Ben aslen Karaman Ermenekliyim. Torosların tepesinde küçük bir ilçe olan Ermenek, ne yazık ki maden faciası ile bilinse de bugün size başka bir konudan bahsedeceğim... Bu hikâye bir babaanne-torun hikâyesi.

Günlerdir beni susturmak için, yatarı bile olmayan bir suç iddiası ile cezaevine atıldığımı anlatıyorum. Ancak bu hukuksuzluk ve haksızlık bizim ailemiz için bir ilk değil maalesef.

Yıl 1998; Ermenek’in Çatalbadem Köyü’ne ilçe kaymakamı ziyarete geliyor. İddiaya göre ilçe kaymakamının, köyün doğal kaynak suyu için yeni bir planı var. Ancak köy halkı; hem evlerde hem de tarımda kullandıkları su için yapılan bu yeni planları kabul etmiyor.

Özellikle köyün kadınları, köye gelen kaymakama dertlerini anlatıp itiraz ediyor. Kısa süre sonra ufak bir arbede çıktığı; hatta kaymakamın yanında bulunan bir görevlinin, elindeki telsizle o dönem 65’ine merdiven dayayan babaannem Fadime Arı’nın koluna vurduğu ifade ediliyor. Gerginliğin ardından kaymakam ve yanındakiler köyden ayrılıyor.

Akşam saatlerinde köye jandarma geliyor; yaklaşık 11-12 kadın ve birkaç erkek gözaltına alınıyor. Gözaltına alınanlardan biri yaşlı babaannem, diğeri ise halam...

Yine hayatta kalanların anlattıklarına göre köylüler, jandarma karakolunda nezarethaneye atılıyor. İddiaya göre kaymakam da karakola geliyor. Bir süre sonra köylüler tutuklanıp Ermenek Cezaevi’ne gönderiliyor. Babaannem 6 ay, halam ise 9 ay cezaevinde yatıyor. Hâlâ hayatta olan halam, o dönem yaşadığı adaletsizliği ve haksızlığı üzülerek anlatıyor. Babaannemi ise yaklaşık 10 yıl önce kaybettik.

Halam hâlâ kaymakama direnmediklerini, kendilerine iftira atılarak cezaevine atıldıklarını söylüyor. Babaannemin cezaevinde yaptığı boncuktan kuş ise ondan bir hatıra olarak hâlâ bizde duruyor. Halam, cezaevinde aynı koğuşta kaldıklarını ve orada çok zor günler geçirdiklerini anlatırken; cezaevinde görevli bir kadın gardiyanla yıllar sonra hastanede karşılaştıklarını da anılarına ekliyor.

Gazeteciliğe başladıktan sonra, çocukluğumdan beri bildiğim bu hikâyenin peşine düştüm. O dönemin hayatta olan tanıkları ile görüştüm ve ardından internetten o dönemin kaymakamının adını buldum. Bu aşama çok zor olmadı; çünkü o yıllarda kimin kaymakam olarak görev yaptığı, bazı kurumların resmi internet sitelerinde yer alıyordu.

∗∗∗

Kaymakamın Ermenek’teki görevinden sonra bazı kentlerde vali yardımcısı olarak görev yaptığını ve ardından kamu görevinden ayrıldığını görüp araştırmaya devam ettim. Şimdi bir şirketin yöneticisi olduğunu düşünerek şirketi aradım. Kendimi tanıttım, gazeteci olduğumu söyledim ve telefonu aradığım isme bağladılar.

Gazeteci Alican Uludağ, AYM'ye başvurdu
Gazeteci Alican Uludağ, AYM'ye başvurdu
İçeriği Görüntüle

"Siz 1998 yılında Ermenek’te kaymakam olarak görev yaptınız mı?" diye sordum. Şaşırdı, "Evet, Ermenekli misiniz?" diye sordu. Ben de hikâyeyi anlattım ve "Köylü kadınları neden cezaevine attırdınız? Biri babaannem, biri de halamdı" dedim.

Bu sözlerime karşı sadece, "Devlet ne yaptıysa doğru yapmıştır" gibi bir yanıt verdi ve görüşmeyi sonlandırdık.

Bu hikâyeyi anlatmamın nedeni; yaklaşık 30 yıl geçse de adalet sisteminde pek bir şeyin değişmediğini göstermek. Cezaevinde, yaklaşık dört gün sonra yapabildiğim ilk telefon görüşmemde babama, "Babaannem gibi oldum, iyi mi?" dedim. Adamcağızın elinden acı acı gülmekten başka bir şey gelmedi.

Köylü kadınlar, babaannem ve halam aylarca cezaevinde tutulsa da köyün su kaynağına dokunulamadı.

Ben de cezaevine hukuksuzca atılsam da gazetecilikten vazgeçmeyeceğim. Elbette hukuksuz kararlara imza atanlar da bir gün yargılanacak. Şimdiye kadar tutuklu gazetecilere destek olan herkese teşekkür ederim. Ancak şunu da tekrar etmek istiyorum: Haber alma hakkınız için gazetecilere sahip çıkın.

Yazının orijinali için tıklayınız