DOLAPTAKİ GÖMLEK

Hayat, insanın eline verilen en tuhaf senaryodur.

Ne zaman güleceğini tam bilemezsin, ne zaman ağlayacağını hiç… Ama bir gün, birine “gel” dersin. İşte o “gel” ile başlar her şey.

Evlilik dediğin, iki kişinin aynı çatı altında yalnız kalmayı öğrenmesidir aslında. Önce utangaç bakışlar, sonra alışkanlıklar… Bir bakmışsın, aynı dolabı paylaşır olmuşsun. Senin gömleklerin onun elbiselerine yaslanmış; sanki birbirlerine omuz vermiş gibi dururlar.

Yıllar geçer…

Bir sabah çocuk ağlamasıyla uyanırsın, bir bakarsın o çocuk büyümüş, odasının kapısını sertçe kapatır.

“Büyüdüm ben!” der.

Sen de içinden “Daha dün kundaktaydın…” dersin.

Ev büyür gibi olur ama aslında küçülür. Çünkü çocukların gülüşü, evin duvarlarını genişleten tek şeydir. Onlar gidince… işte o zaman ev gerçek ölçüsüne döner. Ve sen, eşinle baş başa kalırsın.

Tıpkı Köroğlu Destanı’ndaki Köroğlu ile Ayvaz gibi…

Hani yollar ayrılır ya bir noktada… İşte o an, insan dönüp bakar:

“Biz yine iki kişi kaldık…” der.

Ama bu, bir son değildir.

Aslında ikinci bir başlangıçtır.

İlk evlendiğiniz gün gibi…

Ama bu sefer saçlar biraz daha beyaz, dizler biraz daha yorgun…

Ama kalp?

Kalp daha doludur.

Çünkü artık sadece sevmezsin… Hatırlarsın da.

Bir gün gelir… hayat, o senaryonun en ağır sahnesini önüne koyar.

Perde sessizce iner.

İki kişilik hayat, bir kişiye düşer.

Ev aynı evdir.

Dolap aynı dolap…

Ama bir tarafı eksik.

İşte o zaman insan en çok gardırop karşısında sınanır.

Yıllarca birlikte asılmış kıyafetler…

Birbirine karışmış kokular…

Bir ceketin cebinde unutulmuş bir sinema bileti…

Belki de yıllar önce gidilmiş bir akşamın hatırası.

“Elini sürmeye kıyamazsın…”

Atmak mı?

Vermek mi?

Saklamak mı?

Hepsi birer vedadır aslında.

Bir gömleği katlarken, sadece kumaşı değil, bir günü, bir kahkahayı, bir tartışmayı da katlarsın.

Ayakkabıya bakarsın…

“Bunu giyip ne çok yürümüştük…” dersin.

Sonra birden gülümsersin.

Çünkü hatıralar, insanı hem yaralar hem iyileştirir.

Hayatın garip bir mizahı da vardır aslında…

Yıllarca “Dolabı biraz boşaltsak mı?” diye tartıştığın insanın eşyalarına dokunamaz hale gelirsin.

Demek ki mesele dolap değilmiş…

Mesele birlikte dolap karıştırabilmekmiş.

Ama şunu da unutmamak gerekir:

Sevgi, sadece yan yana yaşamak değildir.

Bazen biri gittikten sonra da devam eder.

Bir bardak çayı iki kişilik demeye devam edersin…

Alışkanlık mı?

Belki…

Ama biraz da sadakat.

Hayat, sevinci de verir, hüznü de.

Ama en önemlisi, paylaşmayı öğretir.

Eğer hiç evlenmeseydin…

Belki bu acıları yaşamazdın.

Ama bu kadar güzel hatıraların da olmazdı.

Bir çocuğun ilk adımını görmenin,

Birlikte yaşlanmanın,

Bir bakışla anlaşmanın ne demek olduğunu bilemezdin.

Sonunda şunu anlarsın:

Hayat, yalnız yaşamaktan korunmak için değil…

Sevmenin bedelini ödemek için vardır.

Ve o bedel…

Bazen bir gardırop dolusu hatıradır.

Ama ne olursa olsun…

Sevmiş olmak, her şeye değer.

Çünkü insanın hayatında en büyük zenginlik,

Bir gün dönüp baktığında

“Biz güzel yaşadık…” diyebilmektir.

Ve inanın…

O cümle, tüm yalnızlıklardan daha güçlüdür.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }