AnasayfaYazarlarSon YazılarYapay et; faydalı mı zararlı mı?

Yapay et; faydalı mı zararlı mı?

Beslenmemizin ayrılmaz bir parçası olan et, toplum olarak sosyoekonomik ve kültürel gelişimimizde önemli bir rol oynamıştır. Et; aminoasitler, lipitler, endojen antioksidan bileşikleri, taurin, karnitin, glutatiyon, kreatin gibi biyoaktif bileşikleri içeren, yüksek kaliteli hayvansal protein açısından mükemmel bir kaynaktır.

Yediğimiz etin kaynağı olarak tükettiğimiz hayvanlar, yapay et konusu ile son günlerde sıkça konuşulur oldu. Geleneksel hayvancılık; küresel ısınmaya sebebiyet verme, insanların gıdası olarak tüketilecek tahıla ortak olma, içme suyunu tüketme, ekilebilir arazileri kullanma gibi suçlamalarla adeta yargılanıyor. Fabrika mantığıyla üretim faaliyeti içine soktuğumuz ve etinden sütünden derisinden kemiğinden, hatta gübresinden faydalandığımız çiftlik hayvanları şimdi suçlu mu oldular?

Günümüzde mevcut küresel et üretimi için, toplam içilebilir su ve toplam ekilebilir arazinin yaklaşık yüzde 70’nin hayvanlar tarafından tüketildiği ve üretilen toplam elektriğin yüzde 20’sinin hayvan yetiştirmek için, yem bitkileri üretmek için kullanıldığı tahmin edilmektedir. Dünya çapında üretilen toplam tahılların yaklaşık yüzde 40‘ı ve toplam soyanın yüzde 75’i hayvan yetiştiriciliği için kullanılmaktadır. Gelecekte artan nüfusa yiyecek sağlamak için, gıda üretiminin 2050 yılına kadar yüzde 70 oranında artması gerektiği bildirilmektedir.

Günümüzde, küresel ısınmada rol alan önemli faktörlerden bir tanesi sera gazlarıdır. Bu gazlar başlıca CO2 ve metan gazıdır. Metan gazının küresel ısınmaya katkısı, CO2″ye göre 28 kat daha fazladır. Dünyada ortaya çıkan metan gazının en önemli kaynaklarından bir tanesi ise çiftlik hayvanlarıdır. Çiftlik hayvanları, dünya genelinde ortaya çıkan sera gazlarının yüzde 14,5’inden sorumludur. Dolayısıyla son günlerde küresel ısınmaya karşı önlem olarak ruminant (sığır, koyun, keçi, manda gibi geviş getiren hayvanlar) yetiştiriciliğinin sınırlandırılması, hatta tamamen bırakılması yönünde söylemler çokça duyulur hale geldi. Sera gazı olarak ruminantların önemli miktarda metan gazı üretimi ile bu duruma katkı koydukları göz ardı edilemez bir gerçektir.

Dünya gıda ve tarım örgütü, 2050 yılında, artan nüfus tarafından, artan gıda talebini karşılamak için yüzde 70’den fazla gıdaya ihtiyaç duyulacağı sonucuna varmıştır. Bu bağlamda, hayvancılık sistemleri dünyadaki küresel gıda ve beslenme güvenliğinin ele alınmasında hayati bir unsur olacaktır. Bununla birlikte, çevrenin korunması ve hayvan refahı sorunlarıyla ilgili olarak, besi hayvancılığına yönelik eleştirilerden kaçınmak için, artan küresel nüfusu sürdürmek adına daha verimli protein üretimi yolları geliştirilmektedir. Endüstrinin, çığır açan yenilikçi teknolojileri benimsemesi, et üretiminin arttırılması için zorunlu gibi görünüyor. Peki yapay et henüz endüstriyel düzeyde olmasa da bu konuya çözüm olabilir mi?

Yapay et nedir?

Yapay et, laboratuvarda, tamamen kontrol edilen bir ortamda, başka herhangi bir organizma olmaksızın üretilen et olarak tanımlanır.

Canlı hayvan kaslarından alınan kök hücrelerin invitro kültürü ile yani laboratuvar şartlarında yetiştirilerek, yenilebilir biyokütle  olarak  üretilmesidir.

Nasıl üretilir?

Yapay et için üretilmek istenilen hayvanın (keçi, sığır, tavuk, domuz gibi) uygun bir dokusundan parça alınır. Hücre kültürü için, çoğunlukla erişkin doku kaynaklı miyoblastlardan elde edilen kök hücreler kullanılır. Bu hücreler uygun ve sürekli bir besin kaynağına bırakılarak, çoğalmaları için uygun kültür ortamı yaratılır.

Kültür besi yeri, çoğunlukla fötal veya yeni doğan sığır kaynağından hazırlanır. Bu hayvan kaynaklarından üretilen ortamlar maliyetlidir. Ayrıca fötal sığır serumu olarak elde edilen besi yerlerinin etik kaygıları vardır. Büyüyen hücreler, hücre büyümesi için çok çeşitli büyüme faktörleri, hormonlar, vitaminler, aminoasitler, yağ asitleri, eser elementler, L glutamin ve antioksidanlar gerektirir.

Faydaları nelerdir?

Verimli, çevre dostu ve ilaç kalıntısı ve hastalık etkenlerinden uzak güvenli gıda üretmenin etik yolu olarak kabul edilir.

Hayvanların sıkışık yerlerde barındırılması, hormon ya da büyümeyi hızlandırıcı ilaçların kullanılması, yetersiz havalandırma, uygun olmayan koşullarda seyahat, yetersiz dinlenme, yaralanmalar, kaba kullanım, bayıltmadan kesme gibi refah sorunlarını ortadan kaldırır.

Verimi düşük hayvanların kurtarılması ve genetik kaynakların korunmasına yardımcı olur.

Büyük hayvancılık işletmeleri yerine sadece kök hücre üretimi için yeterli olabilecek küçük bir hayvan sürüsünün bakımını yeterli kılar.

Kapalı alanlarda yetiştirilen hayvanların, salgın hastalık riskini ortadan kaldırır.

Toksik maddesi olmayan hijyenik gıda  üretimini sağlar.

Et üretimi aşamasında,  hücre kültürü ortamına uygun bileşenlerin dahil edilmesiyle gıda açısından yapısal ve bileşimsel kontrolü sağlar.

Nadir ve egzotik et üretme potansiyeline olanak verir.

Çok daha az toprak ve su gereksinimi ile çevre dostudur.

Üretim süreci hızlıdır.

Hayvanların hastalıklara karşın aşılanmasına gerek kalmaz. Aşı maliyetini giderir.

Su kaynaklarının ve ekilebilir tarım alanlarının, sadece insan gıdası için kullanımına olanak sağlar.

Çiftlik hayvanlarının sindirim kanallarından çıkan, metan gazı nedeniyle, dünya sera gazı emisyonunun azaltılmasını sağlar.

Hayvanın kesilmesine tepki olarak etik nedenlerle et yemeyen vejetaryenler, veganlar için et yemeyi mümkün kılar.

Bu kadar saydıktan sonra, “yapay et bayağı iyiymiş” diye düşünebilirsiniz. Ancak, pek de düşündüğünüz gibi değil. Şimdi bir de olumsuzluklarına bakalım.

Sakıncaları nelerdir?

Halk sağlığı üzerindeki sonuçları tam olarak bilinmemektedir.

İnsan metabolizması üzerinde bilinmeyen potansiyel etkileri ortaya çıkabilir.

Araştırmacılara göre beklenmedik biyolojik mekanizmalar ortaya çıkabilir. Gerçekleşen çok sayıda hücre çoğalması göz önünde bulundurulduğunda, kanser hücrelerinde olduğu gibi, bazı düzensizliklerin meydana gelmesi olasıdır.

Hayvancılık, insan beslenmesi için protein sağlamanın yansıra, kırsal nüfus için gelir gelir kaynağıdır. Bu yönüyle sosyo ekonomik zararları olasıdır.

Yapay et, hayvancılığın tüm üretimlerini karşılamaz. Hayvancılık, sadece et süt ve yumurta değil, aynı zamanda yün, deri vb. gibi üretimler de vardır. Yapay et üretimi, bunların üretimini kısıtlar.

Yapay et için başarı, uygun bir fiyat yanında; lezzet, görünüm, renk, koku, sululuk vb. organoleptik özelliklerde, geleneksel ete benzer kimyasal bileşime sahip olmasıyla mümkündür. Bunun teknolojik zorlukları vardır.

Yapay ette tipik et aromasının üretimi çok sayıda yağda ve suda çözünür bileşenlerin reaksiyonlarının bir sonucu olduğu için çok zordur.

Laboratuvarda yetiştirilen yapay etin görünümü daha yüksek oksijen doygunluğuna bağlı olarak, daha düşük miyoglobin oluşumu nedeniyle daha az kırmızımsı ve daha sarımsı bir renk tonu olma eğilimindedir.

Yapay etteki kas liflerinin üretimi mümkündür ancak, kan damarlarının, sinir dokusunun, bağ dokunun olmaması etin tadını olumsuz etkiler.

Üretim maliyeti yüksektir.

Medyada yararlarını savunan büyük bir kesim olsa da üretimle ilgili hala sınırlı bilgi söz konusudur.

Sosyal ve teknolojik zorlukları vardır.

Muhafazakâr kesimde, yapay ete direnç yüksektir.

Ekotoksisite, iklim değişikliği, arazi işgali açısından faydaları olmakla birlikte üretim sistemlerinin detaylı analizi tam açıklıkla ortaya konamamıştır. Çevre üzerinde yavaş ama uzun vadeli etkisinin sonuçları bilinmemektedir.

Şu anda ticari ölçekte üretilmemektedir.

Yasal anlamda gıda güvenliği düzenlemeleri gerektirmektedir.

Yapay etin olumlu ve olumsuz yanlarını anlattık. Bir de çelişkilerinden bahsedelim.

Çelişkiler

Yapay etin, arazi ile ilgili olarak meraya dayalı geleneksel et üretimine göre daha az toprağa ihtiyaç duyacağı açıktır. Ancak bu söylenildiği gibi bir avantaj mıdır? Çünkü çiftlik hayvanlarından elde edilen gübre, nitrojen ve fosfor kaynağı olduğu için, çiftlik hayvanları toprak verimliliğinin korunmasında kilit bir rol oynar.

Dünya ölçeğinde arazi kullanımı, yapay et ile geleneksel et arasında çarpıtılmış ve haksız bir karşılaştırmadır. Çiftlik hayvanları için yem üretimi küresel tarım alanının yaklaşık yüzde 50’sini kapsasa bile, bunun yarısı ekilmeyen otlaklara tekabül eder.

Geleneksel hayvancılıkta, hayvanların kesilmesi gibi maruz kaldığı işlemler ile kıyaslanınca, hayvan refahı ve etik hususlar yapay etin arkasındaki ana güç ise de, üretim için gerekli olan kültür ortamının, kesilen gebe sığırların fetüslerinin kanından elde edilen fötal seruma dayandığı unutulmamalıdır.

İşlenmiş etin aşırı tüketiminin, tüketici sağlığı üzerindeki çeşitli kötü etkileri hakkında artan kanıtlar mevcuttur. Yapay etin de üretimindeki kültürleme işlemi gelecekte bir sorun olabilir.

Son olarak laboratuvarda yetiştirilen et için, her ne kadar kesilen bir canlı olmasa da hayvan sömürüsü içerdiğinden bahsetmek bir yanılgı olmaz ve bu da yapay et savunucularının duymak istemediği bir şeydir.

Yapay et, hakkındaki olumsuzluklar ve çelişkiler bu boyutta iken, hayvansal protein tüketiminde henüz Avrupa’daki insanlar kadar et tüketmeyen bizim toplumumuz için yapay eti gündem yapıp konuşmak, asıl çözmemiz gereken meseleden uzaklaşmak demektir.

Ülkemiz açısından değerlendirildiğinde, ruminantların  gerek metan gazı salınımı ile küresel ısınmaya yol açması, gerekse yem tüketerek insan gıdasına ortak olma suçlamalarını göğüsleyebilmesi ve  hayvancılıkla geçim sağlayan insanların endişelerini de giderebilmek için bazı tedbirlerin alınması kaçınılmazdır. Bu tedbirler neler olabilir?

Ruminantlar tarafından üretilen metan gazı azaltılabilir mi?

Ruminantların sera gazı üretimine katkıları bazı önlemler alınarak büyük ölçüde azaltılabilir. Bu amaçla şunlar yapılabilir:

Düşük verimli hayvanların yerine yüksek verimli hayvanların yetiştirilmesi: Bu husus sera gazı üretimini azaltıcı bir önlemdir. Çünkü 10 baş düşük verimli sağmal inek yerine 5-6 baş yüksek verimli inek bakılarak hem daha karlı bir hayvancılık hem de daha az metan salınımı olan (en az yüzde 40) bir yetiştiricilik yapılabilir. Bu durum ülkemiz hayvancılığı bakımından da önemlidir. Türkiye’de, verimsel anlamda üç tip hayvancılık modeli vardır:

a) Sayıları artık yüzlerle ifade edilen sağmal sayısı en az 350 baş ve üzerinde olan, süt verimi en az 30 litre/gün/hayvan başı olan büyük işletmeler

b) Sağmal sayısı 30-60 baş arasında değişen ve sahiplerini hayvancılıktan gelen insanların oluşturduğu orta ölçekli süt verimi 24-28 litre arasında olan işletmeler

c) Sayıları binlerce olan ve hayvan varlığının en az %85 ‘ne sahip olan süt verimi 12-18 litre arasında, 5-9 baş arasında sağmal ineğe sahip küçük aile işletmeleri.

Yapılan araştırmalar, metan gazı üretiminin kötü kaliteli kaba yemlerle beslenme oranı arttıkça ve kaba yeme dayalı besleme yapıldıkça arttığını göstermiştir. Bu durumdan hareketle, Türkiye’de metan gazı üretiminin en çok küçük aile işletmelerinden kaynaklandığı söylenebilir. Kısa vadede olmasa dahi bu işletmelerin, genetik ve hayvan besleme çalışmalarıyla, hem sayıca daha az hayvan beslemeleri hem de daha yüksek süt veren hayvanlar besleyerek aynı miktarda süt verimine sahip olmaları, metan gazı üretiminin azaltılması ve üstelik daha karlı hale gelmeleri sağlanabilir.

Rasyonların kaliteli kaba yemlerden oluşturulması ve kaba yem oranının minimumda tutulması: Kaba yemleri parçalamakla görevli rumen mikroorganizmaları daha fazla metan üretimine yol açmaktadır. Bu nedenle yüksek verimli hayvan bakarak sindirim sistemi sağlığının el verdiği ölçüde az ve kaliteli kaba yem, yüksek oranda kesif yem kullanımı metan gazı üretiminde yüzde 17’ye varan oranlarda azalmasına katkı sağlayacaktır.

Rasyonlarda enerjinin kısmen yağ katılarak sağlanması: Yüzde 9’a kadar meta gazı üretimini azaltabilir

Rasyonlara alg ilavesi: Yüzde 67‘ye kadar metan üretimini azaltabilir.

Rasyonlara tanen ve esansiyal yağ katılması: Metan gazı üretimini azaltabilir

Sığırlar insan yiyeceğine ortak oluyor mu?

Sığırlar sahip oldukları rumen ve orada yaşayan mikroorganizmalar sayesinde besin ihtiyaçlarının çok büyük bir kısmını insan tüketimine uygun olmayan yem maddelerinden sağlayabilirler. Ancak son 50 yılda yaşanan genetik ilerleme sonucunda hayvanlardan yüksek miktarda süt ve et alınmaya başlamasıyla birlikte, ister istemez hayvan beslemenin yönü entansif yetiştiriciliğe doğru kaymıştır. Bu bağlamda da sulu tarıma uygun ve kaliteli toprağa sahip tarlalarda hayvan yemi üretimi, başta silajlık mısır, mısır, yonca üretimi şeklinde yapılmaktadır. Bu yem maddelerinden silajlık mısır ve yonca insan tüketimine uygun olmamakla birlikte yetiştirildikleri yerde insanlara uygun yiyecek maddeleri üretilebilir. Öte yandan sığırlar tüketmiş oldukları et ve süt gibi çok kaliteli gıda maddelerini çok düşük değerlikli yem maddelerini yiyerek sağlamaktadırlar. Dolayısıyla konunun artı ve eksi yönleri ile görülmesi gerekir. Bir yandan kaliteli gıda üretimi, diğer yandan insan gıdasına ortak olma durumu vardır. Ancak sığırlar, her ne kadar insan gıdasına, mısır yiyerek ya da insan gıdası üretimine uygun alanlarda üretilen yem maddelerini tüketme şeklinde ortak oluyorlarsa da üretmiş oldukları et ve süt ile insanlara bu ortaklığın karşılığını ziyadesiyle vermektedirler. Bu esnada yapay et üretimi ile insanların bu tip bir ortaklığa artık zorunlu kalmayacağı görüşünün bugünlerde çokça konuşulur olması düşündürücüdür. Bu konu modern çağımızda hızla gerçeğe dönebilir. Ama ortada da hayvancılık üzerinden geçinen çok büyük halk kitleleri vardır ve bu kitlelerin kısa sürede başka sektörlere kaydırılması mümkün değildir. Bu noktada insan gıdasına doğrudan ya da dolaylı yoldan ortaklığını azaltabilmek için belki bu hayvanlar için hazırlanan rasyonlarda kuru tarım yapılan yerlerde yetişen yem maddelerinin daha ağırlıklı (arpa, ayçiçeği silajı, tahıl hasılları gibi) olarak kullanmak yararlı olabilir.

Bu tedbirler çokça metan üreten düşük verimli hayvanlar yerine daha az sayıda yüksek verimli hayvanlar yetiştirerek daha fazla ürünün hem daha karlı hem de daha az metan salınımı ile üretilmesi olabilir. Bu şekilde insan gıdasına ortak olma durumu da belli ölçüde azaltılabilecektir. Yine sığırlara uygulanan rasyon içeriklerinin kuru tarım yapılan tarlalardan sağlanma oranının artırılması bu konuya katkı sağlayabilir.

 

 

 

 

 

 

 

KÜLTÜR-SANAT

YAŞAM

EDİTÖRDEN