Ezelden, savaşların hortladığı yüzyılımıza GÖÇLER

Tarihteki en önemli göçler olan Türklerin Orta Asya’dan ‘Kavimler Göçü’ ile Amerika’nın keşfinden sonra, milyonlarca Avrupalının, Avustralya ve Arjantin’e yapılan kitlesel göçü iklim değişikliğinden kaynaklı, daha iyi şartlarda yaşayabilmeyi amaçlamaktadır. 30 Temmuz 2026’da dünyayı şaşkına çeviren, İspanya’nın Kuzey Afrika’daki toprağı Ceuta’ya kadın ve çocukların da bulunduğu 72 bin Faslının ‘kitlesel düzensiz göçüise ne olduğu tam olarak anlaşılmayan ‘nevi şahsına münhasır’ bir göçtür.

Bu makaleye konu olanlar ise savaşların ve asimilasyonun neden olduğu ‘çok acı’ göçlerdir.

1930-1950’li kuşağı dede ve ninelerinin bizzat yaşadığı vahşeti içeren “örtbas edilen göçlerin” son yılların en büyük insanlık trajedisi mülteci olaylarının ülkemizi yakından ilgilendirmesi nedeniyle bu konuya değinmek istedim.

Emperyalist güçlerin, hedef olarak belirlediği ülkenin önce ordusu, hukuk düzeni ve ekonomisini bozduğu, ‘parasını’ erozyona uğratıldığı; mülteci akınları, göçlerle demografik yapısını bozduğu; son safhada da tapu ve nüfus dairelerini bombardımana tutarak aidiyeti yok ettiğine yakından tanık olduk.

Bu kapsamda tek kutuplu dünya düzeni/düzensizliğinin yaşandığı 30 yıllık dönemde yaşanan savaş ve çatışmalar nedeniyle yerinden yurdundan edilen milyonlarca insan mülteci durumuna düştüğüne,

Ağustos 1947’de Hindistan’ın bağımsızlığında Hindistan-Pakistan olarak bölünmesi sırasında Dünyanın yaşadığı en büyük kitlesel göçler ve çatışmaların büyük insan kayıplarına yol açtığına,

Aralık 1989 Bulgar KP Genel Sekreteri Todor Jivkov Bulgaristan’daki Türk azınlığa yönelik “Büyük Göç” olarak tanımlanan, Dünyanın gözü önünde uyguladığı, sistematik bir asimilasyon, etnik temizlik sonucu 360 bin soydaşımızın Türkiye’ye göç edişine,

1990’lı yılların sonunda, Bosna’da yıllar süren çatışmalarda büyük mülteci ve insani krizlerinin yaşandığına, 750 bin Kosovalının mülteci durumuna getirildiğine, 8 bin kişinin ölümüne neden olduğuna, (1)

2011 Suriye iç savaşında milyonlarca Suriyelinin farklı ülkelerde mülteci durumunda olmasına, nüfusun yaklaşık üçte birinin ülkesinde kaldığına, sınır mayınlarını askerlerimize temizlettikten sonra, ‘Suriyeli Geçici Sığınmacılar Projesinin’ uygulanmaya konduğuna, Türkiye milyonlarca mülteciye ev sahipliği yaptığına, 4 milyona yakın (bazı kaynaklara 7 milyon), statüleri mülteci olmayan Suriyelinin Türkiye’ye geldiğine,

2004 yılında imzalanan Ottowa Sözleşmesi uyarınca İran sınırındaki 50 bin, (başka bir görüşe göre 83 bin) anti personel mayının 2023 sonunda toplanmasına, Taliban’ın yeniden başa geçirmesinin ardından Türkiye, Afganistan’dan gelen genç erkeklerin kitlesel göçüne maruz kaldığına, (ABD’nin paralı askerleri olduğu basında yer aldı)

Pakistan ve Afrika’nın en uç noktasındaki ülkelerden yığınla insanın geldiğine, (Düzensiz göçe karşı alınan önlemler nedeniyle azalma ve bir miktar geri dönüşler yaşandı) tanık olduk.

Burada dikkate değer husus, sembolik Berlin Duvarı yıkıldıktan sonra, mültecilere karşı Avrupa ülkelerinde daha uzun ‘jiletli duvarlar’ yapılırken, ülkemiz hudutlarında mayınların kaldırtılmasıdır. Bir önemli farkımız daha var, o da mültecileri bayram tatili için ülkelerine gönderip dönüşünde tekrar mülteci statüsünü muhafaza ettiren tek ülke oluşumuzdur.

Yakın tarihte yaşanan göç ve mülteci olaylarını hatırladıktan sonra, Amerikalı tarihçi Prof. Dr. Justin Mc Carthy, ‘Ölüm ve Sürgün’ adlı kitabında; Balkanlar, Anadolu ve Güney Kafkasya Osmanlı Müslümanlarının 1821-1922 arasında maruz kaldığı zulüm ve uğradığı etnik kıyımı resmi belgelere dayanarak yazdıklarından ilginç olanlara satırbaşlarıyla değindim.

Amerikalı bilim adamı; “İstatistikler Müslüman nüfusunun dörtte birinin yok olduğunu gösteriyordu. Bu boyutta bir kaybın tarih kitaplarından gizli kalmış olduğuna inanamadım” deyip gizlenen gerçeği ortaya koymaktadır.

Sürülen Müslümanlar içerisinde en çok direnç gösteren Türk halkı Kırım Tatarlarıdır. Büyük Petro’dan itibaren Tatar hâkimiyeti Kırım Yarımadasında küçük bir sahaya indirgendi. 100 bin Kırım Tatarı Osmanlı'ya sığındı.

Kafkas Dağları, Doğu Karadeniz sahil şeridi ve Hazar Denizi kuzey batı kıyısında yaşayan Müslüman nüfusun çoğunluğu Kafkas boyları denilen topluluklardan oluşuyordu. 1800’lü yıllarda burada Müslümanlar çoğunluktaydı. 1827-1829 Rus-İran, Rus-Türk savaşlarında Rusya’nın Osmanlı topraklarını zapt etme sırasında Ermenilerle işbirliği halindeydi.

Ruslar Kafkasya seferindeki vahşeti İngiliz Konsolosunun raporuna istinaden ‘düzenli Rus Ordusu Ardahan’da Osmanlı askerlerini boğazladı ve kenti ve köyleri yağmaladı’ demektedir.

93 Harbi öncesinde 70 binden fazla Müslüman; 1877-1914 yıllarında da Osmanlı’nın doğusu ve Kafkasya’da yaşayan insanlar da Müslüman topraklarına göç etti. Boşalan yerler Ruslar işgaline uğradı, geriye kalan toprakları da Ermeni ihtilalciler sahiplendi.”

Aynı yıllarda dillere destan kahramanlıklarıyla tarihe geçen ve bugün hâlâ vatansız yaşamak zorunda bırakılan dünyanın dokuz ülkesinde, dördüncü kuşak olmak üzere, dağınık bir şekilde hayat mücadelesini veren, Ahıska Türklerinin bitmeyen göçünü ilave ettim. 1828 yılında, Osmanlı’dan koparılarak Rus işgali altına alınmış Ahıska Türkleri, Stalin döneminde Türk oldukları gerekçesiyle birkaç saat içerisinde anavatanlarından koparılarak, Orta Asya’ya sürgüne gönderilmiştir.

“Rusların istila ettiği topraklardan göç eden bir milyon iki yüz bin Müslümandan, 800 bini Osmanlı topraklarına sağ ulaşabilmiştir. Boşalan yerlere Ruslar, Slavlar ve Kazaklar yerleştirildi.”

Balkanlar’daki durum

“Birçok bölgede Edirne, İşkodra ve Kosova’nın tamamında Müslümanlar sadece en büyük topluluk olmakla kalmayıp kesin çoğunluğa sahiptiler. 1911’de Osmanlı Avrupa’sındaki mevcutlar 1912’ye gelindiğinde İmparatorluğun Avrupa’daki nihai kaderi belirlemişti. (2)

Rusların Balkanları istila ettiği 1806-1811 ve 1829’da ve de Kırım Savaşı sırasında, Rusların saflarına katılan Bulgar gönüllüler, bilhassa Balkanlar’daki savaşlarda da gasp ve sivil halka zulmü sürdürdü. 93 harbi sonunda Ayastafanos Anlaşmasıyla göçmenler Şumnu, Varna’da 230 bin, Burgaz’da 20 bin, Rodop Dağlarında 100 bin, Gümülcine’de 50 bin ve İstanbul’da 200 bin kişi yığılmıştı.

Bulgaristan’ın göçe zorlanan Müslüman nüfusunun ölüm oranıyla çektikleri çileler, Avrupalı konsoloslar ve muhabirler tarafından kayıtlara geçirildi. Bulgaristan, Sırbistan, Yunanistan ve Karadağ, Rus ajanlarının etkin gayretleriyle Osmanlı Avrupa’sının parçalamasına karar vermişlerdi. Osmanlı, eski uyrukları tarafından kolayca mağlup edildi. Son savunma hattı olan Çatalca’ya kadar gerilemek zorunda kaldı. Müslümanlar katliam, açlık, hastalık ve göç gibi nedenlerle topraklarından göçe zorlandı, oralarda Rusya’nın çıkarlarını gözeten, Slav ırkının egemen olduğu devletler ve büyük bir Bulgaristan Cumhuriyeti kuruldu.

1921 Yunan ayaklanmasıyla Müslümanların yeni milliyetçilik akımına kurban edilmeleri başladı. Daha önce Sırplar isyan etmişti. 1921 Nisan ayında Yunan Yarımadasının her tarafına yayılmıştı. 20 binin üzerinde Müslüman yaşamaktaydı, iki ay geçmeden bunların çoğunluğu acımasızca ve vahşice katledildi. Mora’da yaşayan Türkler de aynı akıbete maruz kaldı. 1913 yılı sonlarında Müslümanlar Balkanlar sathında çoğunluktan azınlık durumuna düşmüş oldu.”

Doğuda son savaş

“Doğuda aynı anda iki savaş birden veriliyordu, hem Osmanlıyla Rus orduları arasında bir savaş; Doğu Anadolu ve Güneydoğu Kafkasya’nın Müslümanları ile Ermeniler arasında bir iç savaştı. Doğuda 1914-1920 yılları arasında savaşlar sivil ve askeri kayıplar bakımından insanlık tarihinin en feci savaşları arasındadır. Osmanlı’nın güçsüzlüğü, Rus emperyalizmi ve Avrupa’nın müdahalesi ile arada gelen Ermeni milliyetçiliği geniş kapsamlı tahribatla sonuçlandı. 1917 ihtilalinden sonra, bazı Rus askerleri cepheyi terk etmeye başlamışlardı.

Ermeni birlikleri Ermeni köylerini dolaşıp, katılacak çete topladılar.

Çeteler, Ermenileri zorla Rusya kontrolündeki bölgelere göç ettirdi. 6-8 bin kadar Ermeni çete Kağızman; 6-8 bin kişi Iğdır’da; 30 bin kişilik bir grup da Sivas’ta silahlı Ermeni güçleri olarak toplanıp eğitilmişti.

Ermenilerin 1. Dünya Savaşı sırasında doğudaki Müslümanlara uyguladığı vahşetin amacı öldürmeye odaklıydı. Müslüman köylerini, Ermeni çeteleri kılavuzluk ettiği atlı Kazaklar talan etti. Müslüman katliamları Van ve Bitlis illerinde yoğunlaştı. Tüm bu vahşet ve yıkım işini Rusların çekilmesinden sonra Ermeniler yaptı.

Batı’da son savaş

15 Mayıs 1919’da Yunanlıların İzmir’e çıkışıyla başladı. Aydın vilayetinde milliyetçi Türk gençleri Yunanlıları geri püskürttü, ancak iyi örgütlenememiş olan Türk güçleri fazla tutunamadı, Haziran 1920’de Bursa, Temmuz’da İzmit’i aldılar. İlk Türk mukavemeti Ocak 1921’de 1. İnönü Muharebesinde oldu, Yunan kuvvetleri durduruldu. Eylül 1921’de Sakarya Nehri kıyısına çekilip toparlanmak için zaman kazanıldı. Ağustos 1922’de, Türkler saldırıya geçti. 9 Eylül’de İzmir’i geri aldılar. Yunanlılar geri çekilirken önlerine gelen her şeyi, eskisinden daha vahşice, ‘küle çevirme politikası’ (yerle bir etme) izleyip baştan aşağıya tahrip ettiler. Yunan hegemonyasında bir Batı Anadolu hayalleri ve planları hüsranla sonlanmıştı. Aslında İzmir’in işgali yeryüzündeki en güçlü ülkelerinden desteklediği düşman bir gücün askeri istilasıydı. Batı Anadolu nüfusunun ezici çoğunluğu Müslümandır.

Yunanistan’a işgal iznini İzmir sancağı ile kısıtlamışlardı. Yunan istilasının azmettiricisi, onlara politik ve lojistik destek sağlayan İngilizlerdi. Yunanlılar ele geçirdiği bölgelerde, Türk köylüleri gelişigüzel boğazlıyorlardı. Yunanlılar devlet destekli bir terör uyguladı. Batı Anadolu’daki kayıp sayısı 1912-22 yıllarında bir milyon 246 bin olarak verilmiştir. Türk Kurtuluş Savaşı Müslümanların galip geldiği tek savaş oldu.”

Ölüm ve göç

“Osmanlı'da her din grubuna geniş özerklik tanınmıştı. Hıristiyan köylerinin can ve mal garantisi olduğu kabul edilmektedir. Yabancı güçler Hıristiyan azınlıkları korumak ve din kardeşliği bahanesiyle Osmanlının iç işlerine karışmak için kullandı. Osmanlı karşıtı milliyetçilik yarattılar. Milli bağımsızlık amacıyla Türk nüfusunu topraklardan atma geleneği tüm savaşlarda tekrarlandı. Düşmanlığın temelinde Rusya’nın Kafkasya ve Balkanlara doğru genişlemesi bulunmaktadır. Rusların politikası, zapt ettikleri yerlerde evleri ve tarlaları tahrip edip göçe zorlamak, terk edilen yerlere Slavlarla doldurmaktı.

Anılan savaşların her biri için ölüm ve mültecilerin sayıları verilen tablonun toplam hanesinde; ölü sayısı 5 milyon 60 bin; mülteci sayısı 5 milyon 381 bin olarak belirtilmiştir.

1800’de Anadolu, Balkanlar ve Güney Rusya bölgesinde muazzam bir Müslüman yurduydu. Osmanlının kayıpları askeri, politik olmakla kalmadı, kitlesel göçlerin yanı sıra yüksek zayiata sebep oldu. Tüm gruplar savaşın dehşetinden, kıtlık ve hastalıktan acı çektiler.

Savaşlardan en sonunda galip çıkan Türkler, harabeye dönmüş bir ülkeyi devraldı.

Yıllar sonra, Bosna ve Karabağ’da yer alan Müslümanlara reva görülen katliamlar ve sürgünler bize, Müslüman katliamı ve sürgünlerinin henüz bitmemiş olduğunu göstermektedir.”

Balkan katliamlarının tanığı Lenin’in Yoldaşı, Kızıl ordunun kurucusu Lev Troçki’yi savaş muhabiri olarak Balkanlar’a gönderirler. Gözledikleri yazdıkları 1926’ya kadar kitaplaşmadı, İngilizceye ancak 1980’lerde çevrildi. 70 yıl boyunca rafta bekletildi.

Troçki tarafından somut delillere dayanarak yazılan kitapta da Türklere karşı uygulanan katliam teyid edilmektedir. (3) Vardar Köprüsünü altında başsız cesetler birikmişti. Bulgar Ordusunun esir Türklere yaptıklarına, Balkanlarda bir halkın nasıl silindiğine tanık oldum.

Kumanova’dan Üsküp’e kadar ateş sütunları yükseliyordu. O tarihte Üsküp nüfusu Türk ve Arnavutlardan oluşuyordu. Karanlık çöker çökmez komitacılar köyleri basıp, soyup ve kesiyorlardı.”

Bu millet neler çekmiş göçlerden, art arda savaşlardan… Yemen Cephesinden

Sarıkamış Cephesine gönderilen,

On yıl var ayrıyım Kına Dağından

Baba ocağından yar kucağından

Huduttan hududa atılmışım ben” diyen, F. N. Çamlıbel’in “Han Duvarları” şiirine ilham olan Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış gibi…

Tarihini bilmeyen bir milletin coğrafyasını başkaları yazar” bunu asla unutmayalım.

* (1) Bosna Kasabı’ cezasını çektiği hapishanede, bu satırların yazıldığı 28 Ağustos 2026’da, öldüğü haberlerde yer aldı.

* (2) Müslüman %51, Rum %25, Bulgar %19, diğerleri de %5.

* (3) Lev Troçki, Balkan Savaşları, 2016, İş Bankası Kültür Yayını

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }