Erken çocukluk dönemindeki şeker kısıtlamasının, tatlı yiyeceklere yönelik tercih farklılıklarıyla, psikiyatrik ve ruh sağlığı sonuçlarıyla ve beyindeki yapısal farklılıklarla ilişkili olduğu görüldü.

"Şekerin yaşam boyu fiziksel ve ruhsal sağlığımız üzerinde yaratabileceği tüm etkileri bilmek, halk sağlığı politikalarını şekillendirmeye ve beslenme alışkanlıklarımızı değiştirmeye yardımcı olabilir," diye konuştu çalışmanın başyazarı Hana Navratilova.

Araştırma: Bebeklik döneminde şeker alımı kısıtlananların bunama riski %23 daha düşük
Araştırma: Bebeklik döneminde şeker alımı kısıtlananların bunama riski %23 daha düşük
İçeriği Görüntüle

Surrey Üniversitesi’nden araştırmacılar, Birleşik Krallık’ta savaş sonrası şeker karne uygulamasını ve kısıtlamaların kaldırılmasının ardından gelen yılları kapsayan bir dönemde, 1951 ile 1956 arasında doğan 45 binden fazla kişinin tıbbi verilerini analiz etti.

Birleşik Krallık’ta 1940’tan 1953’e kadar savaş ve savaş sonrası dönemde uygulanan şeker karne sistemi, yetişkinler için günlük alımı yaklaşık 40 gramla sınırlıyordu.

Translational Psychiatry (kaynak İngilizce) dergisinde yayımlanan çalışma, anne karnında ve ardından altı, 12, 18 ve 24 aylık yaşa kadar karne uygulamasına maruz kalan ya da yalnızca anne karnındayken bu kısıtlamayı yaşayan katılımcıları, hiç karne dönemi yaşamamış olanlarla karşılaştırdı.

En uzun süre karne uygulamasına maruz kalanlar, tatlı yiyeceklere daha düşük bir tercih bildirdi ve yetişkinlikte anlamlı ölçüde daha düşük kaygı riski taşıdı. Bu grubun kaygı geliştirme riski, hiç karne dönemine girmeyenlere kıyasla yüzde 33 daha düşüktü.

Karneyle yaşayan gruplarda kaygı ve depresyonun ortaya çıkışı da daha geç oldu. Uzun süre karne uygulamasına maruz kalanlarda kaygı bozukluğunun başlama yaşı ortanca olarak 62 civarındayken, hiç kısıtlama yaşamamış grupta bu yaş yaklaşık 55’ti.

Araştırmacılara göre, karne uygulaması sona erdikten sonra şeker tüketimi hızla arttı; buna rağmen erken dönemdeki kısıtlamanın etkileri yıllarca sürdü.

"Karne döneminin ardından katılımcılar arasında şeker tüketimi artmış olsa da, erken yaşlardaki beslenme ortamlarının ruh sağlığı açısından kalıcı bir öneme sahip olduğu görülüyor," dedi Surrey Üniversitesi’nden profesör ve çalışmanın kıdemli yazarı Nophar Geifman.

Bu neden oluyor?

Yazarların vurguladığına göre, yaşamın ilk 1.000 günü beyin gelişimi için kritik bir dönem ve bu süreçteki beslenme, beyinde kalıcı yapısal değişikliklere yol açabiliyor.

Çalışmada atıf yapılan önceki araştırmalar, şeker bakımından zengin beslenmenin, duygu durumunun düzenlenmesi açısından kritik öneme sahip serotonin nöronlarının yoğunluğunu ve erişilebilirliğini azaltabileceğini; erken dönemdeki kısıtlamanın ise bu sinirsel yolları koruyabileceğini öne sürüyor.