve benzerleri hayal kırıklığına uğrayacaklardır ama ahlaken karmaşık, yapacakları önceden öngörülemez olan insanların çoğu yozdur.
Başkalarını madden ve manen ezenlerden şikâyet edenler, gücü ve kudreti eline geçirince artık ezen haline geliyor ise buna kim dur diyecektir?
Çalışan, iş yapan, okuyan, evde oturan velhasıl çoğumuz birçok konuda farkında olalım veya olmayalım eziliyoruz. Ama ezilmemeyi dayatma iradesi gösteremiyoruz. Çünkü yeri geldiğinde biz de ezdiğimizden kapı hep aralık olsun istiyoruz. Demokrasi, hak, hukuk gibi kendimiz için tamamen dışsal olan değerleri sözde savunuyor onlardan medet umuyoruz.
Kendimiz için istediklerimizi başkalarına çok görür iken, içten gelecek bir değeri o zaman kim üretecek?
Herkes dur diyor bekliyor. Sözüm ona sabrediyor. Oysa ezenlerini ezeceği günü bekliyor. Hal böyle olunca bugünün ezilenleri daima dünün ezenleri oluyor.
Döngü budur. Ezilenleri ezenler ezilenlerdir. Ezilenler ise fırsat bulduğunda ezenlerdir. O halde ezen ile ezilen arasındaki fark nedir?
Galiba fırsattan başka bir şey değildir.
Peki, ne yapacağız da kendimizi, çoluk çocuğumuzu bu sarmaldan kurtaracağız?
Dalgalara bakarak köpükler ile beynimizi yormaya gerek yok. Bize lazım olan dalganın köpükleri değil, denizin mahiyetidir. Eğer insan kendi mahiyetini anlayabiliyorsa kendisi gibi insanlardan ortaya çıkacak eylem dalgalarını da anlayabilecektir.
Önce bu keşfi yapmamız lazım. Üstelik bu keşif sadece düşünce düzeyinde de kalmamalı. Eylemi de içermelidir. Ezilmek istemiyorsak en başta ezilenler olarak ezmeyeceğiz.
Bunu becerebilir isek yarın bir gün güç elimize geçtiğinde hem biz özgürleşir, hem de ezenleri insanlığın onuruna taşıyabiliriz.
Bu zamana kadar iktidarlarını kullanarak ezen, sömüren ve gasp edenler hep güç ellerine geçtiğinde ezen olmuşlardır. Gerçekten değişim istiyorsak eğer, güç elimize geçtiğinde ezmeyi değil, ezmemeyi seçmeliyiz.
Ezilenlerin en büyük insani görevi işte budur. Hem de evde, işte her alanda.
Ezilenler ezmediği anda ezenlerin ezmeyeceğini çocuklarımızın görmesi dileğiyle...