MANDOLİN

Mandolin ve Hayatımın İlk Sesi.

İlkokula başladığım yıllardı…

Hayat henüz sade, sesler henüz tertemizdi.

Evimizin duvarında asılı bir bağlama vardı.

Sessizdi… Ama sanki bana bakardı.

Ben de ona…

İçimde bir yerlerde kıpırdayan ama adını koyamadığım bir şey vardı.

Belki de ilk müziğim, o suskun bağlamanın içinden doğuyordu.

Ama asıl ses…

Okulda geldi.

İlkokul öğretmenim, Faik Temizel…

Elinde bir mandolinle sınıfa girerdi.

O mandolin sadece bir enstrüman değildi;bir kapıydı…

Benim için açılan ilk kapı.

Beni sınıftan sınıfa götürürdü.

Mandolin omzunda, ben yanında…

Ve derdi ki:

“Bir türkü söyle…”

İşte o an…

Sesimin bana ait olduğunu ilk kez anladım.

Mandolinin tellerine dokunduğunda,benim içimdeki teller de titrerdi.

Sanki o çaldıkça ben konuşur,

ben söyledikçe o tamamlanırdı.

O küçük çocuk…

Belki ne söylediğini tam bilmiyordu,ama hissettiğini söylüyordu.

Ve bir öğretmen…

Bir çocuğun içindeki sesi fark ettiğinde,aslında bir hayatın yönünü değiştirir.

Mandolin benim hayatımda sadece bir enstrüman olmadı.

O, benim ilk sahnemdi.

İlk cesaretimdi.

İlk alkışım belki de…

Ve en önemlisi:

Beni bana tanıtan ilk aynaydı.

Faik Temizel öğretmenim…

Belki bir mandolin çaldı sadece…

Ama aslında benim içimdeki müziği uyandırdı.

Yıllar geçti…

Sahneler değişti, sesler büyüdü, hayat ağırlaştı belki…

Ama ne zaman bir ezgi duysam,

içimde hâlâ o ilkokul çocuğu ayağa kalkar.

Bir mandolinin peşine takılmış,

sınıf sınıf dolaşan o çocuk…

Hâlâ söylüyor.

… … .

Bir mandolin çaldı uzaktan

Bir çocuk yürüdü ardından

Bir öğretmen dokundu kalbe

Bir ömür oldu o an…