İRAN KRİZİ-3... İsrail+ABD–İran savaşında ilk 6 günün kritiği ve muhtemel gelişim

Önce kapımızdaki savaşa dair ‘İran Krizi-1’ ve 'İran Krizi-2’ başlıklı yazılarımı bir hatırlayalım:

28 Aralık 2025’te İran’da esnafın protestolarıyla başlayıp isyana dönüşen olaylara dair ilk yazıda, İran’ın tarihi, coğrafyası, jeopolitik durumuna yer verip, olup bitenlerin nereye varacağı değerlendirilmişti. İran’ın, milattan önceye dayanan en eski uygarlıklarından biri olduğu, Suudi Arabistan’dan sonra, Orta Doğu’da en zengin enerji kaynaklarına sahip olduğu, 1900’lu yılların başından beri geçim krizi, susuzluk, kadın hakları ve özgürlük talepleri içeren direnişlere sahne olduğu, 31 eyaletten biri olan Horasan’ın Selçukluların kuruluş merkezi olduğu, İran’ın Anadolu’dan sonra dünyada en çok Türkün yaşadığı ülke olduğu,

İran İslam Devriminden sonra, milli birliği oluşturmak için 1980-1988 arasında, sekiz yıl Irak’la savaştığı, Jeopolitik konumu ve durumu itibariyle önemli bir derinliğe sahip, nükleer caydırıcılık yeteneğine kavuşması halinde Orta Doğu’da güç dengelerinin değişecek olması, yükselen güç Çin ile işbirliği, BRİCS üyesi ülke oluşu, radikal gruplara destek oluşu nedenleriyle, İsrail’in güvenliği için potansiyel tehdit olarak algılandığı, İsrail’in güvenliği için kendisini yükümlü kabul eden ABD için de öncelikli vazgeçilmez hedef ülke olarak kabul edildiği,

Suriye Savaşı’ndan sonra İsrail’in Suriye topraklarına girmesi, Rusya-Ukrayna Savaşı, Hamas-İsrail Savaşı ve 28 Aralık 2025’te İran’da başlatılan iç karışıklık ve ardından 2 Haziran 2025’te ABD’nin, İran’ın 3 nükleer (Fordo, Natanz, İsfahan) tesisini vurması, ABD'nin Venezuela operasyonunun ardından İran’da yapılacak harekât için 2 uçak gemisi bölgeye gönderip yığınak yapması, Çin ve Rusya’nın, ABD’nin İran’a müdahalesi durumunda karşı koyacağı belirtilmişti. (https://www.gazetezebra.com.tr/iran-krizi-petro-dolarin-hismi-kuresel-kutuplasma-ve-kuresel-savas-riski)

İkinci yazıda ise İran krizi, küresel kutuplaşma ve küresel savaş; Türkiye açısından krizler ve fırsatlar, gelecek hakkında değerlendirme yapılmış, İsrail’in savaşı yaymak ve yakın desteğini sürdürebilmek için ABD’yi devamlı Orta Doğu’da tutmak istediği, nükleer savaş ve 3. Dünya Savaşı ihtimali ve İsrail-İran çatışmasının sınırlı kalıp kalmayacağıyla küresel savaş riski irdelenmiştir. Nitekim Orta Doğu’da yeni bir savaş daha patlak verdi. Pakistan ve Afganistan arasındaki çatışmalar, savaşa dönüştü. 28 Şubat 2026’da savaş resmen başladı. (https://www.gazetezebra.com.tr/iran-krizi-2)

BUNDAN SONRA NE OLUR?

Şimdi İsrail+ABD–İran savaşında ilk 6 günün kritiği ve muhtemel gelişim senaryolarına bir bakalım:

Savaşın başlangıcı ve ilk hedefler

28 Şubat 2026’da İsrail ve ABD’nin İran’a karşı başlattığı geniş çaplı harekât, İsrail tarafından ‘Operation Lion’s Roar’(Aslanın Kükremesi Operasyonu), ABD tarafından ise ‘Operation Epic Fury’ (Destansı Öfke Operasyonu) olarak adlandırıldı. İsrail saldırıyı başlatmış, ABD, İsrail’i desteklemeye ‘mecbur kalmıştır.’

Operasyonun temel hedefleri; İran’ın nükleer programını ve balistik füze kapasitesini imha etmek, komuta-kontrol sistemini felce uğratmak, bölgesel vekil güç ağını (Hizbullah vb.) zayıflatmak, uzun vadede rejim değişikliği ihtimalini hazırlamaktır. Nihai hedef ise ‘Büyük İsrail’dir.

Tahran’a saldırıdan sonra alev almış araçlar sosyal medyada paylaşıldı

ABD-İsrail tarafı; İran hava savunmasının büyük kısmını bastırmayı başardı, İran’ın birçok füze rampası imha edildi. İlk saldırılarda yaklaşık 200 savaş uçağıyla yüzlerce hedef vuruldu, birçok şehirdeki askeri tesisleri hedef alındı. Bu aşamada en önemli gelişme, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in öldürülmesi oldu. Bu, harp tarihinde nadir görülen bir “liderlik tasfiye operasyonu” olarak kayıtlara geçecektir. Ayrıca İran içindeki komuta merkezleri hedef alındı. Üst düzeyde 48 kritik personel öldürüldü.

Bu arada İran’daki Kürtleri harekete geçirme ve iç karışıklığı provoke etme gayretleri gözlenmektedir.

İran tarafı;

İsrail’e beklenenin üstünde yoğun füze saldırıları, ABD üslerine saldırılar, Körfez ülkelerine misilleme yaptı. Ayrıca ‘Taktik örtü aldatma’ yaparak karşı tarafı yanıltıp sahte tesisleri vurdurdukları iddiası basında yer aldı. İran askeri açıdan önemli kapasitelere sahip olsa da bazı yapısal zayıflıkları nedeniyle füze, drone, asimetrik savaş stratejisine ağırlık vermiştir.

İran doğrudan İsrail’e ve ABD üslerine karşı balistik füze ve İHA saldırıları başlatmıştır. Körfez ülkelerine ve ABD üslerine (Orta Doğu’da ABD’ye ait 55 askeri üs bulunmaktadır. ABD’li Albay “Tüm üslerimiz imha edildi” açıklaması sosyal medyada yayılmıştır) binlerce drone ve yüzlerce füze göndermiş, İsrail’e ve bölgedeki ABD üslerine saldırıları devam etmektedir. Bahreyn, Kuveyt, Katar ve Suudi Arabistan’daki Amerikan üsleri yüz milyonlarca dolar değerindeki radarlar, trilyonlara varan tesislerin imha edilmesi, terk edilip yağmalanması büyük bir sinerji yarattı. Bu şekilde bir saldırı ilk kez gerçekleşiyor. Diğer taraftan Hürmüz Boğazı’ndan Amerikan gemileri dahil hiçbir gemi geçemiyor.

İran ayrıca Lübnan’daki Hizbullah üzerinden ikinci cephe açmaya başlamıştır.

Bu durum savaşın İsrail-İran çatışması olmaktan çıkıp, bölgesel savaşa dönüşme riskini artırmıştır. Kuzey Kore lideri Kim Jong Un, “Talep edilmesi halinde İsrail’e karşı kullanmak üzere İran’a füze sağlamaya hazırız” açıklaması basında yer almıştır.

ASKERİ GÜÇ AÇISINDAN MUKAYESE

Tarafların askerî güçlü ve hassasiyetlerine (zayıf tarafları) göz atacak olursak:

ABD ve İsrail’in güçlü tarafları

· Modern hava savunma ağı

  • Uydu destekli savaş

· İleri elektronik harpte ABD ve İsrail ciddi üstünlüğe sahiptir.

· ABD’nin bölgede 2 uçak gemisinin bulunması, 3. uçak gemisinin de gelmekte olduğu

ABD ve İsrail’in hassasiyetleri

· ABD’nin Atlantik ötesinden gelen hükümranlık haklarını çiğneyen bir süper güç görünümüne bürünmesi

· İsrail’in mazlum konumdan çıkıp Amerika’yı arkasına alarak Gazze örneğinde olduğu gibi insan haklarını yok sayan bir role bürünmüş olması

· Güvenlik kubbesinin kısa sürede etkinliğini yitirmesi

· 3 Adet F-15 uçağının düşürülmesiyle ortaya çıkan komuta kontrol zafiyeti

İran’ın güçlü tarafları

· İran sınırları cetvel kalem çizilen bir ülke olmayıp MÖ’ye dayanan bir tarihi geçmişe sahip olması

· Coğrafi savunma avantajı; İran geniş bir coğrafyaya avantajı sahiptir.

· Geniş bir harekât alanı ve stratejik bir derinliğe sahip olması; burada vurgulanması gereken önemli bir husus var. ‘Kürtleri isyana sürükleyip İran’ı işgal etmenin’ çöllerini, yüksek dağlarını gören veya İran tarihini bilenler, bunun mümkün olmayacağını iyi bilir ve böyle bir hareket tarzını elimine eder.

· Ülkesini savunuyor, meşru müdafaa durumunda olması

· Liderlerinin öldürülmesinin milli birliği oluşturması

· Uzun menzilli füzeleri yapıyor olması.

İran’ın hassasiyetleri:

· Hava kuvvetlerinin eski olması, (F‑4 Phantom II; F‑14 Tomcat; MiG‑29 uçakları çoğu modern hava savaşına göre oldukça yaşlıdır)

  • Modern hava savunma ağının yetersiz oluşu (hava savunma sisteminde zafiyet gözlenmiştir)
  • Uydu destekli savaş ve ileri elektronik harp konularında hassasiyeti

· Savaş ve ekonomik kriz durumunda bu bölgelerde iç gerilimlerin artma ihtimali

Ekonomik kırılganlık (Uzun süredir uygulanan yaptırımlar nedeniyle İran ekonomisi baskı altındadır. Uzun süreli savaş yüksek enflasyon, işsizlik, para biriminin değer kaybından dolayı baskıyı hızla artırır)

  • Etnik ve sosyal kırılganlık tahrik edilebilir. (İran; Farslar, Azeriler, Kürtler, Beluçlar, Araplar olmak üzere etnik grupların çok olduğu bir ülkedir.)

Bu savaşın üç temel özelliği

Lider hedefli savaş; yalnız askeri tesisleri değil ‘Molla rejimi de hedefe koyulmuştur.

Çok cepheli savaş; İran içi, İsrail, Lübnan, Körfez ülkeleri, ABD üsleri

Hibrit- 21. yüzyıl tipi savaş; sadece konvansiyonel değil, siber saldırılar, drone savaşı ve vekil milis güçler görev almıştır.

Bu savaşın gidişatı da üç temel faktöre bağlı olacaktır:

Tarafların füze ve drone kapasitesinin dayanma süresi

Bölgesel vekil güçlerin savaşa katılımı

Büyük güçlerin müdahale seviyesi.

Muhtemel gelişim senaryoları

1. senaryoKısa süreli yoğun hava savaşı

ABD-İsrail hava üstünlüğüyle İran’ın füze kapasitesi kırılır.

Sonuç; İran rejimi zayıflar, iç siyasi kriz başlar, birkaç hafta içinde ateşkes ilanı. Ancak ABD yönetimi operasyonun “birkaç hafta sürebileceğini” ifade etmektedir ki, bu durumda bu senaryo geçerliliğini yitirir.

1. senaryo– Bölgesel büyük savaş Hizbullah’ın tam ölçekli savaşa girmesi, Hürmüz Boğazı’nın kapanması, ABD üslerine ağır kayıplar verilmesi halinde gerçekleşebilir. Bu durumda savaş şu aktörleri; Rusya, Çin (dolaylı), Türkiye ve Körfez ülkeleri, Vekil milis güçler olur.

Bu senaryonun gerçekleşmesi halinde, Orta Doğu’nun en büyük savaşı olur. Bölgesel aktörler devreye girerse, Orta Doğu’nun büyük kısmı bir bölgesel savaş alanına dönüşebilir ve en büyük savaşı haline gelir.

2. senaryoİran’da rejim değişimi sonucu rejim içi bölünme, halk ayaklanması, askeri darbe gibi gelişmeler olursa savaşın seyri tamamen değişebilir.

Savaşın kaderini belirleyecek 3 temel unsur

· İran’ın füze stok durumu; basında yer alan bilgilere göre, İran askeri altyapısı ve silahlarını, bugünkü durum düşünülerek, derinliklerde stoklanmış olduğu yönündedir.

· Hizbullah’ın savaşa dahil olması

· ABD’nin kara harekâtına girip girmesi. Uzun süreli bir kara harekâtı, süper güç bile olsa Vietnam veya Afganistan’dan farklı tezahür eder. Bu nedenle kara harekâtını Suriye’de olduğu gibi vekâlet savaşı tarzında yapar.

Hürmüz Boğazı’nın sınırlı kapanması bile Avrupa’da ses getirdi.

Eğer kara harekâtı olmazsa savaş hava-füze savaşı olarak sınırlı kalabilir.

Konuya jeopolitik açıdan bakıldığında savaşın kaderini yalnız sahadaki güçler değil, özellikle Rusya ve Çin’in tutumu belirleyecektir. Bu iki aktörün davranışı, doğal olarak Türkiye’nin güvenliği ve stratejik konumu üzerinde de önemli etkiler yaratacaktır.

Rusya’nın tutumu ve stratejik hesabı

Putin yönetimindeki Rusya için İran üç açıdan önemlidir:

  • Batı’ya karşı jeopolitik ortak
  • Orta Doğu’da ABD karşıtı denge unsuru
  • Enerji ve askeri işbirliği ortağı

Rusya’nın mevcut durumda büyük ölçüde Ukrayna Savaşı ile meşgul olması nedeniyle doğrudan savaşa girmeyeceği farz ve kabul edilmektedir. Ancak İran’a hava savunma sistemleri, istihbarat paylaşımı, uydu görüntüleri, diplomatik koruma alanlarında dolaylı destek vereceği değerlendirilmektedir.

Rus stratejisi açısından en avantajlı durum, ABD’nin askeri gücünün Avrupa yerine Orta Doğu’ya yönelmesi, savaşı büyütmeden uzamasını tercih edebilir. Bu meyanda Rus askeri analizine göre, “Trump’ın ‘sınırsız rezerv’ iddiası tamamen kurgudan ibaret.”

Çin’in tutumu ve stratejik hesabı

Çin için mesele daha çok enerji güvenliği ve ticaret yollarıdır. Çin’in temel çıkarları; İran petrolü, Orta Doğu ticaret yolları, Hürmüz Boğazı’ndan geçen enerji akışıdır.

Çin doğrudan askeri müdahaleden özellikle kaçınacaktır. Ancak Çin askeri sanayi kompleksininim canlı atış testleri İran’da yapılmaktadır. Çin’in muhtemel tavrının, diplomatik

olarak İran’a destek, ABD’yi kınayan açıklamalar ve savaşı büyütmemeye yönelik arabuluculuk tarzında olacağı değerlendirilmektedir. Çünkü Çin’in stratejisinde uzun vadeli ekonomik nüfuz, askeri çatışmadan daha önemlidir.

Savaşın Türkiye’ye askerî ve jeopolitik etkileri

Suriye ve Irak’ta güvenlik boşluğu, yeni terör hareketliliği ve yeni bir göç dalgası olarak başlıklandırabiliriz. İran’da istikrarsızlık olursa milyonlarca göçmen hareketi oluşabilir.

Savaşın ekonomik etkilerine gelince, enerji fiyatlarında artış olması, Hürmüz Boğazı kapanırsa petrol fiyatı hızla artması, doğal gaz fiyatlarının yükselmesi, küresel ticaretin aksaması, enerji maliyetlerinin artması, enflasyonun yükselmesi, dış ticaret dengesini bozulması şeklinde tezahür edelilir.

Türkiye açısından en önemli stratejik hedef ise şudur:

Savaşın dışında kalmak, ancak bölgesel güvenlik dengesini koruyacak diplomatik ağırlığı sürdürmek.

Türkiye açısından en tehlikeli senaryo ise:

  • İran’ın askeri gücü ve zayıf tarafları
  • İsrail’in bu savaşta gerçek stratejik hedefidir.

Askerî-stratejik bakış açısından konuyu iki başlık altında değerlendirmek mümkündür: Türkiye için en tehlikeli senaryolar ve İran’ın yapısal zayıflıkları.

Türkiye açısından en tehlikeli durum

ABD+İsrail’in amaçlarına erişememeleri durumunda Türkiye NATO müttefiki olması bölgeye yakınlığı, kritik üsleri nedeniyle stratejik baskı altında kalabilir. Türkiye ve Azerbaycan’ın vekâlet savaşı ve veya başka bir şekilde savaşa müdahil olmaları savaşın şekli ve boyutlarını ciddi şekilde değiştirir.

Bir diğer tehlike, İran’da devlet otoritesinin çökmesidir. Eğer savaş İran içinde rejim krizine veya devlet otoritesinin zayıflamasına yol açarsa, bu durum Türkiye açısından ciddi risklerden birini oluşturur. Bunun muhtemel sonuçları; İran’dan büyük göç dalgası, sınır bölgelerinde otorite boşluğu olur, silahlı grupların hareket alanının genişlemesidir.

Türkiye için önemli fırsat oluşabilir

Her kriz aynı zamanda stratejik fırsatlar doğurur:

· Enerji geçiş ülkesi rolü; Avrupa, Orta Doğu enerji riskinden kaçınmak için alternatif hatlara yönelir. Türkiye bu noktada kritik konuma gelir.

· Diplomatik arabuluculuk; Türkiye hem Batı hem bölge ülkeleriyle konuşabilen nadir ülkelerden biridir. Bu nedenle arabulucu rolü güçlenebilir.

· Bölgedeki savaş ortamı; İHA, hava savunma, elektronik harp alanlarında Türk savunma sanayine yeni talepler doğurabilir.

Sonuç ve değerlendirme

ABD+İsrail’in, biyografik istihbaratı iyi yaptığı, ancak öldürülen liderlerin ayrışma değil milli birliği pekiştirdiği, İran’ın stratejik istihbarat etüdünün iyi yapılmadığı anlaşılmaktadır. Eğer iyi yapılmış olsaydı harekât planları, kökü MÖ’ye dayanan, vaktiyle süper güç olan bir

ülkenin birkaç günde pes edeceği; o ülkede doğup-büyümüş parlamenter olmuş, general olmuş Kürtlerin o geniş coğrafyada çıkaracakları isyanla ve de 93 milyonluk İran’da 80-100 kritik personeli öldürmekle ülkeyi ele geçireceği faraziyesine dayandırılmazdı.

“Harp tarihi bir subayın kadavrasıdır” diye boşuna denmemiştir! Dost ve düşmanın çabuk yer değiştirdiği Orta Doğu tarihi incelenseydi, hiçbir savaşın kısa sürmediği görülürdü.

ABD ve İsrail amaçladıkları hedefe ulaşamamaları halinde Asya’ya dönemeyecek, hata ABD’nin Orta Doğu’daki hâkimiyetini kaybetme riski doğurabilecektir.

Bu savaş, uzun vadede Orta Doğu’nun jeopolitiği yeniden şekillenebilir; ABD-Rusya-Çin rekabeti daha keskin hale gelebilir, bölgesel güçlerin rolü artabilir.

İran’ın bölgede güçlü etkisi vardır: İran zayıflarsa bu bölgelerde yeni güç mücadeleleri doğabilir. Bu durum, terör örgütlerinin hareket alanını genişletir, sınır güvenliği risklerini artırabilir.

İran Hürmüz Boğazı’nı kapatmaya yönelirse, dünya petrolünün yaklaşık üçte biri etkilenir. Bu durumda petrol fiyatı hızla yükselir, küresel ticaret sarsılır, Türkiye’de enerji maliyetleri artar. Bu da ekonomik güvenlik açısından ciddi bir risk oluşturur.

Mücbir sebep olmadıkça savaş bir cinayettir.”

Sağduyu ve barış dileklerimle…