ANNELERİN ELLERİNE SIĞINAN DÜNYA

Mayıs ayının ikinci haftası geldi mi, çiçekçilerde bir telaş başlar.

Papatyalar vitrine dizilir, kırmızı güller sıraya geçer, reklamlar televizyonlarda bağırır:

“Annenize en güzel hediyeyi alın!”

Ardından başlar o klasik saldırı:

“Anneye özel süpürge!”

“Anneye özel tencere seti!”

“Robot, blender, kahve makinesi!”

Sanki kadıncağız yıllardır evde Formula 1 pit ekibi yönetiyor da eksik kalan tek şey turbo motorlu elektrik süpürgesi…

Ben bazen düşünüyorum;

Bir anneye neden sürekli mutfak eşyası hediye edilir?

Kadın zaten ömrünü mutfakta geçirmiş, bir de Anneler Günü’nde “Al anne, biraz daha çalış” der gibi paket sunuyoruz.

Kapitalizm dediğin şey çok kurnaz…

Duyguyu bile takside bağlamış.

Oysa bir annenin en sevdiği şey bazen pahalı hediyeler değil;

Bir telefon sesi…

Kapısının çalınması…

“Anne, nasılsın?” cümlesi…

Ve yanağına kondurulan küçücük bir öpücük.

İnanın, dünyanın en pahalı kahve makinesi bile o öpücüğün sıcaklığını veremez.

Anneler…

Şu dünyanın en güçlü insanlarıdır aslında.

Bir filozofu da bir anne doğurur,

Bir şairi de…

Bir bilim insanını da…

Bir caniyi de…

Ama mesele doğurmak değildir yalnızca.

Hayat dediğimiz acımasız değirmen bazen insanı başka yerlere savurur.

Yoksulluk, sevgisizlik, şiddet, savaş, açlık, kötü çevre…

İnsan ruhunu lime lime eder.

Anne her zaman çocuğunu iyiliğe çağırır belki ama hayat bazen annenin sesini bastıracak kadar gürültülüdür.

Yine de o ses…

İnsanın içinde hiç susmaz.

Çocukken düştüğümüzde ilk “Anne!” diye bağırmamız boşuna değildir.

Çünkü insanın içindeki en güvenli limanın adı annedir.

Hele bir de eşini kaybetmiş bir anne varsa…

İşte o zaman dünya başka türlü döner.

Kendi hayatını bir kenara bırakır.

Belki gençliğini, hayallerini, kadınlığını susturur.

Çocuklarının okul masrafı, ayakkabısı, çorbası olur.

Kendi yalnızlığını gece yastığa gömer ama sabah çocuklarına gülümseyerek uyanır.

Bazı anneler ikinci bir hayat kurmayı bile düşünmez.

Ömrünü çocuklarına adar.

İşte o fedakârlığın tarifini ne şiir anlatabilir ne roman.

Ben annelerin en çok papatyayı sevdiğini düşünürüm.

Belki sadeliğinden…

Belki gösterişsiz ama içten oluşundan…

Tıpkı anneler gibi.

Papatya bağırmaz.

Sessizce güzeldir.

Anneler de öyledir.

Evde varlığını çoğu zaman fark etmeyiz ama yokluğunda evin duvarlarının bile rengi solar.

Tabii bugün annesi hayatta olmayan insanlar da var.

Bu yazıyı okurken boğazı düğümlenenler…

Telefon rehberinde annesinin numarasını silmeye kıyamayanlar…

Bayramlarda hâlâ içinden “Anne…” diye konuşanlar…

Onların acısını en iyi yine anneler anlardı zaten.

Çünkü anne dediğin şey, öldükten sonra bile insanın omzunda eli duran tek varlıktır belki.

Anneler Günü…

Eğer anneniz hayattaysa, gidin sarılın.

Çiçek alın alınmasına ama içine sevginizi koymayı unutmayın.

Çünkü sevgisiz verilen hediyeler, içinde çay olmayan semaver gibidir.

Ve ne olursa olsun…

Annenizin kıymetini bilin.

Çünkü insan bu hayatta birçok şeyi kaybedince yenisini bulabiliyor ama…

“Anne” kelimesinin yedeği yok.

{ "vars": { "account": "PASTE_ANALYTICS_ACCOUNT_ID" }, "triggers": { "trackPageview": { "on": "visible", "request": "pageview" } } }