CHP Genel Başkanı Özgür Özel, istinafın mutlak butlan kararına karşı protestolar kapsamında yapılan çağrı üzerine parti genel merkezi önünde toplanan kalabalığa hitap etti. Özel, istinafın tedbir kararıyla parti yönetimine getirilen Kemal Kılıçdaroğlu ile yaptığı telefon görüşmesi için, "Dedim ki 'Sokağı görüyor musunuz, milleti duyuyor musunuz?'' Bir soru aldım, ‘Siz ne diyorsunuz?’ diye. Cevabım nettir, tavizim yoktur. Biz en kısa zamanda sandık istiyoruz, kurultay istiyoruz" ifadelerini kullandı.
Özgür Özel'in açıklamalarından öne çıkanlar şöyle:
"Yol uzunmuş, dağ yüceymiş, dönmeyiz. Korku salmış zalimlere sinmeyiz. Bir can değil bin can fedadır halka, dik çökmedik çökmeyiz. Diz çökmeyenlere, teslim olmayanlara, direnenlere selam olsun. Bu büyük mücadeleye omuz verenlere, tarih yazanlara hepinize helal olsun.
Aile her şeydir, ne zaman başımız sıkışsa yüzümüzü ailemize döneriz. Aile düştüğümüzde kolumuzdan tutandır, sendeleyince omzumuza dokunandır. Yokluğuna katlanmak zordur ama zoru göğüsleriz; yükü paylaşır, acıyı bölüşürüz. Ama ailemizin yokluğuna dayanırız da hasretine dayanırız da acısına dayanırız da haysiyetinin çiğnenmesine asla izin vermeyiz. Siz benim ailemsiniz, siz birbirinizin ailesisiniz. Bize oy versin vermesin, bu ülkenin tüm demokratları bizim ailemizdir. Bu ülkenin geleceğinden kaygı duyanlar, yarınları için mücadele edenler, birilerinin yanına sığınıp da onlarla gününü gün edenler değil, birbirinin omzuna tutunup da yarınlar için direnenler bizim ailemizdir. İşte bizler ailesine sahip çıkanlarız. Biz yoksulları, emekçileri, emeklileri, esnafı, çiftçiyi, gençleri ailemiz bildik. Bu otobüslerin üstünde, bütün meydanlarda ailemize sahip çıktık. Gün oldu zora düştük, saldırıya uğradık. Görüyorum ki 81 ilde, tüm ilçelerde ve baba ocağı neredeyse benim ailem onun önünde, benim ailem bizimle birlikte. İşte her birimiz birbirimizin koluna girmeye, birbirimize omuz vermeye, haksız saldırılara karşı birbirimize destek olmaya geldik. Ben bugünkü varlığınız için, kararlılığınız için ve sonuna kadar birlikte yürüme azminiz için her birinize ayrı ayrı teşekkür ediyorum.
"Suçumuz müesses nizama başkaldırmak"
Bugün son yerel seçimleri kazanan kadrolar, baskıcı, otoriter, despot bir iktidarın topyekun saldırısı altındadır. Onlara göre biz suçluyuz, onlara göre biz haksızız, onların hedefinde biz varız. Bizim suçumuz seçim kazanmak ya da seçimi kazanacakları aday yapmak. Bizim suçumuz müesses nizama başkaldırmak. Bizim suçumuz kontrollü muhalefet olmayı reddetmek. Bizim suçumuz paşa paşa konforlu muhalefet koltuğunda oturmayıp millet için iktidarı hedeflemek. Mesele CHP meselesi değildir. Mesele milletin meselesidir, halkın meselesidir, halkların meselesidir. Mesele milletin sofrasından gidenlerin hesabını sormaktır, milletin bozulan huzurunu geri getirmeye çalışmak, küçülen ekmeğini büyütmeyi azmetmektir. Mesele müesses nizama itiraz edip AK Parti’nin kara düzeninin çarkına çomak sokmaktır. Mesele budur.
Bugün burada, baba ocağı bahçesinde sadece Cumhuriyet Halk Partililer yok, gün boyunca, dün bu karar çıktıktan beri iki gündür buraya siyasetin en sağından en soluna kadar ama bu ülkenin yarınları için mücadele etmek isteyenler, bu ülkeyi AK Parti’nin kara düzeninden kurtarmak isteyenler, siyasi partiler, genel başkanları, yöneticileri koştular geldiler. Gün boyunca onlarca sendika geldi, dayanışmalarını bildirdiler. Gün boyunca toplumsal mücadelenin tüm renkleri büyük bir kararlılıkla bizimle birlikte oldular, dernekler, barolar, meslek örgütleri Türkiye’nin dört bir yanından ses yükselttiler, bizimle birlikte oldular.
Bugün biz Cumhuriyet Halk Partisindeyiz. Cumhuriyet Halk Partisine yapılan bu saldırıyla demokrasiyi, siyasi partiler rejimini ve milletin karar verici olmasını, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emaneti cumhuriyetin en büyük kazanımını, sandığı, seçme ve seçilme hakkını savunuyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi milletin partisidir, atanmış kayyumlar bu partiyi yönetemezler. Cumhuriyet Halk Partisi'ni AK Parti’nin butlan kolları yönetemez, yönettirmeyiz. İşe bakın, AK Parti’nin ana kademesi pes edecek, kadın kolları başaramayacak, gençlik kollarında umut kalmayacak ve AK Parti’nin yargı kolları üzerlerindeki cübbelerle bize saldıracak, AK Parti’nin bu butlan kolları da bu partiyi yönetecek... Yok öyle yağma.
Herkes bilsin ki bugün burada yaşananlar, Türkiye’den yaşananlar, yaşadığımız zulüm, acılar, akan gözyaşları bir matemin, bir hüznün, bir kaybın, bir teslimiyetin işareti değildir. Bugün yaşananlar doğum sancısıdır, yarının iktidarının doğum sancısıdır. Biz bu sancıya dayanacağız. Bu sancının bir müjde olduğunun farkında olacağız, acı çekeceğiz, zorlanacağız ama katlanacağız çünkü biz yüz yıl sonra bir kez daha bu milletin umudu olacağız, bu milleti kurtaracağız. Sancıya dayanmadan müesses nizamın çarkları kırılamaz. Acıya katlanmadan AK Parti’nin kara düzeni yenilemez ve işkenceye de varsa yaptıkları katlanmadan, bu darbecilerin işkencesine katlanmadan güzel günler gelemez. Katlanacağız, en sonunda biz kazanacağız.
"Kimseyi geride bırakmadık, bırakmayacağız"
AK Parti yaşlanmıştır, yorulmuştur, tükenmiştir. Erdoğan bir daha seçim kazanamayacağını görmektedir. Erdoğan bu yüzden milleti adaysız, milleti partisiz, milleti lidersiz, milleti seçeneksiz ve çaresiz bırakmak istemektedir. Saldırının hedefinde bu yüzden tüm demokratik sistem vardır. Tüm haklar, tüm özgürlükler hedeftedir. Kimse başını kaldırmasın, kimse itiraz etmesin, bir kişi kimsenin umudu olmasın, bir parti sisteme alternatif olmasın, bu rejim hiç kaybetmesin, kaybeden emekçiler olsun, sömürülen alın teri olsun, kahrolan emekliler olsun, zenginlerin yüzü gülsün istemektedir. İşte itiraz tam da buradadır. İtiraz AK Parti’nin kara düzeninedir, rüzgar artık emekten, emekçiden, milletten, halktan yana esmektedir.
Tarihin en büyük kuşatması, en büyük saldırısı ama sen inanırsan tarihin en büyük fırsatıyla karşı karşıyayız. Bakın bu meydana, sendikasıyla, sivil toplum örgütleriyle, sanatçısıyla, sporcusuyla, gazetecisiyle, yazarıyla tüm görüşlerden demokratlarıyla bu meydan, milletin ayağa kalkmak istediğini, bir mücadeleyi sahiplendiğini ve bir mücadelenin arkasında durduğunu göstermektedir. Bu meydan teslim olmazsa Türkiye teslim alınamaz. Buradan ilan ediyorum, öyle birileri bizi bir başımıza bırakıp da yalnızlaştırıp da hedefe koyup da aklınca itibarsızlaştırıp da bu mücadelenin belini kıracağını sandılar. Geçen sene 19 Mart darbesiyle Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu’nu, Türkiye’yi gelecekte yönetecek kadroları hedef aldılar. Onları bırakmamızı, onlara sahip çıkmamamızı, onlara atılan iftiralara susmamızı, hatta onların yokluğunu kendimizce fırsat görmemizi beklediler. Biz, bu milletin her zorluğu görmüş ama asla birbirine sırtını dönmemiş, birbirine menfaat ilişkisiyle bağlı olmayan, kardeşlik hukukuyla bağlı olan, sevgiyle bağlı olan, birbirini seven evlatlarıyız, kadrolarıyız. Biz kimseyi geride bırakmadık, bundan sonra da geride bırakmayacağız.
Malum dün Türkiye değil, dünya siyasi tarihinde, hukuk tarihinde olmayacak bir kararla, bambaşka bir hukuk dalının bir kuralını getirip bir siyasi partinin 2,5 yıl önce yapmış olduğu bir kurultaya uygulayan, hem de o kurultayla ilgili yürüyen davaları perişan olmuş, şahitlik edenlerin hakim önünde ifadelerini geri çektikleri, savunamadıkları, 'Hani görmüştün?' 'Görmedim, duydum.' 'Kimden duydun?' 'Kimden duyduğumu unuttum.' ifadeleriyle, sırf AK Parti’nin işine gelsin diye talimatlandırılmış bir heyeti, AK Parti’nin yargı kolları başkanı tarafından verilen düzenli talimatlarla gün gün adım adım takip ederek Türkiye’nin kurucu partisine, ülkeye demokrasiyi getiren, demokratik seçimi getiren partiye yıllar sonra butlan kararı vererek, kendilerinin de savunamadıkları, sahip çıkamadıkları bir vicdansızlıkla adaleti katlettikleri bu kararı verdirerek Cumhuriyet Halk Partisi’ni karıştırmaya, akılları sıra partiyi bölmeye, kendi içinde meşgul etmeye ve bu fırsattan istifade bir kez daha iktidarlarını korumaya niyetlenen birilerinin açık tezgahı, açık oyunu, açık kumpası ile karşı karşıyayız.
Elbette buna susacak, teslim olacak halimiz yoktu. Bir yandan da bu cenderenin içinden çıkmak gerekiyor ama bunu gidip de rejimle uzlaşacak aparatlarıyla uzlaşacak ya da olmadık temaslar, olmadık pazarlıklar, bekledikleri gibi tavizler vererek yapacak halimiz yoktu. İşte o yüzden buradayım, işte o yüzden buradayız, işte o yüzden buradasınız. İyi ki buradasınız. Milletin, halkın gücüyle, sizlerin emeğiyle, kararlılığıyla birlikte büyük bir mücadeleyi başlattık."
"Sokağı görüyor musunuz, milleti duyuyor musunuz?"
Dünün psikolojisi içinde bir telefon geldi. O telefona bakmadık, bakamadık. Bugün akşamüstü o telefon görüşmesini gerçekleştirdik. İşte buradaki bütün dostlara ne konuştuğumu, ne olacağını, ne olmayacağını söylemek boynumun borcudur.
Dedim ki 'Sokağı görüyor musunuz, milleti duyuyor musunuz? Bu partinin bu baba ocağını bahçesinde yan yana ağlayan 80 yaşında teyzemi, 15 yaşında evladı görüyor musunuz? Türkiye'nin dört bir yanından yükselen isyanı duyuyor musunuz? Bugün Türkiye'den 65 baro isyan ediyor. Bugün Türkiye'nin tüm meslek örgütleri, tüm sendikaları, tüm siyasi partileri, en sağdan en sola tüm dostlar yan yana duruyor. Bu CHP meselesi değil, Türkiye meselesidir diyor ve sizden bir şey bekliyor'. Bir soru aldım 'Siz ne diyorsunuz?' diye. Cevabım nettir, tavizim yoktur. Biz en kısa zamanda sandık istiyoruz, kurultay istiyoruz.
"Bunlar meydandan, kalabalıktan anlar"
İki şeye ömür vermeye, gerekirse can vermeye razı olmuşum. Bunlardan birincisi, Cumhuriyet Halk Partisi üyesinin, delegesinin önüne Atatürk’ün partisinin sandığı gelecek. İkincisi; bu milletin önüne seçim sandığı gelecek. Bu iktidar değişecek. Herkes şunu bilsin, zaman zaman diyorum: Evde oturma, pijamayı çıkar, kumandayı bırak, geleceğine sahip çık. Sözüm meclisten dışarı ama bu iktidardan rahatsız olan, bu iktidarın değişmesini isteyen, maaşı yetmeyen, geleceğinden endişe eden, evladının geleceğinden endişe eden herkese diyorum ki, çare sendedir, çare senin çaresizlik hissetmende değil, bizimle birlikte mücadele etmendedir.
Buradan sesimizin erdiği herkese, sözümüze değer veren herkese sesleniyoruz: Eğer bu kahraman insanlar bu partinin bahçesini, bu baba ocağını, bu sokakları, bu meydanları böyle doldurmasalar, bugün İstanbul’da 39 ilçe sel olup akmasa, bugün Manisa’dan Mersin’e, Trabzon’dan Edirne’ye bu millet bu mücadeleye sahip çıkmasa, bunlar bizi ezerler, bizi yok ederler. Bunlar acımasızlar, bunlar bir şeyden anlar: kuvvetten, güçten, meydandan, kalabalıktan anlar.
"Boykotsa boykot, grevse grev"
Bu meydanın gücüyle sandığı da getireceğiz, emekçinin hakkını da alacağız, emeklinin hakkını da alacağız, gençlerin de umudu olacağız. Her çağrıldığınızda meydanlarda dolup taşmaya var mısınız? Sizin gücünüzü bir araya getirmek şart. İcabında tüketimden gelen gücü kullanmaya var mısınız? İcabında hayatı durdurmaya var mısınız? İcabında direnişe var mısınız? Boykotsa boykot, grevse grev, sonuna kadar direniş var mısınız? İşte bu sesler, geleceği kurtaracak olan sestir.
"Kurultay için harekete geçiyoruz"
Sözüm yarım kalmasın, araya bayram girer ama resmi tatil biter, o günler gelir. Cumhuriyet Halk Partisi’nin hangi delegesi olursa olsun, son delegesi, önceki delegesi, hangi üyesi olursa olsun, en son kaydolanı 108 yaşında olanı… Bayramdan sonra, benim 'taviz yok' dediğim en kısa zamanda, 'en uygun zamanda olur' denilen o kurultay için harekete geçiyoruz. Önce kurultay sandığını kurtaracağız, AK Parti’nin kara düzeninden sonra seçim sandığını kurtaracağız, bu ülkenin geleceğini kurtaracağız. Var mısınız? Söz mü? Benden de size söz, bu mücadeleyi yarı yolda bırakamayız. Benden de size söz, bu yürüyüş durmaz. Çünkü bu yürüyüş, mağdurların, mazlumların, iyi insanların, yoksul insanların, çalışkan ve dürüst insanların haysiyet yürüyüşüdür; onur yürüyüşüdür, iktidar yürüyüşüdür..."




