Dünya

Draghi'den 'federasyon' önerisi: Avrupa Birliği'nin, yapısında köklü bir değişime gitmesi gerekiyor

“Güç sahibi olmak, Avrupa’nın konfederasyondan federasyona geçmesini gerektiriyor,” diyen Draghi, küresel düzenin çöküşünü Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması ve Batı’nın, “kendi başına ayrı bir güç kutbu olma hedefi taşıyan” bir devletle ticareti artırmasına bağladı.

Eski Avrupa Merkez Bankası Başkanı Draghi, ABD’nin ortaklık ile tahakkümü bir arada yürütmeye çalıştığı, Çin’in ise büyüme modelinin maliyetini dış dünyaya ihraç ettiği bir ortamda, Avrupa Birliği’nin yapısında köklü bir değişime gitmesi gerektiğini söyledi.

Eski İtalya Başbakanı da olan Mario Draghi, Avrupa’nın 'gerçek bir federasyona' dönüşmemesi hâlinde bağımlı, bölünmüş ve sanayisizleşmiş bir yapıya sürüklenme riskiyle karşı karşıya olduğunu kaydetti.

Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) eski başkanı olan Draghi, Belçika’daki Leuven Katolik Üniversitesi’nde (KU Leuven) pazartesi günü fahri doktora alırken yaptığı konuşmada, mevcut küresel düzenin “artık işlevsiz” olduğunu vurguladı.

“Güç sahibi olmak, Avrupa’nın konfederasyondan federasyona geçmesini gerektiriyor,” diyen Draghi, küresel düzenin çöküşünü Çin’in Dünya Ticaret Örgütü’ne katılması ve Batı’nın, “kendi başına ayrı bir güç kutbu olma hedefi taşıyan” bir devletle ticareti artırmasına bağladı.

Bu sürecin bugün yaşanan siyasi tepkiyi beslediğini belirten Draghi, bunun sonucunda “daha az ticaretin ve daha zayıf kuralların olduğu bir dünya” ortaya çıktığını söyledi. Draghi’ye göre bu tablo tek başına bir tehdit değil; asıl tehlike, bu düzenin yerini alan yeni yapı.

Draghi, özellikle ABD’deki yön değişimine dikkat çekti: “ABD, Avrupa’ya gümrük tarifeleri uyguluyor, toprak bütünlüğümüzü ilgilendiren tehditlerde bulunuyor ve ilk kez açık biçimde Avrupa’nın siyasi olarak parçalı olmasını kendi çıkarına gördüğünü ortaya koyuyor.”

Öte yandan Çin’in, küresel tedarik zincirlerinin kritik noktalarını kontrol etmeyi sürdürdüğünü söyleyen Draghi, Pekin’in bu gücü piyasaları ürünle doldurarak, kritik girdileri kısıtlayarak ve kendi ekonomik dengesizliklerinin maliyetini başkalarına yükleyerek kullandığını ifade etti.

Draghi, ABD’nin ortaklık ile tahakkümü bir arada yürütmeye çalıştığı, Çin’in ise büyüme modelinin maliyetini dış dünyaya ihraç ettiği bir ortamda, Avrupa Birliği’nin yapısında köklü bir değişime gitmesi gerektiğini söyledi.

“Küçük ülkeleri bir araya getirmek otomatik olarak güçlü bir blok yaratmaz,” diyen Draghi, Avrupa’nın federal özellik kazandığı alanlarda – ticaret, rekabet, tek pazar ve para politikası – küresel ölçekte saygı gördüğünü ve tek sesle müzakere edebildiğini vurguladı.

Buna örnek olarak Hindistan ve Latin Amerika ile imzalanan son ticaret anlaşmalarını gösterdi.

Buna karşılık savunma, sanayi politikası ve dış politika gibi alanlarda Avrupa’nın hâlâ “orta ölçekli devletlerin gevşek bir toplamı” gibi algılandığını söyleyen Draghi, bunun da Avrupa’nın kolayca bölünüp karşı karşıya getirilebilmesine yol açtığını belirtti.

Draghi, “Koordine olan bir devletler grubu, yine de veto hakkı olan, ayrı hesaplar yapan ve tek tek hedef alınmaya açık devletlerden oluşur,” dedi.

Draghi, önerdiği modeli “kimseyi tabi kılmadan bugünkü tıkanıklığı aşan pragmatik bir federalizm” olarak tanımladı. Bu modele göre üye ülkeler sürece gönüllü olarak katılacak, kapı açık kalacak ancak ortak amacı baltalayanlara kapalı olacak.

Euroyu bu yaklaşımın en başarılı örneği olarak gösteren Draghi, bazı ülkelerin baştan katıldığını, bazılarının ise daha sonra sürece dahil olduğunu hatırlattı.

“ABD ile Çin arasında sıkışmış olanlar arasında, kendi başına gerçek bir güç olma seçeneğine sahip olan yalnızca Avrupalılar,” diyen Draghi, sözlerini şu soruyla tamamladı: “Başka aktörlerin önceliklerine tabi, büyük bir pazar olarak mı kalacağız? Yoksa tek bir güç olmak için gerekli adımları mı atacağız?”

Draghi, “Çıkarlarını savunamayan bir Avrupa, değerlerini de uzun süre koruyamaz,” ifadelerini kullandı.