[caption id="attachment_48272" align="alignnone" width="177"] Araştırmacı yazar Gökhan Akçura[/caption] Bugün bayram bunda anlaşıyoruz. Ama bayramın adı? Ramazan Bayramı mı Şeker Bayramı mı? Recep Tayyip Erdoğan birkaç yıl önce bir konuşmasıyla konuyu yeniden gündeme taşımış, 'Şeker Bayramı adının bir kültürel erozyon sonucu ortaya çıktığını' söylemişti. Konunun tarihine bir göz atalım birlikte… Osmanlı İmparatorluğu döneminde ‘şeker’ bayramlarda var. Ramazan’da başlıyor şeker vurgusu. İftarda hurma gözde meyve. Bayram yaklaştıkça şekerci sergilerinin önü ana baba gününe dönüyor. Ardından bayram geliyor, ziyarete gidilirken koltuk altında bir şeker paketi mutlaka bulunduruluyor.

Bayram çok şekerli geçerdi ama...

Bayramlaşma merasiminde ise misafirlere gümüş tepsiler içerisinde lokum, badem ezmesi, miskli akide şekeri ve akla gelebilecek her tür şeker ikram edilirdi. Bayram boyunca şeker önemini hep korurdu. Kahve yanında şeker konur, üstüne şerbet içilirdi. Yani bayram çok şekerli geçerdi ama adı şeker değil, Ramazan Bayramıydı. Ramazan Bayramı ne zaman Şeker Bayramı oldu tam olarak bilmiyorum. Ama 30'lu yılların gazete koleksiyonlarına baktığımda ‘Şeker Bayramı’ adının benimsendiğini görüyorum. ‘Bu değişim nasıl gerçekleşti?’ sorusuna ise cevap bulamadım. Bir karar, yönetmelik, tamim görülmüyor ortada. Cumhuriyet rejiminin genel çizgisine bakarak şu tür tahminlerde bulunabiliriz: Laikliği ve batılılaşmayı hedef alarak önüne koyan Cumhuriyet ideolojisi, dinsel düşünceyi olabildiği ölçüde geri planda tutmayı yeğliyordu. Bu nedenle dini bayramlar sakin geçer, devlet düzeyinde kutlama olmazdı. Öte yandan ulusal bayramlar ise tersine görkemli törenlerle kutlanırdı. Ama bu durum dinsel uygulamalara bir halel getirmezdi. Ramazanda isteyen yine orucunu tutar, bayram gelenekleri varlığını korurdu.

Şekerin yükselişinin rolü var mı?

Bayramın adının ‘şeker’ olarak değişmesinin ardında, madde olarak şekerin yükselişinin rolü var mı bilemem ama tam da aynı yıllarda gerçekleşen sanayileşme hamlelerinin arasında atılan önemli bir adım olarak şeker fabrikalarını görüyoruz. Gazete ve dergilerde de şekerden pek övgüyle söz edilmeye başlanır. Doktorlar, şekerin en elzem ve en sağlıklı besin olduğunu buyururlar. Şeker fabrikalarının 1939 yılında yayınladığı Türk Kadınının Tatlı Kitabı, Türk kadınının nasıl sadece ‘tatlı dilli ve güler yüzlü’ değil aynı zamanda ‘yuvasının şen ve dinç kalması için’ tatlılar yapan bir hamfendi olduğunu anlatarak söze girer. Ardından şekerin faydalarını öve öve bitiremez. Bu gelişim bayrama ad aranırken bir fiili çağrışım yaratmış olabilir. Ama spekülatif bir tahmin elbette. Nedeni ne olursa olsun yetmiş seksen yıldır bu bayrama ‘Şeker Bayramı’ denmiş. Daha çok kentlerde elbette. Öte yandan Ramazan Bayramı adını kullananlar, yeğleyenler de olmuş. İki adlandırma hiç de karşı karşıya gelmemiş. Ne zamana kadar? Son 10 yıldır internet sayesinde belki bu tür tartışmalar daha kolay karşımıza çıkıyor. Dinsel düşünceyi ön planda tutanlar, Ramazan Bayramı yerine Şeker Bayramı denmesine itiraz etmişler. Sertliklerine göre 'yanlış', 'mahzurlu' veya 'günah' olarak nitelemişler bu adlandırmayı. Ramazan Bayramını ‘şeker’ olarak değiştirmenin, söz konusu bayramı ‘hafiflettiği ve basitleştirdiğini' ileri sürmüşler. Benim düşünceme göre, bu iki adlandırmayı karşı karşıya koymamak gerekir. Cumhuriyet yaptığı bir çok dönüşüm gibi dinsel alanda da bu tür ‘yumuşatmalar’ yapmıştır. Ama tarih çarkı öylesine dönmüştür ki, dinsel yükselişe bu tür müdahaleler hiçbir etkide bulunmamıştır. İşte iktidarda Adalet ve Kalkınma Partisi var. Dünya Türkiye’yi ‘ılımlı İslam ülkesi’ olarak tanımlıyor. Ramazan son 10 yıldır öylesine yükseliyor ki, oruç tutanların sayısı her yıl bir öncekini katlıyor.

İki adlandırmayı da kullanmaya bir mani yok

Yani bayramın adının ‘şeker’ olması, dinsel değerlere bir zarar vermemiş. Ayrıca bu isim Cumhuriyet tarihimizle özdeş. Üç nesildir bayrama Şeker Bayramı denmiş. Tamam belki özellikle kentlerde ama kentlere karşı değiliz herhalde… Bu aşamada geride kalmış olan ve birbirine bir zararı dokunmayan bu iki adlandırmayı niye karşı karşıya getiriyoruz ki? Bence Türkiye’de bu bayram için iki ayrı adlandırmayı da kullanmaya hiçbir mani yok. Üstüne üstük dostça, yan yana kullanmalıyız. İkisi de bizim tarihimiz. Bugünümüz, bu iki tarihin üzerinde yükseliyor. İki düşünce ve iki adlandırma yan yana yaşıyor, yaşamalı da… Bunları birbirine düşman hale getirmeye ne gerek var ki? Zaten birçok yerde (ticaret sağ olsun orta yolu hep gösterir) Ramazan Bayramı dendikten sonra parantez açıp Şeker Bayramı diye ekleniyor. Çok da yakışıklı oluyor. Zaten bu bayram Ramazan sonunda olur ve yılın en çok şeker tüketilen üç gününü kapsar. Öyleyse mesele ne?