Bazı insanlar vardır…
Ne kapımızı her gün çalarlar ne de aynı sofrada her akşam otururlar.
Ama sesleri hayatımızın içine yerleşmiştir bir kere.
Telefon çaldığında ekranda onların adı belirir ya… işte insanın içi sebepsizce ısınır.
“Şunu da anlatayım… bunu da paylaşayım…” dersin. Çünkü bilirsin; seni gerçekten dinleyen biridir o.
Hayatın en garip dostlukları bazen telefon ahizesinin iki ucunda büyür.
Bir çayın buharında değil belki ama gecenin bir vakti gelen “Nasılsın?” cümlesinde saklıdır samimiyet.
Kimi zaman annen olur o ses…
Kimi zaman eski bir dost…
Kimi zaman yıllar önce aynı mahallede top oynadığın arkadaşın…
Bazen de tesadüfen tanıştığın ama kısa sürede kalbinin yakınına yerleşen biri…
İnsan fark etmeden alışıyor bazı seslere.
Sabah haberlerine alışır gibi…
Evdeki duvar saatinin tik takına alışır gibi…
Bir süre sonra o ses, hayatın doğal bir parçası oluyor.
Aramazsa eksiklik hissediyorsun.
Telefon sessiz kaldığında, sanki şehir biraz tenhalaşıyor.
Sonra bir gün…
Telefon çalmıyor.
Önce “herhalde işi vardır” diyorsun.
Sonra “belki yorgundur…”
Derken bir haber geliyor.
İnsanın içine ağır ağır çöken, inkâr etmek istediği bir haber…
O kişi artık hayatta değildir.
İşte insan o an yalnız bir insanı değil, bir sesi kaybeder.
Bir “alo”yu kaybeder.
Kendisini anlayan bir nefesi kaybeder.
Ve zaman geçer…
Hayat herkese yaptığı gibi sana da devam etmeyi öğretir.
Sokaklar yine kalabalık olur.
Otobüsler yine gelir geçer.
Çay yine demlenir.
Ama bazı numaralar telefon rehberinde sessizce yaşamaya devam eder.
Bir gece can sıkıntısıyla telefon rehberini karıştırırsın.
Parmağın aşağı doğru inerken bir anda o isim çıkar karşına.
Donup kalırsın.
Sanki arasan açacakmış gibi…
Sanki birazdan “Efendim canım?” diyecekmiş gibi…
İnsan bazen ölüme değil, sessizliğe alışamıyor.
O isim orada durur.
Silinmeyi bekler gibi değil de unutulmamayı ister gibi…
Ve senin elin “sil” tuşuna gidemez.
Çünkü bazı insanlar öldüğünde bile rehberden silinmez.
Onlar artık bir telefon numarası değildir.
Bir dönemin kahkahasıdır.
Bir omuzdur.
Bir sırdır.
Bir gençlik anısıdır.
Belki de insanın içini ısıtan son cümledir.
Teknoloji çağındayız derler…
Telefonlarımız akıllandı,
ekranlarımız büyüdü, hafızalarımız güçlendi.
Ama hiçbir teknoloji, kaybettiğimiz insanların ses boşluğunu dolduramıyor.
Ne garip değil mi?
Eskiden insanlar fotoğraflarla hatırlanırdı.
Şimdi ise rehberlerdeki isimlerle…
Ve bazen insan, sırf o isim kaybolmasın diye eski telefonunu bile değiştirmek istemiyor.
Belki de mesele numara değildir.
Belki mesele, bir zamanlar bizi gerçekten arayan insanların artık susmuş olmasıdır.
Hayat dediğin biraz da budur işte…
Telefon rehberinde çoğalan sessizlikler…
Ve silmeye kıyamadığımız insanlar…