Bir Ülkenin Geleceğini Anneler Yazar

Her yıl 8 Mart Dünya Kadınlar Günü geldiğinde insan ister istemez şu soruyu soruyor:

Bir ülkenin gerçek mimarları kimlerdir?

Sarayları yapan ustalar mı, yasaları yazan yöneticiler mi, fabrikalar kuran sanayiciler mi?

Belki hepsi biraz…

Ama gerçeğe en yakın cevap çoğu zaman evlerin içinden çıkar.

Çünkü bir ülkenin geleceği önce annelerin kucağında yazılır.

Bir çocuğun dünyaya bakışı, merakı, vicdanı, sevgisi, adaleti…

Hepsi önce bir kadının sabrıyla, emeğiyle ve sevgisiyle yoğrulur.

Bir anne çocuğuna kitap okumayı öğretir.

Bir anne çocuğuna başkasının hakkını yememeyi öğretir.

Bir anne çocuğuna doğayı, hayvanı, insanı sevmeyi öğretir.

İşte o küçük dersler büyür büyür…

Bir gün bir doktor olur, bir öğretmen olur, bir sanatçı olur, bir bilim insanı olur.

Aslında her başarı hikâyesinin arkasında çoğu zaman görünmeyen bir kahraman vardır:

Bir kadın.

Bugün şehirlerin dört bir yanında açılan kültür evlerine, atölyelere, kurslara gidiyorum bazen.

Kapıdan içeri giren kadınların yüzlerinde aynı ışığı görüyorum.

Evden çıkmanın cesareti…

Kendi dünyasını büyütmenin sevinci…

Sosyal hayatın parçası olmanın gururu…

Orada resim yapan kadınlar var.

Kitap okuyan kadınlar var.

El işi öğrenen, tiyatro yapan, müzikle uğraşan kadınlar var.

Ama aslında yaptıkları şey sadece bunlar değil.

Onlar aynı zamanda geleceği eğitiyorlar.

Çünkü kendini geliştiren bir kadın,

çocuğuna da başka bir ufuk açar.

Özgür düşünebilen bir anne,

özgür düşünen bir nesil yetiştirir.

Hayata katılan bir kadın,

çocuğuna da hayata katılmayı öğretir.

Bir ülkenin kaderi bazen parlamentolarda değil,

mutfakta çocuğuna ödev yaptıran bir annenin sabrında yazılır.

Bazen bir parkta elinden tuttuğu çocuğa ağaçları anlatan bir annenin sesinde…

Bazen de gece herkes uyuduktan sonra

çocuğunun yarın daha iyi bir hayatı olsun diye hayal kuran bir annenin kalbinde…

Ama dünyanın başka bir gerçeği de var.

Yüzyıllardır savaşların çoğu, güç gösterisinin ve egemenliğin hâkim olduğu ataerkil düzenlerin içinden doğdu. Erkek egemen rekabetin büyüttüğü bu dünyada sınırlar çizildi, ordular kuruldu, savaşlar çıktı.

Oysa kadınların hayatı büyüten sezgisi, koruyan ve yaşatan doğası daha fazla söz sahibi olsaydı belki de bu kadar çok savaş görmezdik.

Belki insanlar birbirine bu kadar kolay zulmetmezdi.

Çünkü kadın, hayatı yok etmekten çok hayatı büyütmeyi bilir.

İşte bu yüzden 8 Mart sadece bir kutlama günü değildir.

Bu gün, görünmeyen emeklerin günüdür.

Bu gün, geleceği büyüten kadınların günüdür.

Ve şunu unutmamak gerekir:

Bir ülkenin gerçek zenginliği

ne altın rezervidir

ne petrolüdür

ne de yüksek binalarıdır.

Bir ülkenin gerçek zenginliği

iyi yetişmiş insanlarıdır.

O insanların ilk öğretmeni ise çoğu zaman

bir kadındır… bir annedir.

Bu yüzden bugün,

geleceği sessizce büyüten tüm kadınlara saygıyla eğiliyorum.

Çünkü onlar sadece çocuk büyütmezler.

“Bir anne aslında sadece çocuk büyütmez; bir ülkenin yarınını büyütür “