ANKARA ve ZAMAN

Bazı şehirler vardır, insanın içine doğar.

Sokakları çocukluğun dizlerine sürtünür, rüzgârı gençliğin saçlarını savurur, kaldırımları orta yaşın yorgunluğunu taşır, bankları yaşlılığın sessiz tanığı olur.

Ankara benim için sadece bir şehir değil…

Bir zaman cetveli, bir hafıza sandığı, bir ömür defteri.

Her köşesinde bir ses, her durağında bir yüz, her mevsiminde başka bir ben saklı.

Büyürken sırtımı yasladığım duvar, düşerken tutunduğum korkuluk, yorulunca soluklandığım banka hep o oldu.

Bu şiir, bir şehrin değil;bir insanın Ankara’yla birlikte yaşlanma hikâyesidir.

Çocukluk.

Dar sokaklarda yankılanır sesim,

Simitçinin çağrısıyla başlar günüm.

Ulus’ta taşlara basarken ürkek,

Rüzgârla büyür hayallerim.

Gençlik.

Kızılay’da rüzgâr gibi eserim,

Kuğulu’da düşler kurarım sessizce.

Dostlarla saklı kahkahalar,

Tunalı gecelerinde yankılanır.

Orta Yaş.

Telaşla başlar her yeni sabah,

Yorgun ayaklar evin yolunda.

Eski dostlar gibi sadık Ankara,

Gri bulutların ardında ışık saklar.

Yaşlılık.

Seğmenler’de ağır bir adım,

Bankta oturur, geçmişi seyrederim.

Yeni Ankara yabancı gelse de,

Eski hatıralar içimi ısıtır.

Ve Ankara,

Her yaşımda,

Her adımımda,

Beni hiç bırakmaz.

Ve bilirsin…

İnsan bazı yerleri terk etse bile,

bazı şehirler insanı asla terk etmez.

Ankara da öyle.

Adımlarım yavaşladığında bile beni bekleyen kaldırımları var.

Sesim kısıldığında bile kulağımda çınlayan anıları.

Yalnız kaldığımda bile omzuma sessizce dokunan rüzgârı…

Belki binalar değişir, yollar uzar, yüzler çoğalır.

Ama kalpte kalan şehir hep aynı kalır.

Çünkü bazı şehirler haritada değil,insanın içinde yaşar.

Ve ben bilirim:

Bir gün yürüyemesem bile,

Ankara beni taşır.