ABD+İsrail-İran Savaşı’ndan çıkartılanlar

Üçüncü ayını idrak eden ABD+İsrail-İran Savaşı son sürat devam ederken konuya ilişkin yazıları kaleme aldım. Yazdıklarımı somut verilere dayandırabilmek için incemeler yaptım. Okuduğum eserlerden biri de, Lübnan asıllı Fransız yazar Amin Maalouf’un ‘Semerkant’ romanıydı. 11. yüzyıl İran’ı perspektifinde, tarihsel gerçekler ile kurgunun iç içe geçtiği, güçlü anlatım dili olan romanı yeniden okurken altını çizdiğim epey yer oldu.

Bir taraftan da şöyle düşündüm. Bu kitabı okumuş olsalardı; el yazması aslı, Kuzey Atlantik Okyanusu’nun dibindeki Titanik’in kasasında bulunan, kopyaları başta Amerika, İngiltere ve Fransa’da basılan İranlı filozof, şair, bilgin Ömer Hayyam’ın memleketi için, “İran’da bu gece bütün medeniyet yok olacak” denilmezdi. Çünkü yüzyıllar boyu yoğrulmuş insanlık mirası medeniyetin, sınırların değil insanlığın ortak nefesi olduğunu, yıkılırsa enkazın tüm insanlığın üzerine çökeceğini hesaba katarlardı. Ayrıca, Büyük İskender’ın, III. Darius’un, Timur’un, Melikşah’ın, Nizmülmülk’ün, şahların, sultanların ruhlarını sızlatmazlardı.

Aynı şekilde, İran’ı yok etmek isteyen ABD+İsrail’in karar organları, geçmişi M.Ö’ye dayanan, dünya liderliğinde yarışmış bir ulusun, kışkırtma ve baskı sonucu isyanlar çıkartıp ülkelerine ihanet edeceği, birkaç günde teslim olacağı faraziyesiyle harekete geçmezlerdi. (Burada ABD Genelkurmay Başkanını ayrı tutuyorum, çünkü O, “emrederseniz planı hazırlarız, ama çok riskli bir harekât olur” diye uyarmış, Kara Kuvvetleri Komutanı da istifa etmişti.)

Özellikle uzun süre dünyanın tüm kültürel faaliyetlerini bünyesinde toplamış Horasan’ın üç büyük merkezinden biri olan Semerkant’taki türbesinde, hiç yenilmemiş imparator Timur’un, hocasının ayakucunda yattığını görselerdi; daha dikkatli olurlardı.

Şah’ın, Yahudi eşinin akraba ve hemşerileri için kurduğu ‘Yahudiye’ şehrini bombalamaz; yarısına yakını, “Gökte muharebe var dense merdiven koyup orada muharebeye tutuşan” Türklerden oluşan ulusa ve vaktiyle Türk yurdu olmuş İran’a daha ihtiyatlı davranmak gerektiğini bilirlerdi…

ABD+İsrail-İran Savaşı’ndan çıkan sonuçlar

· Tek kutuplu dünyanın acımasız bir örneği olduğu

· Emperyal güçlerin Ortadoğu ülkelerine saldırmasının sıradan bir olay haline getirildiği

· Egemenlik ve insan haklarının yok sayılır hale geldiği (Savaşın ilk günü İran’da vurulan okulda çoğunluğu öğrenci 117 kişinin ölümü insanlık suçudur.)

· Vekâlet savaşları, paramiliter hatta terör unsurlarını ordu yerine kullanmanın meşru hale getirildiği

· İsrail’in, ‘Büyük İsrail’ hedefine ulaşması için başta ABD olmak üzere Batı’dan maddi-manevi destek sağladığı

· Sınırı olmayan güçlerin savaşı haline dönüştüğü

· Güç zehirlenmesine örnek bir savaş olduğu

· Savaş teknolojisinin beklenmedik boyutta değiştiği, yüksek maliyetli uçak gemileri, radara yakalanmayan uçaklar ve çelik kubbeler gibi özel sistemlerin popülaritesini kaybettiği; hedefe kolayca entegre edilebilen, seri üretilebilen daha ekonomik İHA, süpersonik, çok başlıklı füzelerin asimetrik etki yarattığı

· Harekât alanı kavramının değiştiği, etik değerlerin yok sayıldığı, askerlerden çok sivil zayiatın fazla olduğu, şehirlerin yok edildiği,

· Rusya ve Çin’in tarihi İran kararının, ABD’nin hesaba katmadığı ittifak olarak ortaya çıktığı

· Avrupalı müttefikleri, ABD’nin isteklerine ilk kez karşı çıkmaya sürüklediği

· İsrail’in kendi kamuoyu dahil, uluslararası platformda mazlum konumundan savaş suçlusu konumuna kaydığı, prestij ve destek kaybına uğradığı

· ABD’nin askeri caydırıcılığı ve küresel güvenirliğinin sorgulanmasına yol açtan bir savaş olduğu

· NATO İttifakında, bekayı sorgulayacak beklenmedik değişikliklere yol açtığı

· İran’ın, ABD+İsrail’in savaş tazminatı ödeme konusu gündeme alınmadan anlaşma masasına oturmama konusunda kararlı olduğu

· ABD İran arasında gerilimin Orta Doğu’da geniş çaplı savaşa dönüşme riski taşıdığı, açık oturumlara, makalelere ve akademik incelemelere de konu oldu.

Liderlerin genelde, yanlarında kendilerinden akıllı ve yetenekli insanları istememeleri ve/veya onları dinlememelerine ilişkin bir iyi bir de kötü örnek vermek istiyorum.

Amerikan Çelik Kralı Andrew Carnegie’nin mezar taşında “Kendisinden daha zeki insanları etrafında toplayabilen kişi, en büyük başarıyı elde eder” yazılıdır. Bu düşünce, modern yönetim biliminin temelidir. Lider, her şeyi bilen değil; doğru insanları seçen, onları yetiştiren ve önlerini açandır.

Astlarını dinlemeyenlere acı bir örnek verecek olursak da; 2. Dünya Savaşı’nda Almanya Rus topraklarında ilerlerken karargâhı Hitler’i uyarır. Ruslar, Napolyon’u geniş Rus Steplerine çekip amansız kışla beraber genel karşı taarruza geçerek imha etmiştir. “Aynı hataya düşmeyelim” uyarılarına Hitler, “Ben, Clausewitziç’i[1] okudum. Sizden öğrenecek değilim” diyerek astlarını dinlememiş; tarih tekerrür etmiş ve ülkesinin bölünmesine neden olmuştur.

“Büyüklük, kendinden üstün olanları yanında toplayabilme, onları fikirlerine değer verme cesaretidir.”

Bir liderin en büyük vasıflarından birinin, felaket getirecek olaylardan kaçınması olduğu hatırlatması ve tarafların soğukkanlı, ölçülü davranmaları dileklerimle…


[1] Carl von Clausewitz; 1780-1831, Savaş Üzerine eseriyle tanınan Prusyalı general ve askeri filozoftur.