Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Büyük Dairesi, 2017'den bu yana cezaevinde bulunan Osman Kavala'nın haklarının ihlal edildiğine hükmetti. DW Türkçe'den Pelin Ünker'in haberine göre, Mahkeme, Kavala'nın "mümkün olan en kısa sürede serbest bırakılması gerektiğini" bildirdi.
"Kavala v. Türkiye (no. 2)" olarak adlandırılan davada mahkeme, kararını Strazburg'daki İnsan Hakları Binası'nda düzenlenen açık oturumla duyurdu.
Mahkeme üyeleri 2'ye karşı 15 oyla, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin (AİHS) şu maddelerinin Türkiye tarafından ihlal edildiğine karar verdi:
- İnsanlık dışı ve aşağılayıcı muamele yasağını düzenleyen 3'üncü madde,
- Özgürlük ve güvenlik hakkını düzenleyen 5'inci madde,
- Adil yargılanma hakkını düzenleyen 6'ncı madde,
- İfade özgürlüğünü düzenleyen 10'uncu madde,
- Toplantı ve örgütlenme özgürlüğünü düzenleyen 11'inci ve
- Sözleşme'deki haklara getirilen kısıtlamaların amacı dışında kullanılmasını yasaklayan 18'inci madde.
Büyük Daire, başvuruyla ilgili duruşmayı 25 Mart 2026'da Strazburg'da yapmış ve tarafları dinlemişti.
AİHM kararında ne denildi?
AİHM kararında, Kavala'nın tutukluluğu ile mahkûmiyetinin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı olduğu kaydedilirken, kendisine yönelik tedbirlerin, onu susturmak gibi ikincil bir amaç güttüğü belirtildi.
Türkiye'de Osman Kavala'ya yönelik yargılamanın, siyasi muhaliflerin, insan hakları savunucularının ve gazetecilerin, kapsamı geniş biçimde yorumlanan ceza suçlarına dayanılarak tutuklanması ve yargılanması sürecinin bir parçası olarak görüldüğü de kararda not edildi.
Mahkeme ayrıca, Türkiye'deki yapısal eksikliklerin, özellikle siyasi açıdan hassas davalarda yürütme organının yargı kararları üzerinde etki kurmasını kolaylaştırdığını belirtti.
Türkiye tazminat ödeyecek
Mahkeme, Sözleşme'nin 46'ıncı maddesine dikkat çekerek, taraf devletlerin AİHM'nin kesinleşmiş kararlarına uymakla yükümlü olduğunu hatırlattı. Kararın gerekliliklerinin "tam, etkili ve süratli biçimde yerine getirilmesi gerektiği" vurgulandı.
AİHM, Türkiye'nin Osman Kavala'ya 70 bin euro manevi tazminat ödemesine, ayrıca 43 bin euroluk yargılama masraflarının karşılanmasına da hükmetti.
Kavala ne zaman tutuklandı?
Kavala'nın özgürlüğü 18 Ekim 2017'de İstanbul Havalimanı'nda gözaltına alınmasıyla sona erdi. Gezi davası soruşturmaları kapsamında gözaltına alınan Kavala, 14 günlük gözaltı süresinin ardından 1 Kasım 2017'de "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" ve "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlamalarıyla tutuklandı.
Kavala'nın avukatları, iç hukuk yollarına yaptıkları başvuruların ardından 7 Haziran 2018'de AİHM'e ilk başvuruyu yaptı.
AİHM 10 Aralık 2019'da Kavala'nın tutukluluğunda özgürlük ve güvenlik hakkının ihlal edildiğine karar verdi. Mahkeme ayrıca tutukluluğun Kavala'yı susturma yönünde AİHS'de öngörülmeyen bir amaç taşıdığı sonucuna vararak, özgürlük ve güvenlik hakkıyla bağlantılı olarak 18'inci maddenin de ihlal edildiğine hükmetti. AİHM, Türkiye'nin Kavala'nın tutukluluğuna son vermesi ve "derhal serbest bırakılmasını" sağlaması gerektiğini belirtti. Ancak Kavala tahliye edilmedi.
Beraat ve hemen peşinden yeni tutuklama
18 Şubat 2020'de Gezi davasında beraat eden Kavala, cezaevinden çıkamadan 15 Temmuz darbe girişimiyle ilgili soruşturma kapsamında yeniden gözaltına alındı ve ertesi gün "Anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçlamasıyla tutuklandı.
9 Mart'ta ayrıca "siyasal veya askeri casusluk" suçlamasından tutuklanan Kavala hakkında, 20 Mart'ta ilk suçlama yönünden tahliye kararı verildi. Ancak casusluk suçlamasındaki tutukluluk nedeniyle cezaevinde kalmaya devam etti.
Kavala, tutukluluğunun sekizinci yılı dolayısıyla DW Türkçe'ye verdiği röportajda bu süreci, AİHM'in 2019 kararının etkisiz hâle getirilmesine yönelik bir girişim olarak değerlendirmişti. Daha sonra yöneltilen casusluk suçlamasının da aynı amaca hizmet ettiğini savunan Kavala, bunun yargıya "AİHM kararlarına uyulmasının zorunlu olmadığı" yönünde bir mesaj verdiğini söylemişti.
Türkiye hakkında ihlal prosedürü başlatıldı
Kavala'nın AİHM kararına rağmen serbest bırakılmaması üzerine süreç Avrupa Konseyi'ne taşındı.
AİHM kararlarının uygulanmasını denetlemekle görevli Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Türkiye'ye Kavala'nın serbest bırakılması yönünde defalarca çağrıda bulundu. Sonuç alınamaması üzerine Komite, Şubat 2022'de AİHS'nin 46'ncı maddesinin 4'üncü fıkrasında öngörülen ihlal prosedürünü işleterek dosyayı yeniden AİHM'e gönderdi.
AİHM Büyük Dairesi 11 Temmuz 2022'de Türkiye'nin 2019 tarihli Kavala kararına uyma yükümlülüğünü yerine getirmediğine hükmetti. Mahkeme, Kavala'nın serbest bırakılmasına yönelik yükümlülüğün ortadan kalkmadığı sonucuna vardı.
İhlal prosedürü, AİHM kararlarının uygulanmaması durumunda başvurulan istisnai bir mekanizma. Kavala dosyası, Avrupa Konseyi tarihinde bu mekanizmanın işletildiği ikinci dava oldu.
Ağırlaştırılmış müebbet cezası kesinleşti
Avrupa'daki süreç devam ederken Kavala hakkındaki yargılama Türkiye'de sürdü.
Gezi davasında verilen beraat kararı Ocak 2021'de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi tarafından bozuldu. Yeniden yapılan yargılamanın sonunda İstanbul 13'üncü Ağır Ceza Mahkemesi 25 Nisan 2022'de Kavala'yı "casusluk" suçlamasından beraat ettirdi ancak Gezi Parkı eylemleriyle bağlantılı olarak "hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs" suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı.
İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi'nin mahkûmiyet kararını hukuka uygun bulmasının ardından Yargıtay 3'üncü Ceza Dairesi de 28 Eylül 2023'te Kavala hakkındaki ağırlaştırılmış müebbet cezasını onadı. Böylece mahkûmiyet kesinleşti.
Kavala'nın avukatları mahkûmiyetin kesinleşmesinin ardından AİHM'e yeni bir başvuruda bulundu.
İşte AİHM Büyük Dairesi'nin bugün açıkladığı karar bu ikinci başvuruya ilişkin.
Bugünkü karar tahliye yolunu açar mı?
AİHM kararlarının uygulanması AİHS'nin 46'ncı maddesi uyarınca taraf devletler açısından bağlayıcı. Kararların yerine getirilmesini ise Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi denetliyor. Türkiye hakkında Kavala'nın ilk başvurusu nedeniyle başlatılan denetim süreci devam ediyor.
2019 kararında AİHM, Kavala'nın derhal serbest bırakılması gerektiğini açıkça belirtmişti. Türkiye'nin bu karara uymadığı da 2022'de Büyük Daire tarafından tespit edilmişti.