SAFİYE ÖZŞENER

YAZARLAR

Güvercinler gibi bağırıyoruz adalet için…

 

Sözcükler, cümleler utanır mı? Utanıyor. Ya peki yazı? Artık yazılar da utanıyor..

Olan, biten vahametleri yazarken mürekkep utancından kızarıyor..

Her gün karşılaştığımız tablo; tane incir 13 TL, bugün 5 TL olan yarın 10 TL, hatta sabah 7 TL’ye gördüğünüz ürün akşam 11 TL’ye, fiyat değişimi saat başına çıkmış..

Gece 30 Krş’luk benzin, mazot indirimini sabaha karşı 1.30 TL’lik zam takip etmiş. O da ne! Bir bakmışsın etiketler utanmış..

Eğitim almış tüm gençler yurtdışına nasıl giderimin yolunu gözlerken, çıkıp F-16’ya kafa atarak durdurdular diyerek bırakın ütopyayı, distopyayı dahi geçenler, olmayanı pazarlamaya devam ediyor..

Ama işin acısı, akıl öylesine terk etmiş ki bir kesim yurdum insanını, F-16’nın alçak bir uçuş yaptığında, gökdelenleri bile sallayıp değdiği yeri yerle bir edeceğinden bir haber satılan hikayeye inanıyor..

Uyuyor toplum, öylesine şıralı, derin uyku ki olan biten hiçbir şey onları bir türlü uyandıramıyor..

Son günlerde; liyakat- liyakatsizliğe varıncaya her şey konuşuluyor da, tüm bu bozulmalara zemin hazırlayan çökmüş hukuktan kimse bahsetmiyor..

“Bir toplum yıkılmaya yüz tutarken önce o toplumdaki adalet kurumu çöker. Bu, artık o toplumun yaşayamayacağına işarettir” der sevgili Yaşar Kemal.

Aydınlığın yolunda yürümeyi becerememiş, öncelikle kendine olan ve toplumun saygısını, güvenini yitirmişsen, ne adına olursa olsun, o yolda işlenen yalana-dolana sessiz kalmışsan sen, zaten adaletli olmayan bir toplumda yaşamış, şimdi de çökmüş bir adalet sistemi altında kalmış, nefes almaya çalışıyorsun demektir..

İçine akıl ve bilim koyamadığımız her şey nasıl değersizleşirse, adil bir hukuk sisteminin olmadığı yerde de yaşamak tüm mümkünlerini yitirir..

Zira yaşadığınız toplumu çekilir hale getiren şey hukuktur. Hukuk yoksa; eğitimden sağlığa, ekonomiden insan hak ve hürriyetlerine varıncaya her şey yara alır ve egemenlerin hukuku, toplumların hukukunun önüne geçmişse bozulur..

Bozulma devam eder; kadınlar öldürülmeye, çocuklar taciz edilmeye, ekonomi çökmeye, yoksulluk büyümeye velhasıl geriye o topluma her gün utanılacak başka bir başlık kalır..

Oysa hiç bu kadar tedirgin olur, her güne düşen yeni utançlar yaşar mıydık “adalet” olsaydı?

“Herkes, her şeyden sorumludur” diyordu Karamazov..

Siyaset ve siyasetçi seçimle geliyor, iktidar ya da muhalefeti halk belirliyorsa, bugünkü adaletsizlikte hepimizin payı var demektir..

Senin seçiminle varlık bulanlara, olan biten tüm yanlışlara rağmen dur diyemiyorsan, payına; yokluk, yoksulluk düşüyor, yaşamaya çalışıyorsun haksızlıklarla..

Madem olması şart olan adalet yok, o zaman belleğimiz olmalı. Çünkü artık şiiri eksik, hayatlar yamalı. Belleğimizi uyandırma, belleklerini kaybedenleri uyarma zamanı..

Ki, bireysel ve toplumsal acıların sancılı gece nöbetlerine daha fazla dayanacak gücümüz kalmadı..

Adalet sistemi hakça çalışmadıkça; olası bir seçim kimden gelirse gelsin, havada uçuşan vaatler ekonominin, insan haklarının düzeleceğine dair umutlar içi boş, havayla doldurulmuş bir balon gibi anlamsız..

Değil mi ki adalet, herkese hakkı olanın verilmesini öngören ahlaki ilke, o zaman düzene ve şiddete karşı tek başına, “Güvercinler gibi bağırıyoruz, adalet için. Ve karanlıkta ışığı bekliyoruz” diyen Furuğ gibi haykırmalıyız..

Hemen şimdi hukuk..

Başka yolu yok..

İyileşmenin tek yolu, ille de hukuk..