Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasıyla birlikte başlattığı 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitinglerine Pendik'ye devam etti.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in buradaki konuşmasından satır başları şöyle:
“Fabrikada, sokakta, alnı açık duranların yanında dev gibi doğruldular. Zafer yakında. Bilek var vuruşmaya, güç var konuşmaya, soluk var harcanmaya. Zafer yakında. Can var verilecek, kardeş var ayakta, kardeşe can feda. Zafer yakında.’ Canım İstanbul'a, Anadolu yakamıza merhaba. Selam olsun Pendik sana, selam olsun seçtiğine sahip çıkanlara, iradesine sahip çıkanlara. Bugün İstanbul’un Anadolu’ya açılan kapısındayız. Pendik’in yiğit insanlarıyla, Anadolu yakasının yiğit insanlarıyla birlikteyiz. Martın başında soğuk bir havada, büyük bir meydanda omuz omuza, yan yana, yürek yüreğeyiz. 19 Mart darbesinden neredeyse bir yıl sonra, darbenin yıldönümüne bir hafta kala 97’nci eylemde hep beraberiz. Hoş geldiniz, şeref verdiniz.”
“Sizlere bakınca ben görüyorum ki hiçbir zaman karanlık kazanamaz. Güneş doğar, aydınlık kazanır. Zulmedenler değil, zulme direnenler kazanır. Korkaklar değil, cesurlar kazanır. Kötüler değil, iyiler kazanır. Size bakınca görüyorum ki biz kazanacağız. Bu gece yine bu soğukta on binleriz ama elbette bir yanımız yine eksik. Birinci bölgede Beykoz Belediye Başkanımız Alaattin Köseler’e, Şile Belediye Başkanımız Özgür Kabadayı’ya, belediye meclisi üyelerimize, bürokratlarımıza, emekçi arkadaşlarımıza bir selam yolluyoruz buradan onlara. Aslanlara selam olsun. Pendik’te 35 yıldır maalesef seçimleri kazanamadık. Ama Pendik’e küsmedik, kusuru kendimizde aradık. Doğru adayı aradık, eksik yanlarımızı aradık ve çabaladık. Bu seçimlerde Pendik’i yine kazanamadık ama çok büyük bir başarı yakaladık. Yüzde 43 oy aldık, küçük bir farkla Pendik’i kaybettik. O günkü adayımız Tarık Balyalı bugün bizimle beraber. Ona sahip çıkan sizlere ve müthiş bir kampanya yapan Pendik örgütünün tüm neferlerine teşekkür ediyorum.”
“O Tarık Balyalı bir kitap yazdı. O kitap elimde. Öncelikle şunu söyleyeyim. 19 Mart darbesinden sonra ‘Millete Emanet’ kitabını; Ekrem Başkan’la birlikte birimizin ön sözünü, birimizin son sözünü yazdığı kitabı size emanet etmiştim. Sevgili Yavuz Oğhan yazmıştı kitabı. Gelirini Aile Dayanışma Ağı’na, ayrıca tüm mücadele sürecinde yurdundan olana yurt bulmaya, bursu kesilene burs bulmaya ve maaşları kesilen arkadaşlara sahip çıkmak için fona bu geliri söylemiştik. Sizler ‘Millete Emanet’ kitabına sahip çıktınız. Aldınız, okudunuz, hediye ettiniz. Kitabın satılmasını sağladınız. Bugün o kitabın altıncı ayında ilk telif ücretleri geldi, yerlerine ulaşıyor. Kitaba sahip çıkan herkese yürekten teşekkür ediyoruz. İyi ki varsınız. Siz bu ülkenin en büyük, dayanışmaya en iyi bilen, birlikten güç alan ve güç veren, yan yana durup tarihin akışını değiştiren milyonlarsınız. İyi ki siz varsınız. Sonrasında Sayın Balbay yazdığı kitapların gelirlerini aynı fona söz verdi, önümüzdeki aylarda aktarılacak. Şimdi Pendik’in son adayı Tarık Balyalı bir kitap yazdı. Adı, ‘Hesap.’ Bu kitabın da bütün geliri olduğu gibi Aile Danışma Ağı, ADA’ya ve bu mücadelede zarar gören herkesin karınca kararınca mağduriyetinin giderilmesine aktarılacak. Tarık Balyalı’nın ‘AKP Dönemi İBB Yolsuzlukları’ kitabını, adI ‘Hesap’ olan kitabını sizlere emanet ediyorum. Ama muhteşem bir eser. Bakarsan yazan Tarık Balyalı. Kalemi o tutmuş. Bilgisayarın ve klavyenin tuşlarına o dokunmuş. Ama hakikaten ne desem az. Şu AK Parti’ye bak yahu, yolsuzluğun kitabını yazmış. İBB Belediye Meclis Üyesi ve Grup Başkanvekilliği döneminde çalışmaya başladı. Bugün Ekrem Başkan’ı ve arkadaşlarımızı sözde yargılayanların ellerinde tek bir delil yokken; yani gizli tanıklara dünya kadar yalan attırıp, gizli tanığı bir senenin sonunda elinden kaçırmışken ve o ifadeleri başka bir gizli tanığa yazdırıyorken, utanmadan sanki tiyatro oyunuymuş da oyuncu hastalanmış ve yerine başka oyuncu çıkarmış gibi tanık değişikliği yapılırken, burada Tarık Balyalı’nın kitabında somut deliller var. Her sayfası ibretlik, her sayfası skandal. Ama bir tanesini, rastgele bir tanesini söyleyeyim.”
“Kitap burada, sadece bir örnek; yıl 2018, ihale Selahattin Camilerinin İbadete Hazır Bulundurulması Hizmet Alım İhalesi. Yani İstanbul’daki padişah ve ailesinin yaptırdığı ecdattan emanet camileri temizleteceğiz. Buna ihale açıyoruz. İhaleyi 100 milyon liraya bir şirket kazanıyor. Bir yıl sonra 2019’da biz geliyoruz. Yapılan işe bakıyoruz, aynı ihaleyi bir daha açıyoruz ve bu sefer 35 milyon liraya ‘Ben yaparım’ diye dünya kadar teklif geliyor. Bir inceleniyor ki 100 milyon liraya bir yıl önce alınan iş, 35 milyon liraya yapılıyormuş. Bundan yedi sene öncenin parasıyla 65 milyon lira. Doları bugüne çevirirsen 550 milyon lira. Yarım milyar lira bir yolsuzluk var. Nerede? Cami temizliğinde. Allah’tan korkmazlar, kuldan utanmazlar, güya muhafazakarlar, güya alnı secdeye değenler ecdadın emaneti camiyi temizleteceğim diye yarım milyarlık yolsuzluk yapmışlar. İşte burada kitap, adı ‘Hesap.’ Ama bunun hesabı verilsin, hesabı sorulsun diye 2019’da belgeler hazırlandı, dosya hazırlandı. Savcılığa yollanmak üzere harekete geçildi. O günün İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, hırsızların imdadına yetişti. Geldi, dedi ki ‘O dosyanın tamamını bana vereceksiniz.’ Dosyayı aldı, üstüne oturdu ve o günden beri bu dosyada bir arpa boyu yol gidilmedi, bir adım atılmadı. Bir yanda iftirayla dünyanın en namuslu bürokratlarını alıp içeri koyanlar, ‘At imzayı, çocuğuna kavuş’ diyenler, ‘Ekrem’i suçlamazsan burada çürürsün’ diyenler ve onlara teslim olmayan namuslu, dürüst arkadaşlarımız. Bir yanda cami temizliğinde bire - üç yolsuzluk yapan, işi üç katına yapan, cami temizlemeden servetine servet katan birileri ve onları savunan Süleyman Soylu denilen kişi. Değerli arkadaşlar, hırsıza hırsız olduğunu hatırlatmazsan sana ahlak dersi verirmiş. İşte tam bu durumla karşı karşıyayız. Ama ant olsun ki o dosyalar açılacak, o hesaplar sorulacak. Bize atılan iftiralar gibi delilsiz değil, tüm kanıtlarıyla bunlardan hepsinin hesabı sorulacak. Bu arada kitabı elinden aldım, tekrar verdim; İBB Başkan Vekilimiz Nuri Aslan, cuma günü Pendik’te… Öyle camiyi temizleteceğiz diye yolsuzluk yapanlar gibi değil; samimiyetle Türkçe Kur’an tefsirinde en önemli isim Elmalılı Hamdi Yazır adına Pendik’te İstanbul Büyükşehir Belediyesi bir cami yaptırdı. Cuma günü namazla birlikte açılıyor. Ekrem Başkan’ın bir hayali gerçek oluyor. Nuri Aslan, bunu bitirmenin onurunu yaşıyor. İstanbul Büyükşehir’e bu Ramazan akşamında yürekten teşekkür ediyoruz alkışlarınızla.”
“Emekli dünya tarihinin en büyük haksızlığına uğramıştır”
“Değerli Pendikliler, bozuk düzende sağlam çark olmaz. Adalet olmazsa refah da olmaz. AK Parti’nin kara düzeni, ülkeyi fakirleştirmeye devam ediyor. Bugün açlık sınırı 32 bin lira. Yoksulluk sınırı 105 bin lira. Asgari ücret 28 bin lira. En düşük emekli maaşı 20 bin lira. Beş emekli bir araya gelse bir zengin etmiyor. Bırakın zenginliği, yoksulluktan kurtulamıyor beş emekli. Böyle bir gelir adaletsizliği görülmemiştir. Kendileri gelmeden önce o çok eleştirdikleri üçlü koalisyon hükümetinin 2002 yılında eylül ayında verdiği en düşük emekli maaşı 8 çeyrek altın alıyordu. Bugün en düşük emekli maaşı 20 bin lira, 1,5 çeyrek altın alamıyor. Emekliye geçen 23-24 yılın sonunda yoksulluğu kanıksattılar. Öyle bir noktaya geldi ki emekli, şimdi dediğinde 8 çeyrek altın sanki hayalmiş gibi geliyor. Ya da o dönem emek en düşük emekli maaşı 1,5 asgari ücret ücretti. Biz bugünkü 28 bin liralık asgari ücreti katiyen kabul etmiyoruz. Ama ona bile uygulasan 42 bin lira yapıyor. Yani bugün AK Parti’nin düşük asgari ücreti bile 1,5 asgari ücret hesabıyla 42 bin lira yapıyor emekliye. Ama 20 bin lira veriyorlar. Biz 39 bin lira asgari ücret taahhüt etmiştik. 1,5 emekli maaşı dediğinde otomatikman 60 bin liraya çıkıyor. Nerede 20 bin lira, nerede 42 bin lira? Nerede 20 bin lira, nerede 60 bin lira? Altın hesabına vurursan; nerede 1,5 altın, nerede 8 çeyrek altın? Emekli dünya tarihinin en büyük haksızlığına uğramıştır. AK Parti’nin kara düzeni herkesin belini bükmüş, emeklinin belini kılmıştır. Herkesin boynunu ezmiş, emeklinin boynunu kırmıştır.”
“Bu 4 bin lirayı bayramdan önce verecekmiş. ‘Müjde’ diye bunu söylüyor”
“AK Parti’nin kara düzeninde en büyük vefasızlık, emekliye yapılmıştır. Emekli dediğin bu devlet, bu millet için; çoluğunu çocuğunu büyütmek için eli nasırlaşmış, dirseği çürümüş, gözlük camları büyümüş, çalışmış, namusuyla çalışmış kişidir. Emekliye 20 bin lira vermek ya da memur emeklisini asgari ücretin altına düşürmek, her emekliyi fakir yapmak, açlık sınırının altına düşürmek büyük bir insafsızlıktır. Şimdi bu insafsızlığın, bu haksızlığın mimarı, yoksulluğun Türkiye’deki banisi Recep Tayyip Erdoğan bugün çıkmış, diyor ki ‘Emeklilere bir müjdem var.’ Utanmadan ve sıkılmadan emekliye müjde diye ne söylüyor biliyor musunuz? Hani 2015’te söz verip de ta 2018’de anca sözünü tutup, verdiği 1000 lira emekli ikramiyesi var ya. Hani Cumhuriyet Halk Partisi’nin ‘Her emekliye dini bayramlarda bir maaş ikramiye’ dediği, bunların önce ‘olmaz’ deyip 1 Kasım’a giderken ‘Biz de vereceğiz’ dediği, 2018’de 1000 lira verdikleri emekli ikramiyesi. O gün 24 kilo dana kuşbaşı alan, bugün 4 kilo kuşbaşı alan emekli ikramiyesi. O gün 1000 lira, 24 kilo dana kuşbaşı alıyordu. Bugün verdikleri 4 bin lira, 4 kilo alıyor. Bu 4 bin lirayı bu sene 5 bin lira yapacaklardı güya, ‘Az’ dedik, ‘Daha yüksek olsun’ dedik 5 bini bile vermediler. 4 bin lira verdiler ve bugün ‘müjde’ diye ne söylüyor beyefendi biliyor musunuz? Bu 4 bin lirayı bayramdan önce verecekmiş. ‘Müjde’ diye bunu söylüyor. Yazıklar olsun böyle müjdeye. 24 kilo kuşbaşıyı 4 kiloya düşür; o zaman bir ikramiyeyle, 4 bin lirayla bir kurbanlık koyun alınıyordu, bugün bir butu bile alınamıyor. Bir de utanmadan ‘Bu parayı bayramdan sonraya bırakmıyorum, bayramdan önce veriyorum. Emeklime müjdeler olsun’ diyor. Olmaz olsun öyle müjde. Olmaz olsun öyle ikramiye. (‘Tayyip istifa.’ sloganları) Ey Erdoğan, hani diyorsun ya ‘Öyle siyaset yap, böyle siyaset yap.’ Yok, ‘Gel, Ankara merkezli yap. Ankara’ya gel, burada otur ve partinin başında dur. Sus partinde otur, beni elleme’ diyorsun ya. Ben de sana ‘Haydi oradan ne Ankara’sı? Ankara’da da varız Ardahan’da da. Mersin’de de varız Iğdır’da da. İstanbul’da dokuz ilçede, 97’nci eylemde. Sen önce insan merkezli siyaset yap. Emekli merkezli, emekçi merkezli siyaset yap. Ondan sonra karşımıza çık.’ Meydanda bu gördüğüm öfke, 20 yıldır otobüslerin üstündeyim, görmedim böyle öfke. Emekliler günü gelince Tayyip Erdoğan’dan hesap soracak mısınız? O sizin canınıza okudu, onu siyasette emekli edecek misiniz? Söz mü? Hakkınızı yiyenin hakkından gelecek misiniz? İşte bu coşku, bu inanç, bu kararlılık, gözlerdeki bu ateş ateş öfke, Tayyip Erdoğan istediğini yap, seni götürüyor bu öfke, seni götürüyor bu öfke.”
“Ey Erdoğan. Bak siyaset milletle yapılır, halkla yapılır. Kimin üstün olduğuna millet karar verir. Bu siyasette sen birine ‘hırsız’ dersen o hırsızsa insan içine çıkamaz. Ama değilse o iftirayı atan insan içine çıkamaz. Ben 97’nci kez çarşamba akşamı ya da hafta sonu Anadolu’da milletin içindeyim. Bugün Pendik’in bağrındayım. Pendiklilerin yüzüne bakarak, gözünün içine bakarak meydanlardayım. Sen neredesin Erdoğan? Sen neredesin? Haydi kendine güvenen meydana çıkar, hadi haftaya çarşamba bu meydana gel, bu meydanı doldur, doldur da göreyim bakalım. Hodri meydan. Buradan Erdoğan’a bir kez daha sesleniyorum. Korkaklar başaramaz. Korkmayacaksın, bu kadar laf ettin cesaretin varsa karşımıza çıkacaksın. 25 milyon kişi imza attı, imza attı 25 milyon kişi. Diyorlar ki ‘Ey Erdoğan adayımı bırak, sandığı getir. Adayımı yanımda, sandığı önümde istiyorum.’ Hodri meydan, hodri meydan. İşte Erdoğan biz buradayız. Cesaretin varsa erken seçim sandığıyla, cesaretin varsa bu milletin karşısına çıkarak artık bu tartışmayı bitirelim.”
“Bugün Türkiye’de AK Parti’nin kara düzeni, faiz düzenidir”
“Bir yanda ezilen millet, sefalet çeken emekliler, emekçiler, çiftçiler, esnaflar, bir yanda sırf ‘İktidara tutacağım’ diye ‘Bir şekilde koltuğumu koruyacağım’ diye darbeye kalkışan arkadaşlarımızı içeriye atan sen. Ve bedeli millet ödüyor. Bu bedel 19 Mart’tan darbesinden sonra enflasyonu yükselterek, fiyatları yükselterek, faizleri yükselterek milletin sırtına biniyor. Bugünkü yoksulluğun sebebi dünyada olan enflasyon değil, Türkiye’de bir aylık enflasyon dünyadaki 100 ülkenin yıllık enflasyonundan fazla. Bugün Türkiye’de AK Parti’nin kara düzeni, faiz düzenidir. Bu sene tarihin en yüksek faizini ödüyoruz. 2,7 trilyon lira. Sadece ocak ve şubat ayında 637 milyar lira faize para ödendi. Şimdi buradan Pendik’te ilan ediyorum ki; bu para, ocak ve şubatta faizle ödenen para, geçen seneki darbeden sonra yükselen faizlerin yarattığı maliyet, bu para millete dağıtılabilseydi bütün emeklilere bu bayramda 28’er bin lira verebilirdik. Ocak ve şubatta verilen faiz emekli başına bölündüğünde herkese bir asgari ücret ikramiye çıkıyor. Ama Tayyip Erdoğan bu parayı emekliye vermek yerine darbeye harcıyor. Peki bu kara düzenin içinde biz ne yapacağız? Bugün karşı karşıya olduğumuz süreç şundan ibarettir. Millet kimi göndereceğine, kimi getireceğine karar vermiştir. İktidar değişimi artık zamanlama meselesidir.”
“Emeklilere Kurban ve Ramazan Bayramı’nda birer asgari ücreti bizim iktidarımız verecektir”
“Tayyip Erdoğan iktidarda kaldığı her gün dünyanın en adaletsiz vergi sistemini uygulamaktadır. 100 liralık verginin 65 lirasını dolaylı vergilerden, yani fabrikatörden de kapısındaki bekçiden de aynı vergiyi alarak; giyimden, kuşamdan, elektrikten, sudan, telefondan, kırtasiyeden, herkesten aynı vergiyi alarak yüzde 65 vergi toplamaktadır. Çalışanların maaşlarından ya da bankadaki stopajdan alınan gelir vergisi de yüzde 23’tür. Geriye kalan yüzde 11 sadece ve sadece kurumlar vergisinden; yani para kazanan, kar eden zenginlerden alınmaktadır. Dolaylı vergi ve gelir vergisi bu meydanın verdiği vergidir, yüzde 89’dur. Kurumlar vergisi kazanan zenginin verdiği vergidir, yüzde 11’dir. Bunun adı AK Parti’nin kara düzenidir. Bu iktidar değişecek, vergi; çok kazanandan çok, az kazanandan az, kazanmayandan alınmayacaktır. Biz iktidara gelmeye ve bu adaletsiz vergi düzenini değiştirmeye talibiz. Tayyip Erdoğan kaldığı her gün AK Partili, MHP’li demeden DEM’li, İYİ Parti’li, CHP’li ayırmadan herkesten yüzde 89, orta direkten ve fakirlerden vergi toplamaktadır. Bunu altüst etmek sadece iktidar değişikliği ile mümkündür. Bugün aldığı 12 maaşın üçünü yıl sonunda toplamda ay be ay kesilerek ve artarak vergiye vermektedir. Biz eğer gelmezsek, bu düzen sürerse gördüğünüz gibi en düşük emekli maaşı 0,6 asgari ücrettir. CHP iktidarında en düşük emekli maaşı önce bir asgari ücret, sonra 1,5 asgari ücret düzeyine çıkacaktır. Emeklilere Kurban ve Ramazan Bayramı’nda birer asgari ücreti bizim iktidarımız verecektir.”
“Çiftçinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi, dolmuşçunun, taksicinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi kaldıracağız”
“Tarımda, planlı ve alım garantili üretim modeline geçeceğiz. Çiftçinin hakkı olan desteklemeyi bugünkü gibi beşte birini değil, tamamını doğru ürüne yönlendirerek vereceğiz. Çiftçi borçlarının faizlerini silecek, ana parayı beş yıla böleceğiz. Çiftçinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi, dolmuşçunun, taksicinin aldığı mazottan ÖTV’yi, KDV’yi kaldıracağız. 1 kilo sütün 1,6 kilo yem alabileceği pariteyi sağlayacak, süt üreticisini destekleyecek, dışarıdan hayvan alımını yasaklayacak, eti, sütü ucuzlatacağız. 100 gününde iktidarımızın eğer iş bulamıyorsak iş bulamadığımız vatandaşa onuruyla yaşayacağı, geçinebileceği bir Temel Vatandaşlık Geliri vereceğiz. Hiç kimse bu ülkede yaşarken işsizlikle, sürünmek, yoksul kalmak, sokakta kalmak, eşine - çocuğuna mahcup olmak, kasabın önünden geçememek, manava taksitini - borcunu ödeyememek ve ailesini geçindirememek gibi bir şeyle karşılaşmayacak. Bunu Almanya başarıyorsa, Danimarka başarıyorsa, Fransa, İspanya başarıyorsa; bu güçlü ülke, bu zengin ülke, bu güzel ülke başaracak. Halkın iktidarında başaracak. 100 yıl önce olduğu gibi bir kez daha başaracak. Soruyorum size bir devri kapatmaya yeni bir devri başlatmaya hazır mısınız? Bir devir kapanıyor, bakan evlatlarının devri bitiyor, vatan evlatlarının devri geliyor. Vatan evlatlarının. Öğrencilere okulda bir öğün ücretsiz okul yemeğinin verildiği, her okulda içilebilir kalitede suyun ya çeşmeden aktığı ya da sebille sağlandığı şekilde okul yemeği, okul sütü ve okul suyu uygulamasına geçeceğiz. Kamuda mülakatı kaldırıp liyakat getireceğiz. 100 bin öğretmeni ilk yıl atayıp bütün kapanmış okulları, kapanmış hastaneleri tekrar harekete geçireceğiz. Hem öğretmenin hem öğrencinin yüzünü güldüreceğiz. Sağlıkta kesintileri, katılım paylarını, bilhassa en ucuzu ilaç ödeniyor, o da yok, ‘Farkını ver ilacını al’ dönemini bitireceğiz. Hastanede muayene ücretini ortez - protezde en ucuzunu verme dönemini bitireceğiz. Söz veriyoruz herkesin yüzünü güldüreceğiz. Herkesin yüzünü güldüreceğiz.”
“Buradan birazdan bahsedeceğim, çatlasınlar diye böyle yapıyoruz. Darbeyi yapmışlar, arkadaşları hapislere atmışlar, her türlü zulüm sürüyor. Bekliyorlar ki Cumhuriyet Halk Partisi dağılacak, karışacak, meşgul edilecek ve iktidar yürüyüşü engellenecek. Buradan ant olsun ki söylüyorum. O Silivri’nin kapıları açılacak, arkadaşlarımız çıkacak, Ekrem Başkan çıkacak, Cumhurbaşkanı olacak. Burası neresi? Burası nereden gelmiş? Senfoni orkestrasındaki birinci kemancı gibisiniz. Tebrik ediyorum. Arkadaşlar herkes her şeyi yapamaz. Bir esere birinci kemancıların, baş kemancısı hakimdir. O çalar, bütün orkestra uyar. Bakın şimdi buranın hatırına ve bütün meydanla birlikte Ekrem Başkan’a bir selam yollayalım. Önce bir kuvvetli alkış Silivri’ye. Birinci kemancı ne çalıyoruz? Ne bir haram yedi, ne cana kıydı. Silivri’den bizi dinleyenlere, bu sefer Mehmet Murat Çalık da artık burada, İzmir’de değil. Bir Maçkalı’dan bir Maçkalı’ya söyledik hep. Şimdi de yiğidim aslanımı Ekrem Başkan için, bütün arkadaşlarımız için, cezaevlerinde haksız yere yatan bütün yiğitler için söylüyoruz. Hep beraber burası başlasın duyayım. Haydi bakayım. ‘Cumhurbaşkanı İmamoğlu’. Bu muhteşem koru için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Ekrem Başkan’ın da selamlarını iletiyorum. İyi ki varsınız, hep birlikte başaracağız.”
“Ev kadınlarına söz veriyoruz”
“Buradan emekliye, emekçiye, esnafa, çiftçiye; herkese, öğrenci ve öğretmene bir sözümüz var. Bir de evde olan, çocuğuna, engellisine bakan; istihdama, hayata katmadığımız ev kadınları ve ev hanımları var. Yıllarca sanki azıcık verilen sosyal destekler bir lütufmuş gibi gösterildi. Oysa Türkiye’de en görülmeyen emek, evde verilen emek. Eğer biz bir mahalle kreşi ile kadını sosyal hayata ya da çalışma hayatına katamıyorsak, onun sigortasının ödenmesini, gelecekte emekli olmasının önünü açamıyorsak, bu Atatürk’ün kurduğu ve kimsesizlerin kimsesi olan Cumhuriyet olamaz. Bu gece buradan son önemli vaadimiz olarak, yapacağımız iş olarak bir kez daha ifade ediyoruz ki iktidarımızda eğer kadın iş istiyorsa ya işe yerleşecek, işe yerleşmiyor ve evde emek çekiyorsa onun mutlaka sigortası olacak, emeklilik hakkı olacak. Ev kadınlarına söz veriyoruz. Bunların hiçbirisi ülkenin ekonomisinin kaldırmayacağı yükler değil. Önümüzdeki aylarda biz ‘Hangi vaadi, hangi kaynakla yapacağız? Nerelerden tasarruf edip, nerelere aktaracağız? Vergiyi tabana değil tavana yayıp, refahı nasıl tabana yayacağız? Adaletli bir vergi sistemini nasıl kuracağız? Yeşil, mor dönüşümle hem kadınların yüzünü güldürüp, önünü açıp hem de nasıl bir kalkınma hamlesi başlatacağız?’, bunların her birini önümüzdeki süreçte güçlü ve liyakatlı kadrolarımızla tüm Anadolu’ya anlatacağız. Türkiye tarihinin değil, dünya siyasi tarihinin en güçlü, en uzun, en kalabalık seçim kampanyasına hazırlanıyoruz. Onu millete tanıtıyoruz. Sizinle birlikte başaracağız. Hep birlikte tarihe geçeceğiz.”
“Bu milletin en çok meşgul edildiği konu, arkadaşlarımızın uğradığı iftiralardır”
“Hem dünya, hem bölgemiz kritik bir eşikten geçiyor. Türkiye’nin tüm tehditlere karşı bir olması, bütün olması, güçlü olması lazım. Ancak güya ülkeyi yönetmeye vazifeli iktidar partisi Adalet ve Kalkınma Partisi ülkeyi bölmeye, mili kutuplaştırmaya devam ediyor. 19 Mart darbesinin üstünden tam 357 gün geçti. 357 gündür Türkiye her alanda kaybediyor. Türkiye’de iç cepheyi zayıflatan da dışarıdan ateş çemberi varken içeride tartışmalarla enerjimizi sömüren de bu iktidardan başkası değildir. İç cephenin tahkim edilmesi, Türkiye’nin bir ve beraber olmasının birinci düşmanı; AK Parti’nin kara düzenidir. Erdoğan, bana bir çağrı yapmış. Ben de kendisine seslendim ve sesleniyorum. Biz bu ülkenin birliği için, beraberliği için her şeyi yapmaya hazırız. Gerektiğinde yapıyoruz. Ancak bu kadar zulüm, bu kadar haksızlık, bu kadar eşitsizlik olmaz. Emeklinin elinden tutan, asgari ücretliyi gören, asgari ücret artışını işverenin sırtına yüklemeyen, çiftçisine sahip çıkan, öğrencisinin geleceğini karartmayan politikalara hep birlikte sahip çıkabiliriz. Tutuksuz yargılama bu ülkede tansiyon düşürür. Bu milletin en çok meşgul edildiği konu, arkadaşlarımızın uğradığı iftiralardır. Biz kendimize, partimize, arkadaşlarımıza, Cumhurbaşkanı adayımıza güveniyoruz. Kendine güveneni kanun teklifimizi destek vermeye, davaları televizyondan canlı yayınlamaya, iddiaları da cevaplarını da milletten saklamamaya ve TRT’den canlı yayına davet ediyoruz. Biz kendimize güveniyoruz. Erdoğan da güveniyorsa karşımıza çıksın.”
“Artık yalandan bezdik. Aynı kişiye ‘18 yaşında sahtecilik yaptın. O okuldan bu okula yüzlerce öğrenci ile birlikte sahtecilikle geçtin’ diyenler, diplomasını iptal edenler; aynı kişiye aynı anda hem ‘casus’ diyenler, hem ‘Seçimde hile yaptın’ diyenler, hem ‘Hırsızlık ve yolsuzluk yaptın’ diyenler, hem olmadık uçaklarda ‘Terbiyesizlik yaptın’ diyenler tüm bu yalanlarının altında kaldılar. Söyledikleri uçak AK Partilinin çıktı, Ekrem İmamoğlu’na hiç kiralanmadığı ortaya çıktı. ‘Ekrem’in’ dedikleri arabalar MHP’nin milletvekilinin çıktı. ‘Gaziosmanpaşa Belediyesi’nden dolar çıktı’ dediler, kasadan mühür çıktı. Dolar görüntüleri, TRT’nin stok videoları çıktı. ‘Yer altından, parke altından milyonlarca Euro çıktı’ dediler, tamamı yalan çıktı. ‘Videosu var’ dediler, iftira çıktı. ‘Çantalarda para var’ dediler, jammer çıktı. Ekrem Başkan’a ‘hırsız’ dediler. Karadeniz’in yiğit evladı alnı açık, başı dik çıktı.”
“Duydunuz mu? Ben İstanbul Üniversitesi’nin önünde Beyazıt’ta yine böyle muhteşem, büyük bir meydanda öğrenciler sizin gibi bağırırken bir taraf başka, bir taraf başka bağırdı. Birlikte bağırılsın diye yardımcı oldum. Dedim ki ‘Durun, durun.’ ‘Diplomasız Erdoğan’ dedim. Böyle dedim. O da mahkemeye gitti, bize dava açtı. Benim pırıl pırıl, 25-26 yaşında bir avukatım var. O Erdoğan’ın çirkin avukatlarının karşısına çıktı. Kürsüye de Hulusi Kentmen gibi bir hakim çıktı. Onlar dedi ki ‘Efendim şikayetçiyiz. Özgür Özel müvekkilimize ‘diplomasız’ demek suretiyle yalan atmıştır, iftira atmıştır. Şikayetçiyiz. Tazminat isteriz.’ Paraya da doyamıyorlar. Benim avukat dedi ki ‘Diplomanız var mı?’ Bunlar dedi ki ‘Var.’ ‘Varsa dosyaya sunsana’ dedi. Hulusi Kentmen de döndü, buna dedi ki ‘Evet, talep doğrudur. Bu taraf, Özgür Özel ‘diploma yok’ diyor. Siz ‘var’ diyorsunuz. Avukat da ‘Sunun’ diyor. Dosyaya diplomayı sunacak mısınız?’ Bunlar dedi ki ‘Sunmayacağız, bir dilekçe yazacağız.’ Bir dilekçe yazdılar. Dilekçe şu; ‘Müvekkilimizin diplomasını görmek istediğine göre bu hakim müvekkilimize husumet duymaktadır. Kabul etmiyoruz, başka hakim istiyoruz.’ Şimdi bu olay olduktan beri bir ay oldu. Bir aydır her yerde anlatıyoruz. Bizim avukat hala ‘Diplomayı sunun’ diyor. Hakim Bey ‘Sunun’ diyor. Bunlar ‘Diplomayı vermeyiz, hakimi değiştirin’ diyorlar. O yüzden Erdoğan’a sesleniyorum. Eğer diploma varsa diplomayı sun, mahkemeyi kazan. Diploma yoksa sus, olmayan diplomayla diploması olana kumpas kurma.”
“Bu düzenin adı; Trump ve Netanyahu’nun yeni dünya düzeni değildir”
“Amerika ve İsrail yeni bir dünya düzeni kurmak istiyor. İstiyorlar ki istedikleri her ülkeye saldırabilsinler. İstiyorlar ki istedikleri yeri işgal etsinler. İstiyorlar ki kim istiyorlarsa o ülkenin başına onu getirsinler. Onun için gecenin bir yarısı devlet başkanlarını yatak odalarından alıp, götürüp New York’ta kafeste gezdiriyorlar. Bir başka yere dünyanın füzesi ile saldırıyorlar. Ama İsrail ve Amerika, son saldırılarda 160 küçücük kız öğrenciyi, masum ve sivil insanları öldürdü. Bu düzenin adı; Trump ve Netanyahu’nun yeni dünya düzeni değildir. Düzen böyle bir düzen değildir. Dünya öyle bir dünya değildir. Bu ikisine sessiz kalan, bundan meşruiyet arayan, milletin desteğini kaybedince desteği Trump’tan arayan bizden değildir; bizim kabul edeceğimiz birisi değildir. Bunun için Oval Ofis merkezli siyaset yapanları Anadolu merkezli, Filistin merkezli, vicdan ve ahlak merkezli siyaset yapmaya davet ediyorum. ‘Gazze’yi gördüm, çok güzel. Orada Filistinlilere yer yok, onları yandaki ülkelere süpüreceğim. Gazze’ye yüksek yüksek oteller, kumarhaneler dikeceğim. Plajlarda turizm yapacağım. Önündeki hidrokarbonları, doğal gazı çıkaracağım. Gazze’yi istiyorum’ diyen Trump’a susmak ve sessiz kalmak olmaz. Onun kurduğu masaya Avrupa’nın, dünyanın tutarlı, ilkeli liderleri, örneğin kardeşim Pedro Sanchez oturmamıştır. ‘Filistin, Filistinlilerin’ demiştir. Ama Filistin’in olmadığı masaya Netanyahu’yla birlikte oturanları, Erdoğan’ı ve Hakan Fidan’ı uyarıyorum. Buradan sesleniyorum. Biz durduğumuz yerdeyiz. Biz Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, üçüncü Genel Başkanımız, Karaoğlan Ecevit’in Filistin Kurtuluş Örgütü’ne, Yaser Arafat’a sahip çıktığı yerdeyiz. Sen neredesin? Biz, Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının Altıncı Filo’yu denize döktüğü yerdeyiz. Sen neredesin? Biz ‘Kahrolsun Amerikan emperyalizmi, yaşasın halkların kardeşliği’ diyen Denizlerin durduğu yerdeyiz. Sen neredesin?”
“Biz doğruları söyleyince alınıyorlar. ‘Dostum Trump’ diyorsun F-35 alamıyorsun, F-16’na modernizasyon yaptıramıyorsun. 15 yıldır tek bir uçak alamıyorsun. Rus uçağını düşürdün. Efelendin, boyunun ölçüsünü aldılar. Gittin affettirmek için S-400 aldın. Bu sefer, Amerika’yı kızdırdın, CAATSA’dan yaptırım aldın. S-400 geldi hangarda, füzeler uçuyor tepemizde. Hani nerde S-400’ler. Hani nerde Moskova’dan kalkarken uçak canlı yayın, uçak havadayken, piste inerken canlı yayın. S-400’ü karşıladın. Asker yolu gözler gibi. Neden kurmadın, neden kuramadın? Bu kadar kişiliksiz, bu kadar özgüveni yoksun bir dış politika olamaz. Trump’tan korkarak, Netanyahu’ya susarak Türkiye’nin hakkını - menfaatini kollamayarak, Filistin’i yalnız bırakarak, Irak savaşında olduğu gibi Amerika’nın planının parçası olarak 1 Mart Tezkeresi’ni dayatarak, İran’da olana bitene susarak yapılacak dış politikadan memlekete fayda yok. Trump'tan gelen meşruiyetin Allah cezasını versin. Meşruiyet Trump'tan alınmaz, emperyalist Amerika’dan alınmaz. Meydandan alınır, Pendik’ten alınır, sokaktan alınır, sandıktan alınır.”
“Bunun adı Türkiye İttifakı’dır”
“Bunun için kimse enseyi karartmasın. Bu düzen değişecek. Artık düşmanlıklar, husumetler bitecek. Bugün MHP'nin yaptığını savunamayan ülkücüler de AK Parti’ye katlanamayan muhafazakarlar da bugünkü süreçte Kürtler de Türkler de Aleviler de Sünniler de birlik ve beraberlik halindedir. Bunun adı Türkiye İttifakı’dır. Renklerini ay yıldızlı al bayraktan alır. Bir partiye ait değildir, kimseyi dışlamaz. Sosyal demokratlar, muhafazakar demokratlar, milliyetçi demokratlar, Kürt demokratlar, sosyalist demokratlar, liberal demokratlar yeter ki otokrata karşı birleşsin. Türkiye’deki bütün demokratlar selam olsun hepsine. Sandığa sahip çıkanlara, sandığı kaptırmayanlara, otokrasi peşinde koşan otokratlara, tek adamlara karşı kardeşliği savunanlara selam olsun. Artık düşmanlıklar, ayrılıklar bir tarafta kalmıştır. Huzura ve barışa omuz omuza, el ele yürüyoruz. O yüzden sesime kulak veren herkese, sadece üyelerimize değil; kendini Türkiye’nin ortak geleceğinde gören tüm demokratlara sesleniyorum: AK Parti istiyor ki kimse kimseyle yan yana durmasın, herkes birbirine mesafeli olsun. Mesafeleri kaldırın, safları sıklaştırın, yan yana durun, birlikte mücadele edin. Önümüzdeki bayramda ve devam eden tüm günlerde tüm demokratları geçmişte AK Parti’ye, MHP’ye oy veren komşularını ziyarete, onlarla sohbete, yoksulluğun, işsizliğin bir kader olmadığını anlatmaya, kimsenin bunlara katlanmak zorunda olmadığını anlatmaya davet ediyorum. Hepinizi benim, Ekrem Başkan’ın, partimizin ve Türkiye İttifakı’nın adına bu bayramla birlikte yollara düşmeye, sokaklara çıkmaya, ev ev, kapı kapı gezmeye, herkesi ikna etmeye davet ediyorum. Ekrem Başkan için kampanyaya başlamaya hazır mısınız? Türkiye’nin yarınları için kapı kapı dolaşmaya hazır mısınız? Köy köy, ev ev, fabrika fabrika meydan meydan çalışmaya hazır mısınız? Yorulacak mıyız? Vazgeçecek miyiz? Peki hep beraber yürüyecek miyiz? Yürüyecek miyiz? Yürüyecek miyiz? O zaman haydi bakalım yürüyelim arkadaşlar.”