CAHİT SARAÇOĞLU

YAZARLAR

Yoksulun enflasyonu ile zenginin enflasyonu aynı olmaz

Bir ülkedeki enflasyon sabit ve dar gelirler ile enflasyonun yarattığı fiyat artışlarından kazanç elde edenler için farklıdır.

Enflasyon her zaman fiyat artışı yaratır.

Dolayısıyla fiyat artışından kazanç sağlayan kesimler yani sermaye, enflasyonist ortamı her zaman sever ve destekler.

İlginç olan ise iktidarların enflasyonist ortamı tercih etmeleridir.

Enflasyonist piyasa oluşumuna yol açan kararlar alan iktidarlar, aslında sermayenin desteğini almanın peşindedirler.

Böylece sermaye ile iktidarlar birbirlerini destekleyen fasit bir sürece girmiş olurlar.

Öte yandan sermayenin enflasyon altında ezilmesi neredeyse imkansızdır.

Özellikle yurtdışı ile bağlantılı sermaye grupları, kendi ülkelerde yurtdışı firmaların distribütörü konumunda olurlar.

Bunların ülke işletme sayıları içerisindeki oranları da yüzde 3-5’i geçmez.

Yurtiçinde distribütör olan sermaye yurtdışından da genelde yurtiçi üretimde kullanılan hammaddeyi getirir.

Hammaddenin getirildiği ülkenin enflasyonu düşük olduğu ve o ülkelerin para birimi üzerinden olduğu için distribütör şirketlerin zararı olmaz.

Ancak getirdikleri ürünleri iç piyasada artan döviz kuruna göre sattıkları için her gün kar ederler.

Olan KOBİ ölçeğindeki şirketlere olur.

Onlar sermaye yapıları ve işletme yönetim anlayışından dolayı distribütörlük gibi bir statüye ulaşamazlar.

Yerli finans kaynakları ile ürettikleri her ürün için gereken hammaddeyi distribütörlerin getirdiği fiyatlardan almak zorundadırlar.

Bu durumda ise ürettikleri her ürünün ana girdisi aynı döviz kurundan olsa da yurtiçinde döviz kurunda yaşanan artıştan dolayı nihai ürünü satacakları zaman ya fiyat indirirler ya da satamazlar.

KOBİ’lerin içerisine düştükleri ekonomik sarmaldan çıkmak için uyguladığı ilk yöntem ise ‘sürümden kazanma’ yöntemidir.

Yani ‘ucuza’ ya da ‘maliyet fiyatına sıklıkla satış’ da diyebiliriz.

Ancak satış yöntemindeki bu mantık da zaman içerisinde ciddi zarara yol açmaktadır.

İkinci ve en sorunlu yöntem ise rekabet edebilmek için ucuz ve kalitesiz hammadde kullanılarak ürün geliştirmektir.

Bu adıma kaçınılmaz olarak giren KOBİ, ürettiği ürünün kalitesini düşürdükçe, aynı zamanda yılların birikimi olan kendi imajına da zarar verecek noktalara sürüklenir.

Yani iktidarlar taraflarını, ülke ekonomisinin dinamiği olan işletmeler içerisindeki sayıları yüzde 90-95’lere ulaşan KOBİ’lerden yana koymadıkları sürece, ekonomide kontrol daima yurtdışına bağlı sermaye gruplarına teslim edilmiş olur.

Enflasyonist ortamda ise dar gelirli kesimler iyiden iyiye yoksullaşır. Hatta ‘boğaz’ derdine düştükleri için eğitim, sağlık, giyim gibi konular onlar için artık ikinci plana düşer.

Eğitimsizliğin toplumlarda oluşturduğu geri kalmışlığı anlatmaya gerek yok.

Enflasyonun ilaç başta olmak üzere, sağlık hizmetlerinde yarattığı fahiş artışlar nedeniyle sağlığı ile ilgilenmeyen kesimler ileri yıllarda ülke sağlık ekonomisine de ciddi yüke yol açarlar.

Karnını doyurmak zorunda kalan kesimlerin sayısı artıkça, pazar yerlerine akşam saatlerinde gidişler de artar.

Akşam saatlerinde gitme psikolojisinin bile altında ‘boğazını’ elinde her geçen gün eriyen gelirinin daha az bir kısmı ile doyurmak yatar.

Sabit ve dar gelirliler bu süreci yaşarken, yukarıda bahsettiğim işletmelerin yurtdışına bağımlı olanlarının rahatı her geçen gün artarken, yurtdışına bağımlı olmayan yurtiçi şirketler de SGK, vergi gibi borçlarını ödeyemez duruma gelirler.

Vergi ve SGK prim borçları da bütçeye ilave yük getirir.

İktidar ise işin en başında aldığı yanlış kararların sonucunda bütçede başlayan daralmayı, zamlarla gidermeye çalışır. Bu da yeni enflasyonist süreci tetikler.

Dahası işletmelerin ödemediği vergi ve SGK gibi zorunluluklar da bir süre sonra dar ve sabit gelirli geniş toplum kesimlerin üzerine kalır.

Yazarın Diğer Yazıları