Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Tolga Şirin, ünlülere yönelik uyuşturucu operasyonlarındaki gözaltı uygulamalarına ilişkin, "Kişinin gerçekten uyuşturucu kullandığı durumlarda bile (satma vb. hâller yoksa) ev araması ve evden gözaltına alma gibi tedbirler kategorik olarak ölçüsüzdür." ifadelerini kullandı.
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yaklaşık 3 aydır yürütülen ünlülere yönelik "uyuşturucu" soruşturması kapsamında, "Kullanmak için uyuşturucu veya uyarıcı madde satın almak", 'Kabul etmek veya bulundurmak ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanmak", "Fuhşa teşvik ve aracılık etme" ve "Uyuşturucu veya uyarıcı madde kullanılmasını kolaylaştırmak" suçları kapsamında 25 kişi hakkında ise gözaltı kararı verildi. Operasyon kapsamında 19 şüpheli gözaltına alındı, 1 şüphelinin ise yurt dışında olduğu tespit edildi.
Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Kamu Hukuku Bölümü Öğretim Üyesi Prof. D. Tolga Şirin, "Uyuşturucu Operasyonu Kapsamında Ünlülerin Gözaltına Alınması" Haberlerine Binaen DÖRT NOT!" başlıklı X paylaşımında gözaltılara ilişkin şunları kaydetti:
1-) Bir kişinin sabaha karşı evinden alındığı her durum hem kişi hürriyetine hem de özel yaşama saygı hakkına müdahaledir.
Bir tutma tedbirinin resmî olarak "gözaltı" olarak tanımlanmaması (müdahalenin kan örneği almaya zorlama vs. şeklinde nitelendirilmesi) ortada maddi anlamda bir gözaltı olduğu gerçeğini değiştirmez.
Kişilerin, rızası hilafına hareket serbestisinden yoksun bırakıldığı her koşulda kişi hürriyetine müdahale vardır (Bkz. Fatma Akaltun Fırat/Türkiye, 34010/06, 10/09/2013).
2-) Sadece tanık beyanına dayanarak gözaltı vb. tedbirler uygulanamaz. Aksi düşünce, herkesin herkes hakkında rastgele tanıklık yapması ve hemen herkesin gece yarısı evinden alınması gibi keyfî bir uygulamaya neden olur.
Sınanmayan tanığın beyanı, tek başına temel hak müdahalesine dayanak teşkil etmez (Bkz. Rıza Barut, B. No: 2020/14339, 28/12/2021).
Türkiye'de İBB Davası ile iyice su yüzüne çıkan ve kamuoyunca da tartışılmaya başlanan bu soruna ivedilikle dur denmelidir.
3-) Kişinin gerçekten uyuşturucu kullandığı durumlarda bile (satma vb. hâller yoksa) ev araması ve evden gözaltına alma gibi tedbirler kategorik olarak ölçüsüzdür.
Çünkü "uyuşturucu kullanmak" eyleminde, üçüncü kişinin haklarına doğrudan bir müdahale yoktur. Bir zarar varsa bu kişinin kendine zararıdır. Sağlık sektörü üzerindeki yük vb. zararlar dolaylı ve spekülatiftir.
Zarar ilkesi uyarınca; kişiyi kendi kendisinden korumak adına başta mahremiyet ilkesi olmak üzere kişisel haklarına müdahale edilmesi (evine zorla girme, zorla bir yere götürme) kategorik olarak dengesiz bir müdahaledir.
Kişi hakları, kişiyi kendi kendisinden korumak için ihlal edilemez. Bu, yerleşik demokrasilerde 1970'li yıllardan itibaren kabul edilen bir ilkedir (Bkz. Ravin v. State, 537 P.2d 494).
Zaten Türk hukukunda da uyuşturucu kullanan kişinin haklarına müdahale, kişinin rehabilite edilmesi amacına matuftur. Ceza, tali ve son çaredir. Cezai yönü ikincil olan bir müdahale için gece yarısı mahremiyet ihlal edilemez.
4-) Bir temel hak müdahalesi gündeme geldiğinde uyuşturucu biçimleri arasında derecelendirme yapılmaması (örneğin esrar ile eroine aynı muamele yapılması) ölçülülük ilkesine aykırıdır (Bkz. Yılmaz Aliefendioğlu karşı oyu, AYM, E. 1980/18, K. 1980/29, T. 29/4/1980).





