Kurultay seçiminde kaybettiği genel başkanlık görevine mahkeme kararıyla dönen Kılıçdaroğlu, evinin önündeki bahçede gazetecilerle bayramlaştı ve ardından gündemdeki konularla ilgili sorularını yanıtladı.
Kılıçdaroğlu, CHP'deki gelişmeleri değerlendirirken, "Sonuçta bir süreç başladı. Bu sürecin sağlıklı bir zeminde ilerlemesi gerekiyor. Partinin birliğinin, bütünlüğünün korunması ve parti içinde uyumun olması, birlikte mücadele edilmesi, var olan sorunlara karşı sağlıklı çözümler üretilmesi hepimizin ortak görevi. Bunu yapmak zorundayız. Bunun için çalışmak zorundayız" dedi.
“Özgür Özel ile bir görüşmeniz oldu mu” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Bu arada olmadı ama tabii olur, neden olmasın? Bayramlaşma da olur neden olmasın” yanıtını verdi.
“Yüz yüze gelir misiniz?” sorusunu da Kılıçdaroğlu, “Niye gelmeyelim, biz düşman değiliz ki. Aynı partide görev yapan iki kişiyiz. Dolayısıyla bütün partililerimizle buluşuruz, konuşuruz, görüşürüz. Bunlar bizim doğal görevlerimiz. Böyle ayrışmak, kavga etmek, ayrışmayı çok dönülemez noktalara taşımak doğru değil” şeklinde yanıtladı.
“Partide birliği, beraberliği sağlamak zor olacak mı?” sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, “Sağlanır, niye sağlanmasın? Bizim partinin ciddi bir itiraz kültürü vardır. Bu itiraz kültürü partiyi diri tutar. Bu yeni değil, öteden beri olan bir gelenektir çünkü herkes düşüncesini özgürce ifade eder. Diğer partilerden farklıdır CHP. Ama sonuçta bu itirazı edenler bir araya gelirler, konuşurlar, tartışırlar ama partinin ana ekseninden ayrılmazlar” diye konutu.
“Kurultay gündeminizde mi?” sorusuna Kılıçdaroğlu, “Kurultay yapacağız, kurultaysız parti olur mu? Kurultay yapılacak. Tabii bunun için kurultayın yasal zeminde yapılması lazım. Tedbir kararı var, tedbir kararı kalktıktan sonra kurultay yapılır sorun yok” yanıtını verdi.
Kurultay için Yargıtay’ın kararının kesinleşmesinin beklenip beklenilmeyeceği sorusu üzerine Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
"Onu hukukçular bilir, ben de hukukçu arkadaşları söyledim dedim ki ‘kurultay olması yönünde zaman zaman ifadeler talepler dilekler bize yansıyor. Biz bunu en kısa zamanda nasıl yapabiliriz’ diye. Onlar bize ‘tedbir kararı olduğu sürece bunu yapamazsınız ama tedbir kararı kalktıktan sonra kurultayı yapabilirsiniz’ dediler. Biz de tabii bakalım ne olacak dediğim gibi daha olayın bütün ayrıntılarını arkadaşlarımla beraber görüşmedik.
Onları oturup görüşmemiz lazım. Her şeyi Genel Başkan bilir diye bir düşüncede değilim. Kuşkusuz bu hukukçuların alanıdır, onların bilgi alanıdır hukukçu arkadaşlarla bir araya geleceğiz oturacağız konuşacağız, nedir en kısa sürede kurultayı nasıl yapabiliriz kurultayı, nasıl gerçekleştiririz bunları görüşeceğiz.”
CHP lideri Özgür Özel’in “2 milyon üyeye soralım, Genel Başkan seçelim” önerisi hakkında da Kılıçdaroğlu, “Genel Başkan'ın nasıl seçileceği belli. Kurultayı devre dışı bırakamazsınız. Genel başkanları kurultaylar seçer” dedi.
Özgür Özel’in Grup Başkanlığının düşürülmesi konusunda bir itiraz yapıp yapmadığı sorulan Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
“Bu konulara girmiyorum. Her şeyin yasal zeminde yapılması lazım. Yasal zeminden dışarı çıktığınız andan itibaren parti olarak da kişi olarak da sorunlarla karşılaşırsınız. Eğer siz yasaları tanımazsanız yaptığınız işlemlerin tamamı sonuçsuz kalır. Grup başkanlarının, grup başkanvekillerinin seçilmesi, kurultayların yapılması, kurultaylarda delegelerin seçilmesi, Parti Meclisinin seçilmesi… Bütün bunların hepsinin hukuk zemininde yapılması lazım. Hukukunun dışına çıktığınız zaman olmuyor, biz de hukuk için de her şeyin yapılmasına özen gösteriyoruz.”
Yargıtay’daki temyiz başvurusunun çekilmesine ilişkin soru üzerine Kılıçdaroğlu, “Onu hiç bilmiyorum. Samimi söylüyorum. Hukukçu olmadığım için nedir, ne değildir bilmiyorum çünkü bu davanın tarafı değilim. Davaya taraf olmadım, dava nedir ne değildir, hangi süreçtedir, nasıl oluyor… Bize böyle bir karar verdi, biz bu karara uyduk. İşin Türkçesi bu” ifadelerini kullandı.
Partiden bazı ihraçlar olacağı ve üyeliklerin askıya alınacağı iddialarının sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
“Bir sürü dedikodu, bunlara inanmayın. Herkes birşey söylüyor, ondan sonra bunlar sorun olarak ortaya çıkıyor. Bir parti yönetimi hukuk içinde ve ciddiyetle yapılır. Siz dedikodularla, birisinin talebiyle, öbürünün talebiyle bir şey yapamazsınız. Hukuk içinde kalmak zorundasınız. İhracın koşulları vardır, bir kişiyi tutup da ‘Ben bunu beğenmedim, ihraç ediyorum’ diye bir kural yok. Gider yarın yargıya başvurur, geri döner. O zaman siz ne yapacaksınız?
Kurallara uymak zorundasınız. İhraç varsa tüzüğü açarsınız, bir kişi hangi gerekçelerle ihraç edilir ona bakarsınız, kurala göre yaparsanız. Yoksa ‘Ben şunu beğenmedim, ben seni partiden ihraç ediyorum...’ Bu olmaz. Geçmişte buna benzer uygulamalar olmuştur, bunlar pek çok partilimizi yaralanmıştır ama onlar yargı kararıyla geri partiye dönmüşlerdir."
Kılıçdaroğlu soru üzerine, bayramdan sonra 1 Haziran Pazartesi günü Parti Meclisi'ni büyük bir olasılıkla toplayacağını söyledi. "Bir halkla buluşmamız var. Ondan sonra da Parti Meclisi'ni toplayacağız, MYK’yı belirleyeceğiz" ifadelerini kullanan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"CHP’nin bir başka güzel özelliği var. Bizde Genel Başkan her şeye tek başına karar vermez, danışır mutlaka. Partinin içinde çok farklı görüşte arkadaşlarımız vardır, hukukçu arkadaşlara danışmak zorundasınız. Bölgelerdeki eğilimlere bakmak zorundasınız, onlarla konuşmak zorundasınız.
Sağduyuyla, sağlıklı bir çerçevede bakmak zorundasınız; kalkıp ‘Şunu yapacağız, bunu yapacağız’ değil. Her şeyi hukuk içerisinde yapacağız, hukuk kuralları içerisinde yapacağız. Bu çerçevede yolunu, yöntemini belirleyeceğiz.”
Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkez binasına yönelik polis müdahalesi hakkında şu değerlendirmelerde bulundu:
“Herkes yasalara uymak zorundadır. Bu konuda bütün ayrıntıları halkla buluşmada anlatacağım. Cumhuriyet tarihinde, CHP kurulduğundan bu yana hiçbir milletvekili Genel Merkez'e gittiği zaman kapılar kapatılmamıştır. Niye böyle düşünmüyorsunuz? Bir CHP milletvekili, bir CHP grubu, 5 kişi, 6 kişi, 10 kişi milletvekili CHP Genel Merkezi'ne gittiği zaman CHP Genel Merkezi'nin kapısı o milletvekillerine nasıl kapatılır? Tarihinde CHP Genel Merkezi'nin kapıları kapanmamıştır, kilitlenmemiştir. CHP Genel Merkezi'nden dışarıya taş atılmamıştır.
Bolu Belediye Başkanı gelip Genel Merkez'in önünde beni protesto ettiğinde ‘Arkadaş eğer arzu ederse Genel Merkez'e gelsin çay ısmarlayayım’ dedim. Böyle bir yapıdan siz çıkıp da ‘Ben kapıları kapatacağım’ olmaz. Bir partinin kapıları halka kapanamaz, milletvekillerine kapanamaz. Böyle bir şey yoktur, bizim tarihimizde yoktur.
En çok tartışmaların olduğu parti CHP’dir. 100 yılı aşkın geleneği vardır ama CHP Genel Merkezi'nin kapıları asla ve asla tarihinde ne milletvekillerine ne başka vatandaşlara asla ve asla kapanmamıştır, kapanamaz. Kapanması ne demektir? Hangi gerekçeyle kapanıyor, kimse bu soruyu sormuyor? Bu partinin kapılarını niye kapandı, hangi gerekçeyle kapandı ve hangi gerekçeyle CHP milletvekilleri CHP Genel Merkezi'ne giremiyor? Bir akıl tutulması var. Açarsınız kapıyı, çağırırsınız; çay kahve ikram edersiniz, ‘Buyurun arkadaşlar’ dersiniz. İnsani davranışlar varken birbirimizi kırmanın ne mantığı var Allah aşkına? Bunun bir gerekçesi olamaz.
CHP Genel Merkezine bir milletvekili gittiği zaman o kapı açılır. ‘Niye buraya geldin’ sorusu sorulamaz. İl başkanı, ilçe başkanı, kurultay delegesi ya da bir CHP’li, bir yurttaş CHP Genel Merkezi’ne gittiği zaman kapılar kapanamaz. Orası parti; CHP burası. Sıradan bir parti değil. Adı ‘halk’ partisi. Kapıların kapanması ne demek? Böyle bir şey olur mu? Daha önce de bunlar oldu. Herkes içeri alındı, dertleri dinlendi.
Bakın Türkiye’deki siyasal yapılaşmaya baktığımızda hiçbir dönemde olmayan gerçekle karşılaşıyoruz. Ne demek bir partinin kapısı kapatılır mı, vatandaşlara, milletvekillerine? Bunun mutlaka çıkıp haklı gerekçesinin anlatılması lazım. Çıkıp ‘Biz şu gerekçelerle almadık’ denilmesi lazım. Uzlaşmak isteniyor, görüşmek isteniyor ama 'yok' deniliyor. Bu olmaz.
CHP milletvekilleri randevu alarak gelmez CHP Genel Merkezine. Orası devlet dairesi değil, parti orası. Partiye her saatte herkes her zaman gelebilir. Protesto etmeye de gelebilirler. Çıkıp da bir şey mi dedik? Onları dövdük mü? Hayır efendim. Ya demokrasiye inanacaksınız ya da baskıcı rejimden yana olacaksınız. Biz demokrasiye inanıyoruz. İnsanlar protesto edebilirler, gayet doğal.
Zaten siyasetin doğasında vardır bu. Beğenmediği konuyu vatandaş şikayet eder. Ama siz kalkıp da bunu farklı bir yere oturtursanız… ‘Almam içeri’ ne demek? Orası kimsenin babasının malı değildir. Orası kimsenin mülkiyetinde değildir. Orası halkındır, halka aittir orası. İçim burkularak izledim ben de. Bunlar olmamalıydı. Niye böyle oluyor bunlar? Bunlara niye izin veriliyor? Girseydi vekiller içeriye, ne olacaktı? Kavga mı olacaktı?"
Müslüm Sarı'nın da açıklama yaptığını hatırlatan Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
"Müslim Sarı gayet dengeli bir açıklama yaptı. Adnan Beker’in orada ne işi var, Adnan Beker’in otobüsünün orada ne işi var? Adnan Beker’in militanlarının orada ne işi var? Bir akıl var ya akıl. Bunların orada ne işi var? Bunların çoğu partili değil. Taş atmak için mi, olay çıkartmak için mi, CHP’yi yaralamak için mi? Bunlara nasıl güveniyorlar, bunları nasıl partiye sokuyorlar? Ahlaki sorunu olan bir kişinin CHP Genel Merkezi’nde ne işi var?
'Cumhurbaşkanlığı seçiminde oy vermedim' diyen bir insanın orada ne işi var? Kabul edilemez, doğru değildir, ahlaki değildir. Onların aklıyla giderseniz işte bu tablo ortaya çıkar. Onların aklıyla değil, CHP’nin aklıyla, tarihsel birikimiyle gideceksiniz. Vatandaşı seveceksiniz, şikayetlerini dinleyeceksiniz. ‘Ben yapmam, içeriye almam, seni kovarım…’ Orası parti. Siz her vatandaştan oy istemek zorundasınız. Sizin görüşünüze katılır ya da katılmaz ama gidip o vatandaşa ‘Bana oy ver’ diyeceksiniz. Size nasıl oy verecek?
Ya ben kızdığım zaman bile beni dinliyorlar, kendi düşüncelerini aktarıyorlar. Demek ki bu partide bir sorun yok. Bize kızmıyorlar, bağırmıyorlar. Vatandaş bize kızdığı zaman biz vatandaşa mı kızacağız. Hayır. Dolayısıyla bu ortamı yaratmak asla ve asla doğru değildir. Partiyi halka ve milletvekillerine kapatmak asla ve asla doğru değildir. Yazıktır, günahtır. Bir partide bunlar olmaz.
Biz çoğu şeye itiraz ederiz, CHP'liler bir şey olur itiraz ederler ama yönetici pozisyonunda olanlar o itirazları sonuna kadar dinlerler, sözünü kesmezler. CHP'nin geleneğinde bu vardır. İtiraz eder, dinlersiniz. 'Dur sen sakın konuşma' denmez bu. Tam tersine sakin dinlerler sonra görüşlerini aktarırlar, ben diğer genel başkanlardan bunu öğrendim. Şimdi siz birden bire celalleniyorsunuz, kızıyorsunuz, bağırıyorsunuz, ne oldu, ne oluyor?
Partinin hukukuna uyacaksınız. Partinin hukukuna uymazsanız olmaz. Bunlar yapılmadığı takdir olmaz. Bir grup başkan vekili nasıl seçilir, bir grup başkanı nasıl seçilir, bir Mecliste divanda oturacak arkadaşlar nasıl seçilir partinin tüzüğü vardır, partinin yönetmeliği vardır, partinin gelenekleri vardır, bunları bir köşeye atıp da 'Ben kendim yaptım ve bunları uygulayacağım' diyemezsiniz. Dediğiniz zaman ne olur? Yargıya başvurulduğu zaman hepsi çözülür.
Çünkü yargıç bakacak. Neye bakacak? Yasaya, yönetmeliğe, tüzüğe bakacak, genelge varsa ona bakacak ona göre karar verecek, 'Sen buna uymak zorundasın' diyecek ki bu dediğim hukuk metinleri çıkarken de genel başkan oturup kendi hukuk metnini yazmaz, hukukçular yazarlar bunu, siyasal partiler yasasına bakarlar. Arkasından bu metin belli organlar tarafından onaylandıktan sonra yürürlüğe gider. Genel başkan değil, belli organlar tarafından.
Örneğin Parti Meclisi onaylar, ondan sonra yürürlüğe girer. Siz buna uymadığınız takdirde Parti Meclisi'ni de dışlamış oluyorsunuz. Organları da dışlamış oluyorsunuz. Şimdi bunun çok iyi anlatılması lazım.
Üzülerek de ifade edeyim, medyanın tek taraflı yayın yaptığını gayet iyi biliyorum. Niye böyle bir yayın yapıyor ben onu da bilmiyorum. Hangi gerekçeyle bu yayını yapıyorlar onu da bilmiyorum. Allah akıl fikir versin hiç söylemediğim sözler, hiç düşünmediğim şeyler yazıldı, çizildi. Ben bazen okuyorum 'Allah Allah ben bunu nerede söyledim? Ne zaman söyledim' diyorum. Halka doğru bilgileri verecek medya.
Bu tarafa danışıyorsa bu tarafa da danışacak. Ben demiyorum 'Biz hiçbir zaman hata yapmadık.' Öyle bir şey asla demedim. Eksiğimiz de olabilir, hatamız da olabilir. Hepimiz insanız sonuçta. Ama birisi hatamızı hatırlattığında teşekkür ederiz ona. Demek ki bu hatayı bize hatırlatıyor yani. Yoksa ona kızmayız 'Niye bana bunu hatırlatıyorsun' diye."
Kılıçdaroğlu, "Mutlak butlan kararıyla iki buçuk yıl aranın ardından tekrar genel başkan oldunuz. Ancak mazbatanız yok. En son seçim 2020 yılında yapıldı CHP'de. 2020 yılında seçildiniz ve Parti Meclisi de 2020 yılında seçildi. Oysa ki siyasi partiler kanunu en fazla 3 yıl görev yapabilir diyor. Tedbir var tedbiri kaldırmak adına bir temyizi geri çekmek kararın kesinleşmesini sağlamak ve sonrasında CHP'yi kurultaya götürmek ve yeniden seçilmek istemez misiniz, mazbatayı almak adına?" sorusuna da şu yanıtı verdi:
"İş mazbata değil, iş hukuk içinde hukuk kuralları içinde belli şeyleri yapmaktır. Siz yargı kararının üstüne çıkamazsınız. Yargı kararını köşeye atayım diyemezsiniz. Yargı kararına uyuyacaksınız. Nedir mesela? Biz Anayasa Mahkemesi'ne gidiyoruz değil mi bir yasa dolayısıyla. Anayasa Mahkemesi iptal ediyor onu. Türkiye Büyük Millet Meclisi 'Hayır ben o yasayı düzeltmeyeceğim' diyebiliyor mu? Tarihinde var mı örnek? Yok.
Ona uymak zorunda. Tekrar 'Anayasa Mahkemesi karar böyle verdiyse yasa metnini ben o yasa metnini düzelteceğim' diyor. Düzeltiyor yani. Biz de hukuk kuralları varsa mahkeme kararlarına uyuyacağız. Ben hukukçu değilim. Benim elimde olsa ben yarın sabah da kurultaya giderim. Hukukçu olmadığım için ben bilmiyorum. Ama hukukçulara soracağız. Nedir, ne değildir, ne zaman gidilir, nasıl yapılır, nasıl yapılması gerekir sorarız onları."
Kemal Kılıçdaroğlu, gazetecilerin, "Mahkeme kararlarının sonucuna güveniniz nedir? Anayasa Mahkemesi'nin mesela Can Atalay kararı var ama uygulanmıyor. Demirtaş kararı var uygulanmıyor" demesi üzerine şunları söyledi:
"Ben o kararların uygulanmamasını doğru bulmadığımı her zaman söyledim. Bunlar siyasi davalar. Düşüncesinden ötürü içeriye atıldı bu insanlar. Bunlar hırsızlık yapmadılar, yolsuzluk yapmadılar, bir şey yapmadılar. Düşüncelerinden ötürü, siyasi görüşlerinden ötürü içeri alındılar. Bir kişinin görüşünden ötürü hapse atılmasını asla doğru bulmadım. Kişiyi düşüncesinden ötürü nasıl suçlarsınız? Nasıl hapse atarsınız? Bunları asla doğru bulmadım.
Kendilerini de ziyaret ettim. Bugün de aynı kanaatteyim. Yani dün farklı, bugün farklı değil. Bugün de aynı kanaatteyim. Hiç kimse düşüncelerinden ötürü hapse atılamaz, tutuklanamaz, gözaltına alınamaz. Düşüncesine katılırsınız katılmazsınız o ayrı bir şey. Ama siz düşünceyi yasakladığınız andan itibaren toplumsal gelişmeyi sınırlamış olursunuz. Dün yasak olanı bugün hep beraber kabul ediyoruz. Dün yargının yasakladığı şeyi bugün hepimiz kabul ediyoruz.
Onlar farklı şeyler. Siyasi tutuklular farklı şeyler. Şimdi bu olay farklı bir şey. 'Siz bir kurultayı parayla satın alamazsınız' diyor yargı, bunu söylüyor. Ben değil. Ben çıkıp böyle bir şey söyledim mi bugüne kadar? Hayır. Yargı söylüyor bunu. Ben mahkemenin kararını söylüyorum."
Kemal Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin, "Kurultayda delegelerin parayla satın alındığı iddialarının da kesinleşmediğini" hatırlatması üzerine de, "Ben illa kesinleşti demiyorum ama kararın getirdiği nokta bu. Mahkeme bunu söylüyor. Söyleyenler kim? Herhangi bir partili mi? Hayır. Kim? CHP'liler. Onlar söylüyorlar. Hani 'Dışarıdan hiçbirisi geldi, hiçbir partiye bağlı olmayan birisi geldi, tanıklık yaptı.' Yok, öyle bir şey. 'Başka bir partiden geldi, birisi tanıklık yaptı.' Öyle bir şey de yok. Yapan kim? Partililer. 'Para dağıttılar' deniyor. Bu olmaz. Bunlar olmaz. CHP kuruluşundaki ahlaki kodlara yeniden kavuşmak zorundadır" şeklinde konuştu.
Kılıçdaroğlu, "Özgür Özel butlan kararının, CHP'ye yapılan operasyonların adımlarından birinin olduğunu söyledi. Siz bu kararın bağımsız yargı tarafından verildiğine inanıyor musunuz?" sorusuna da "Özgür Bey'le özel bir tartışmaya girmek istemem" yanıtını verdi.
"Önümüzdeki süreçte somut adımlar belirlendi mi ilk adım nasıl olacak" sorusu üzerine de Kılıçdaroğlu, "Önümüzdeki süreçte Parti Meclisi'ni toplayacağız. MYK'yı oluşturacağız. Yolumuza devam edeceğiz. Bu kadar" dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu "Kurultay yapılırsa aday olur musunuz" sorusu üzerine, "Kurultay hele bir olsun. Hele bir yolunu açalım. Allah kerim ondan sonra. Hiç meraklanmayın" ifadelerini kullandı.
Kılıçdaroğlu, basın mensubunun, "Polis görüntülerinin yaşandığı gün müzakere için saat 12.00'de randevu verilmişti ama erkenden milletvekilleri gitti genel merkeze, 07.00-08.00 sularında. Bu talimat sizden mi gitti?" sorusuna karşılık ise şunları kaydetti:
"Milletvekillerinin gidişi talimatı benden değil. CHP genel merkezine gitmek için CHP'nin eski genel başkanından izin mi almak mı gerekir? Randevu ayrı. Her zaman görüşülür. Halkın da duyması lazım, partilerin de duyması lazım. Sizin henüz daha bilmediğiniz pek çok ayrıntıyı halkla buluşmada anlatacağım.
Herkes gerçekleri görmek zorundadır. Herkes gerçekleri anlamak zorundadır. Mahkeme kararı çıkmasaydı hiç anlatmayacaktım. Mahkeme kararı çıktı, ben bütün gerçekleri halkımla, partilerimle paylaşmak zorundayım. Bu noktaya geldik."




