Bayramınız kutlu olsun

Bayram gelince insanın içinde tuhaf bir telaş başlıyor. Çocukken bunun adı mutluluktu, şimdi ise biraz koşturmaca, biraz nostalji, biraz da “misafir gelmeden evi toparlayalım” paniği… Ama ne olursa olsun, bayram dediğin şey insanın içine bir yerden dokunuyor.

Eskiden bayram sabahları erken kalkılırdı. Ütülü kıyafetler hazır, ayakkabılar kapının önünde beklerdi. Şimdi de erken kalkıyoruz ama daha çok “kahve koyayım da kendime geleyim” diye. Yine de değişmeyen bir şey var: Bayram sabahının o garip huzuru… Sanki şehir bile biraz daha yavaş nefes alıyor.

Tabii bayramın bir de görünmeyen kahramanları var: tatlılar.

Bayram aslında biraz da “bir tane alayım” deyip 12 tane yediğimiz günlerin resmi adı. Diyetler? Onlar bayramda izne ayrılıyor. Hatta öyle bir izin ki, dönüş tarihi belirsiz… Misafir geliyor, çaylar demleniyor, tabaklar doluyor. Kapı her çaldığında içeri sadece insan girmiyor; beraberinde kalori de geliyor.

Çocukken bayram demek şeker toplamaktı. Kapı kapı dolaşıp avuç dolusu mutluluk biriktirirdik. Şimdi kapı çalınca refleks değişti: “Acaba tatlı yetti mi?”

Hayat enteresan… Eskiden şeker peşindeydik, şimdi ise biraz daha kalp toplamaya çalışıyoruz.

Bir de akraba ziyaretleri var tabii. Bayramın en klasik maratonu. Aynı sorular, aynı tebessümler:

“Ne iş yapıyorsun?”

“Evlenmedin mi hâlâ?”

“Bu çocuk ne kadar büyümüş!”

Aslında bayram biraz da sabır antrenmanı… Ama garip bir şekilde, o kalabalığın içinde bile insan kendini ait hissediyor. Çünkü o sesler, o sorular, o kahkahalar… Hepsi bir yerden tanıdık.

Ve en güzeli şu: Bayramda küs kalınmaz. En fazla biraz sessiz kalınır, ama o buzlar bir çayın buharında erir gider. Çünkü bayram dediğin şey biraz da kalbin yumuşama hâli.

Şimdi düşünüyorum da…

Bayram belki eskisi gibi değil diyoruz ama aslında biz değişiyoruz. Bayram hâlâ aynı yerde duruyor: kapı zillerinde, şeker kâğıtlarında, çay bardaklarında, anne kokusunda, eski bir hatırada…

Kısacası bayram;

Biraz tatlı, biraz kalabalık, biraz yorgunluk…

Ama en çok da “iyi ki var” dedirten bir durak.

Hadi bakalım…

Şeker varsa bayram var.

Yoksa… biz yine de var sayalım.