COLLAGEN

PERRAN SÖĞÜTLÜ

Danışman Psikolog/Aile Danışmanı
Çift Terapisti

YAZARLAR

Yalancısın inanamam…

İnsan neden yalan söyler? Yüzünüze baka baka hatta bazen gerçeği bildiğinizi göre göre aklınızla alay edercesine yalan söyleyenlerin derdi nedir?

İnsanın en büyük ihtiyaçlarından biri kendini güvende hissetmektir. Yaşadığı ortamda en yakınından en uzaktakine kadar iletişim içinde olduğu eşi, dostu, akrabaları, arkadaşları ile kurduğu bağın samimi, güvenilir olması, yaşamın içinde kendisi ve çevresi ile dengesini sağlar. Bunu sağlayan en temel etmen ise dürüstlüktür.

Yalan, TDK’ya göre, “aldatmak amacıyla gerçeğe aykırı olarak söylenen söz” demektir. Yani doğru, gerçek olmayan, uydurma, asılsız söz ve haber içerir, net olarak söylemek gerekirse birisi size yalan söylediğinde sizi aldatıyordur. Oysa aldatmak, yıkıcı bir duygu, düşünce ve davranışlar bütünüdür ve yıkıcı olması sebebiyle de şiddet içerir. Size biri yalan söylediğinde kolunuz, bacağınız kırılmaz elbet ama ruhunuz incinir, kalbiniz kırılır darmaduman olursunuz.

Patolojik/Kompulsif yalan ya da Mitomani diye adlandırdığımız yalan söyleyen bir grup vardır ki bunlar hiç bir zaman hiç bir durumda doğruyu söylemezler. Kendi söylediklerine kendileri inanır, yalanları ortaya çıktığında da hiç bir şey olamamış gibi davranırlar ve hemen bulundukları ortamdan ya da ilişkide olduğu insanlardan hızla uzaklaşırlar. Zarar verdikleri kişi ya da kurumlara dair en ufak bir üzüntü, suçluluk duymazlar. Dürtüseldirler ve tedavi edilmeleri gerekir.

Zaman zaman yalan söyleyen, bunu da “pembe yalan”, “beyaz yalan” diye romantize edip, gerçeği maskelemek için kullanan bir diğer grup vardır ki toplumun çoğunluğunu oluştururlar.

Söyledikleri yalanlar için kendilerince mutlaka bir gerekçeleri vardır. Kimi yalanı üzmemek için söyler, kimisi ise sevindirmemek için söylemiştir. İlginç olan ise kendileri ile ilgili bir gerekçeleri yoktur hiçbiri “doğruyu söylesem gösterilen tepkileri karşılayamayacaktım, bir sürü sorgu sorun ile uğraşacaktım, bu yüzden kendi gerçeğimi değiştirdim, diğer türlüsü bana acı veriyordu” demez.

Yaşamımızın sonuna kadar hayatta karşılaştığımız olaylarla, insanlarla sınanırız ve değişir dönüşürüz, ancak çocukluk ve ergenlik döneminde içinde bulunduğumuz sosyo-ekonomik-kültürel koşullar, kişilik değişimimizde etkili, belirleyicidir.

İhtiyaçları zamanında karşılanmış, sevilerek, onaylanarak, utandırılmadan, eleştirilmeden, cezalandırılmadan büyümek önemlidir. Pek çok çocuk için ise hayatta kalabilmek, var olabilmek, olumlu bir kendilik oluşturmak, büyüdükleri ortam gereği çok zordur.

Olumsuz ortamlarda büyüyen çocukların yetersizlik duyguları içinde bocalaması, kendini değersiz hissetmesi, özgüven sorunlarının olması neredeyse normaldir. Cezalandıran, utandıran, sevgisiz, saygısız, yalan söyleyen ebeveyn tutum ve davranışları, yetişkin yaşamımızda bizim tutum ve davranışlarımızı belirler.

Bazı insanlar tıpkı çocukluklarında oldukları gibi utanacakları, kendilerini çaresiz hissedecekleri, sorunlarının üstesinden gelemeyecekleri gibi bir durumda kaldıklarında yalan söyler. Gerçeklerle yüzleşmek, sorunları çözmek yerine, akıllarına ilk gelen ve kendisini içinde bulunduğu stresli durumdan kurtaracak ve iyi hissetmesini sağlayan tek şeyi yapar; yalan söyler.

Bazen de insanlara kendini kabul ettirmek, sevdirmek, saydırmak, ilgi çekmek, güçlü görünmek, mükemmel görünmek veya kendisinin sevmediği bazı şahsi özelliklerini saklamak içinde yalanı kullanırlar.

Ben yalan söyleyen insanın ruhunun acı, keder ve hüzün barındırdığını, söyleyemediği, anlatamadığı, yüzleşemediği ne gerçeği varsa onun kalbini çok kırdığını düşünürüm.

İnsanın kendi gerçeğini görmek istememesi, yüzleşememesi kolay değildir. Kırık bir testiye su doldurmaya benzer. Testinin hiç bir zaman dolmaması gibi kendi gerçeğini bilen kişi de hiçbir zaman kendini iyi hissetmez kendilik değeri, kendilik saygısı düşük olur.

Zedelenmiş, incitilmiş bir çocuk güvensizdir ve sorun çözme becerileri düşüktür.

Bazı durumlarda yalan söylüyorsanız bence bu konuda durup bir düşünmelisiniz. Hangi konularda, neden, ne için gerçeği saptırıyor, ne ile yüzleşemiyorsunuz? Gerçeği söylemiş olsaydınız hangi duygularınız incinir, ne ile baş edemiyor olurdunuz? Bu soruların cevapları sizin benlik saygınızı arttıracak, güçlendirecektir. Emin olun yaptığınız her şey daha keyifli olur. Kendi gerçeğini kabul etmiş ve kendisiyle barışık olan insanı herkes sayar.

Kendi gerçeği ile baş eden her sorunun üstesinden gelecek güce sahiptir ve böyle durumlarda iyi hissedersiniz ve bu az şey değildir.

Evet incinmişsiniz ama biraz gayret, cesaret ve farkındalıkla her şey düzelebilir.

 

 

Yazarın Diğer Yazıları