AYHAN AYDEMİR

YAZARLAR

Sevgisizlik üzerine

Günlerdir bir sokak köpeğine yapılan kumpası konuşuyoruz…
Boji’ye kumpas ters tepti…

Fazla uzatmadan sevgili Barış Kaşıkçı ağabeyimin paylaşımını aktaracağım…

Barış Kaşıkçı’nın dediği gibi Boji köpeğe kumpas, Dostoyevski’nin ünlü hikayesini hatırlattı…
Herkesin huzursuz ve şikayetçi olduğu günümüzün belki de en büyük sorunu budur…

Sevgisizlik ve kötülüğü hak görme…
Boji’ye kurulan kumpasın ardında da sevgisizlik ve kötü bir ruh halinden başka ne olabilirdi ki?

İstanbul’un ilçelerini toplu taşımayla gezdiği görüntülerin çıkmasının ardından popülerleşen Boji, İBB tarafından koruma altına alınmıştı…

Sosyal medyada Boji’nin tramvaya tuvaletini yaptığı iddia edildi…

Boji’nin olay günü barınakta olduğu belirlenirken, kamera görüntüleri de gerçeği ortaya çıkardı, dışkının kim tarafından konulduğu sorusu sosyal medyanın gündemine oturdu…

xxx

Boji’ye kumpas ters teperken, Dostoyevski’nin ‘Ölü Bir Evden Hatıralar’ romanında yer alan ünlü hikayesi akla geldi…

Ölü Bir Evden Hatıralar, Dostoyevski’nin, Omsk’taki bir çalışma kampında yaşadığı dört yıllık kürek mahkûmiyetinin buruk bir hediyesi…

Dostoyevski’nin 1854 sonunda Omsk’tan ayrıldıktan kısa bir süre sonra kaleme almaya başladığı ve 1860-1862 yılları arasında Vremya (Zaman) dergisinde tefrika edilen Ölü Bir Evden Hatıralar, yazarın hapiste yaşadığı korkunç deneyimler, tanıştığı mahkumlar ve gardiyanların zalimliğinin kağıda düşülmüş bir kaydı…

Romanın baş karakteri Aleksandr Petroviç Garyançikov, karısını öldürmek suçundan girdiği hapiste ‘iyi’ ve ‘kötü’nün hızla değişmesini ve birbirine girmesini izlerken, hapishane şartlarında insaniyetin düştüğü elim durumlara şahit olur…

Serbest bir sicimle birbirine tutturulmuş bu anılar aynı zamanda Rus hukuk ve ceza sisteminin bir eleştirisi niteliğini taşır…

Modern edebiyatta bundan daha iyi bir kitaba rastlamadım; bu söylediğime Puşkin de dahildir. Dostoyevski’ye ona bayıldığımı söyleyin” diyen, Lev Nikolayaviç Tolstoy’dur…

Gelelim o alıntıya…

Yazar, buradaki hayatından önce halkı, insanları tanıdığını düşündüğünü ama yanıldığını hapis yıllarında anladığını belirtir…

Dostoyevski, ‘kara halk‘ olarak tanımladığı bu kitleyle karşılaştıktan sonra, insanları çözümlemeye ve iç dünyalarının derinliklerine inmeye başlar…

xxx

Peki Dostoyevski’nin deneyi neydi?

Sürgündeki Dostoyevski, hapishanedeki bir köpekle, insan ilişkileri üzerine gözleme dayalı bir deney yapar…

Köpeği takibe alır ve yanından geçen her mahkumun onu tekmelediğini gözlemler…

İlginç olan şey, köpeğin mahkumlardan kaçmaması ve yanına bir mahkum yaklaştığında eğilerek, tekme pozisyonu almasıdır…

Köpeğin yanından geçen her mahkum onu tekmelemekte, köpek buna tepki vermemektedir…

Dostoyevski de bir gün köpeğe yaklaşır, başını okşamaya başlar…

Köpek bir süre şaşkın şaşkın baktıktan sonra, hızla yanından uzaklaşır ve acı acı havlar…

Önüne gelen mahkumun tekmelediği köpek, o günden sonra nerede Dostoyevski’yi görse ondan kaçar ve ona bir daha yaklaşmaz.

xxx

Bu durum bize her zaman kötülük görenin sevgiyi gördüğünde ona uyum sağlamakta zorlanacağını, hatta oradan kaçacağını gösterir…

Herkesin huzursuz ve şikayetçi olduğu günümüzün belki de en büyük sorunu budur…

Sevgisizlik ve kötülüğü hak görme…

Boji’ye kurulan kumpasın ardında da sevgisizlik ve kötü bir ruh halinden başka ne olabilir ki?

 

 

Yazarın Diğer Yazıları