ÇEVİRMELİ HAYATLARDAN DOKUNMATİK GÜNLERE

Bizim kuşak, hayatı parmak ucuyla değil, bilek gücüyle çevirdi.

Telefon dediğin şey, öyle cebinden çıkarıp “alo” demek değildi. Önce bir çevirirdin… Sabırla… Rakamlara tek tek dokunur gibi değil, resmen kaderine yön verir gibi çevirirdin. Yanlış mı çevirdin? Baştan al. Hayatın özeti gibi… Yanlış bir tuş, başa sar.

Kasetler vardı… Kalemle sarardık. Sabırla… Şimdi her şey “ileri sar” kafasında. Kimse şarkının başını dinlemiyor. Oysa hayatın en güzel kısmı bazen o giriş müziğidir.

Filmli makinelerle fotoğraf çekerdik. Otuz altı poz… Düşünerek basardın deklanşöre. Şimdi herkes her şeyi çekiyor ama kimse hiçbir şeyi hatırlamıyor. Çok görüntü, az hatıra…

Disket kullandık. İçine dünyaları sığdırdığımızı zannettiğimiz o küçük şeyler… Şimdi bakıyorum da, koskoca ülkenin hafızası bazen bir disket kadar bile yer tutmuyor. “Kaydet” demeyi unutan bir toplum olduk.

Daktilo vardı mesela… Tıkır tıkır… Her harf bir emek, her cümle bir karar. Silme tuşu yoktu öyle. Yanlış yazdın mı, üstünü karalarsın ama izi kalırdı. Şimdi öyle mi? Bir tweet siliniyor, sanki hiç söylenmemiş gibi… Ama biz biliyoruz; mürekkep kurur ama hafıza unutmaz.

Kasetçalarla mahalleye müzik yayardık. Aynı şarkıyı hep birlikte dinlerdik. Şimdi herkes kulaklıkla geziyor ama kimse birbirini duymuyor. Gürültü çok, iletişim yok.

Plaklar… Çıtırtılı ama samimi… Bozuk değil, doğal… Bugün her şey pürüzsüz ama bir o kadar yapay. Sanki herkes filtreli, herkes düzenlenmiş… Gerçeklik, eski bir plak gibi kenara kaldırılmış.

Walkman takıp sokakta yürürdük. Kendi filmimizin başrolüydük. Şimdi herkes kulaklıkla geziyor ama kimse birbirini duymuyor. Gürültü çok, iletişim yok.

İnternete bağlanmak bile bir törendi. O “cızzzt tırııııııı” sesi… Bağlandın mı, dünyaya açıldın. Şimdi dünya cebimizde ama biz hâlâ kendimize bağlanamıyoruz.

VHS kaset… Sar başa… Hayatın en güzel özeti bu belki de. Keşke bazı şeyleri gerçekten sarabilsek başa… Ama biz ileri sardıkça, geçmiş geride kalmadı; içimizde birikti.

Telefon rehberi vardı… İnsanların numaralarını ezberlerdik. Şimdi isimler var ama bağlar zayıf. Rehber dolu, gönül boş.

Kartpostal gönderirdik… Beklerdik. Sabırla… Şimdi mesajlar anlık ama duygular gecikmeli.

Haritayla yol bulurduk. Kaybolmak bile güzeldi. Şimdi navigasyon var ama yön duygumuz kayıp. Nereye gittiğimizi biliyoruz ama neden gittiğimizi unuttuk.

Sözlük vardı… Kelimenin anlamını arardık. Şimdi kelimeler var ama anlamlar kayıp. Herkes konuşuyor, kimse ne dediğini bilmiyor.

Ansiklopedi… Bilgiye saygı vardı. Şimdi bilgi bol, ama değer az. Google’a yazınca çıkıyor ama kafaya yazınca kalıyor.

Çek-senet… Güven meselesiydi. İmza atmak karakter işiydi. Şimdi sözler kolay, güven pahalı.

Şimdi bakıyorum da, memlekette de aynı telaş var. Herkes hızlı, herkes aceleci… Ama kimse numarayı doğru çevirip

çevirmediğini kontrol etmiyor.

Biz yavaş yaşadık… Ama dolu dolu.

Şimdi hızlı yaşıyoruz… Ama eksik eksik.

Belki de mesele teknoloji değil…

Mesele, insanın kendini güncelleyememesi.

Çünkü biz çevirmeli telefonlarla konuşmayı öğrendik,ama dokunmatik hayatta birbirimize dokunmayı unuttuk.