PERRAN SÖĞÜTLÜ

Danışman Psikolog/Aile Danışmanı
Çift Terapisti

YAZARLAR

Yalnızlığım benim gizli hazinem…

Genel olarak baktığınızda, çok büyük bir çoğunluğun yalnızlıktan, yalnız olmaktan, yalnız kalmaktan korktuğunu görürsünüz.
Yalnız olmaktan korktukları gibi, yalnız olduklarını düşündükleri insana da müthiş bir acıma duygusu ile yaklaşırlar. Yalnızlık denildiğinde ise akıllarına gelen, kişinin tek olma hali ya da tek başına yaşayan insan olma durumudur.
“Yazık! Tek başına yaşıyor, kimsesi yok”, “Daha evlenemedi, evlense bir çocuğu olur, iyi olurdu” gibi “muhteşem” çözümler, acımalar, yargılar, öneriler hiç bitmez. Hele ki özel günler geldiğinde, yılbaşı, bayramlar, Sevgililer Günü yandınız! demektir. Etrafınızdaki herkes işi gücü bırakır, sizin yalnızlığınıza takar; “Ah! Bugünü de yalnız mı geçireceksin?” “Bize gel. Kimse yok! Eşim çocuklar ve ben”, “Vallahi kimse yok” diye teminat bile verirler.
Bu kadarla kalsa iyi, yalnız olduğunuzu düşünen hemen her arkadaşınızın, dostunuzun sizinle ilgili bir planı muhakkak vardır. Sizin iyiliğiniz ve mutluluğunuz için en iyisi olduğunu düşündükleri ideal bir eş ya da sevgili adayını anlata anlata bitiremez, sizin için tanışma programını bizzat organize ediverirler. Beyefendinin eşi ölmüştür, hanımefendi boşanmıştır.

Bırakın da insanlar yasını tutsun, duruma alışsın, kabullensin değil mi? Olur mu hiç? Olmaz tabii ki, mevtanın kırkı dolmadan hemen başlarlar; Sizin bu dünyada neden yalnız olmamanız gerektiğine, bu işin böyle gitmeyeceğine dair bildikleri buldukları ne varsa söylerler. Kaybınıza mı? Yoksa hissettirdikleri acizlik duygusuna mı? Üzülürsünüz artık tercih sizin.
Oysaki evde tek başına olmamanız yalnız olmadığınız anlamına gelmez. Birlikte yaşadığınız eşiniz ya da sevgilinizle doğru bir iletişiminiz veya sevgi diliniz yoksa siz bal gibi yalnızsınızdır. Üstelik böyle durumlarda ortamı değiştirememenin, iyileştirememenin ve kurtulamamanın verdiği çaresizlik duygusu da en beteridir.

Doğduğumuz andan itibaren dinlediğimiz, şarkılar, türküler, okuduğumuz masallar da hayatta bir şekilde yalnız kalmış insanın, çok büyük acılar çektiğine dair tüm kodlar zihnimizin en ücra köşelerine itinayla yerleştirilir. Müthiş bir korkudur bu, öyle ki tüm yaşama bakışımızı, tercihlerimizi belirler. Kendi benliğimizi, kişisel farklılıklarımızı hiçe sayan dolayısıyla mutsuzluğumuzun da temel belirleyici unsurlarından biridir.
Kişi, kendini her şeyden herkesten soyutlayıp, bu dünyada tek başına kalmak, yaşamak arzusunda olabilir. Bu bir tercihtir ve saygı gösterilmesi gerekir.
Bazen de kişi, yaşam döngüsünde olan, maddi ya da manevi kayıpları nedeniyle yaşadığı travmanın sonucunda da psikolojik bir rahatsızlık geçirebilir, yalnız olmak isteyebilir. Uzun sürdüğünde ise psikolojik desteğin şart olduğu özel bir durumdur.

Oysaki yalnızlık, tek olma halinden çok daha anlamlı ve özel bir durumdur.
Kişinin iç dünyasına dönebilmesi, kendisi ile baş başa kalabilmesi, kendi iç sesini kendi duygularını tanıyabilmesi ya da kişisel planlamalarını yaptığı uzun ve derin bir yolculuktur.
Nedense hep karşımızdaki insanı tanımaya bilmeye onu anlamaktan daha çok önem veririz. Elde ettiğimiz sığ bilgilerle kendimizi en iyi şekilde koruyacağımıza inancımız tamdır. Ama sorun başkalarını tanıyarak kendimizi güvende hissetmek değildir. Bu kişiyi, kaygılı ürkek ve şüpheci yapar. Kendini bilen, tanıyan insan huzurlu sakin ve mutludur.
İnsanın kendini tanıyabilmesi, potansiyelini keşfetmesi, yapabilecekleriniz ya da yapamayacaklarınız noktasında gerçekçi değerlendirmeler yapmanız, kendinizi bilebilmeniz ya da değiştirebileceğiniz hoşunuza gitmeyen özelliklerinizi görebilmeniz ve nihayetinde kendinizi kabullenip sevebilmeniz için yapmanız gereken çok önemli ruhsal çalışma için yalnızlık şarttır. Birey, birey olduğu bilincine ve mutluluğuna ancak ruhsal bir dinginliğe kavuştuğunda bir anlam katabilir.
Emin olun hiç birimiz yalnız değiliz ya da tek başına olamıyoruz. Müthiş bir devinim halindeyiz. Gün içinde hayatımıza değen, dokunan pek çok insanla konuşuyoruz, iş yapıyoruz. Çok kısa zaman dilimleri içinde insanları tanımak kavramak anlamak ve güvenmek zorunda kalabiliyoruz.
Ruha müthiş bir yük ve yorgunluk veren hızlı yaşamlarımız var.
Evlerinde tek başına yaşayan insanlarında yalnız kalmak gibi bir lüksü yok. Yalnız kalma korkusunun yarattığı bilinç dışı bir davranış olarak sosyal medyada günümüzün her anını dahası her duygu durumumuzu paylaşarak var olduğumuzu kanıtlamaya sesimizi duyurmaya çalışıyoruz.
Ruhsal ve fiziksel olarak yalnız kalabiliyor, bunu istiyor ve gerekliliğini fark edebilmişseniz eğer emin olun insanlık içinde kendiniz içinde çok büyük bir adım atmışsınız demektir.
Kendini bilmeyen tanımayan birinin tüm seçimleri hata verir. Aşkta ya da işte aradığınız huzur ve mutluluk için önce kendinizi bilmelisiniz. Bunun ise tek yolu sık sık yalnız kalmak, yalnız olmaktan geçer.
Kendinizle baş başa kalabileceğiniz, huzur içinde bu yolculuğunuzu yapabileceğiniz tüm koşulları değerlendirmelisiniz. Gitmeniz, uzaklaşmanız gerekiyorsa gidin. Korkmayın! Siz gittiniz diye dünya dönmekten vazgeçmez.
Ayrıca, böyle toplumlarda toplumun beklentilerine ya da klişelerine aykırı davranmak başlı başına anarşik bir tutumdur. Önce bireysel devriminizi gerçekleştirin ki dünyayı değiştirecek gücünüz olsun.

Sevgiyle kalın…

 

Yazarın Diğer Yazıları