DENİZ DİNÇER

YAZARLAR

İlk buluşmayı geçme rehberi

İkili ilişkiler…
Çağın ruhsal kanseri maalesef ikili ilişkiler oldu. Defalarca söylediğim gibi her ortamda “Deniz ne yapalım?” a maruz kalıyorum. Asla bir maruz kalma değil aslında ben de dinlemeyi ziyadesiyle seviyorum. Ne enteresandır ki terzi asla kendi söküğünü dikemiyor ama terzinin diktiği sökükler de revizesiz kullanılıyor.
O yüzden “Sen kendine bak.” diyecekseniz, demeyin ben zaten kendime bakıyorum. Kendime bakarken de sağı solu kontrol etmeyi asla ihmal etmiyorum, çünkü ben kahrolası bir kontrol bağımlısıyım.
Son zamanların popüler serzenişi ilk buluşmaların başarısızlığıymış, kendi arkadaşlarımın arasında yaptığım bir ankette bana başarısız ilk buluşma deneyimleri paylaşmam gerektiği iletildi ve onayladı.
Kim ne kadar hazır ki?
Mesela ben asla hazır olmam ve en saçma sapan kıyafetlerimle giderim. Karşımda tanıdığım biri olsa bile aşırı hazırlıklı olduğumu hissettirmekten nefret ederim. Sürekli konuştuğum için tam tersi bir kimliğe bürünüp boşluğu izleyen bir büste dönüyorum. Soğuk algılandığımı biliyorum ama bunu durduramıyorum. Konu açma fikirleri aklımda matrix gibi aksa da sorulan sorulara bile ters ters cevaplar veriyorum.
Yaptığım en dramatik şey ise yemek istediğim şeyi yemek yerine en az yediğimi gösteren şeyi seçmekti sanırım. O buluşmamda sürekli spordan ve sağlıklı yaşamdan bahseden bir junkye denk geldiğim için neredeyse su içip kalkmıştım. Eve döndüğümde midem gurulduyordu.
Kendimi nasıl rahat hissederim diye çok sorguladım. Cevap hiçbir zaman kendimi rahat hissedemeyeceğim kanısıyla sonuçlandı. Utangaç olduğum için karşı tarafa es vermeden duvarlar örüp, sinir sistemini yıpratana kadar kendimi geri çekiyorum, beden dilimin gerginliği ve yüzümdeki alaycı ifadeden dolayı muhtemelen küçük dünyaları ben yarattım tavrımla ikinciye varamıyorum.
Peki hiç mi yok tam tersi?
İşte beni üzen kısmı da bu. Benim aksime her şeyi doğru yapan, doğru giyinen, doğru yemeği seçen, hasbihalin dibine vuran, hoş sohbet, anlayışın vücut bulmuş halleri de ikinci raunda geçemediklerini söylüyorlar.
Kim haklı? Kim doğru?
“Bu süreci nasıl geçeriz?” uzman değilim ama bir şeyden eminim, arka arkaya olan hiçbir görüşmeden yüksek performans alamazsınız. Genel sorun şu ki sürekli deniyoruz. İnsanoğlu durmadan, yılmadan, asla pes etmeden sürekli deniyor. Yalnız kalma fobisiyle önüne gelen her insanla görüşmeye çalışıyor.
Doğru insana ulaşana kadar çekilen her çile de mubah sayılıyor. YOK ÖYLE BİR ŞEY.
Üzerinizde bir gömlek var ve hava 29 derece. Bir gömlek daha giyiyorsunuz. Bir gömlek daha, bir gömlek, bir gömlek… Bu böyle sürüyor da gidiyor.
“Ben şu köşede durayım, bir dinleneyim, hatam nerede bir göreyim, ne istediğimi biliyor muyum?” bunları sadece arkadaş ortamlarında havalı havalı konuşurken dile getiriyoruz ama ne kalben ne de fiziken asla bunu uygulamıyoruz.
Yazının adını bu yüzden ilk buluşmayı geçme rehberi koydum. Çünkü içinizdeki heyecanın o kadar farkındayım ki “Haydi hayatımda bir an önce biri olsun!” hayır olmasın.
Önce bir ilk buluşmaya gidecek kadar karşınızdaki insana hazır mısınız emin olalım istiyorum. “Eski ilişkilerimizin travmalarını atlattık mı? Birilerini yara bandı mı yapacağız yoksa hak ettikleri değeri mi vereceğiz? Karşımızdaki kişi beklentilerimizi karşılıyor mu?” bu soruları kendinize sormadan o ilk buluşmayı gerçekleştirmemeliyiz. Özellikle sık gördüğüm yara bandı mevzusu yüzünden kendisini berbat hisseden insanlardan yıldım, bıktım. Çünkü kafasındaki problemleri çözmeden başka birini daha hayatına almaya çalışmak tekrar bir gömlek giymekten öteye gitmiyor ve o 29 derece 129 derece gibi hissediliyor.
Bir önceki ilişkinizde yaptığınız hataları gözlemleyip, ortaya koymadan bir sonraki ilişkiye hazır olmanız neredeyse imkânsız.
“Aradığımı buldum. İlk görüşte âşık oldum.” ÜZGÜNÜM BÖYLE BİR ŞEY OLMAYACAK, KENDİNİZİ KANDIRMAYIN. İnsan psikolojisi o kadar seri harekete geçen bir yapıda değil ve maalesef kendimizi kandırma sürecinde yaşadıklarımız her sonraki ilk buluşmaya sirayet ediyor.
Burası Avusturalya değil siz de kanguru değilsiniz. Zıp zıp zıplamayın. Kırın dizinizi bir oturun. Kendi yalnızlığınızla yüzleşmeyi öğrenin. Döngü hep aynı farkında değil misiniz ya?
Ben bunu kendimle oturup konuştuğumda kendime inanamadım. Bir kişiyi unutmak, aşmak için farkında olmadan kaç kişiyle görüşmeye çalıştığımı fark ettiğimde “SAĞLIKSIZSIN.” dedim ve tabii ki olgunlukla karşılamadım. Müdahalelerin ilk aşaması inkardır, bunu hepimiz biliyoruz.
Ben de inkâr ettim…
Bir ilk buluşma gerçekleştirecekken inkarımın faydasız olduğunu görüp, karşı tarafa nazikçe böyle bir şeye hazır olmadığımı söyledim. Aşırı eleştiri aldım, arkadaşlarım tekrar mesaj attırdı, çok ayıp ettiğimi falan söylediler de ben yine kendimi frenlediğim için içten içe gurur duyuyorum. O ilk buluşma gerçekleşmedi. İyi ki de gerçekleşmedi. Muhtemelen çok tatsız ve yanlış olacaktı. O an herkes etkilenmiş gibi davranacaktı ama sonrası meçhule yönelecekti.
Doğruysa tekrar karşılaşırız merak etmeyin. Tüm arabesk toplumların sahip olduğu bir güce sahibiz; “HAKKIMIZDA HAYIRLISI. HAYIRLIYSA OLUR.”
Bu iki cümle var ya Ortadoğu’daki hiçliğin özgüvenidir. Beceremediysek ya da başaramadıysak “Ay demek ki hayırlısı değilmiş.” deyip geçiyoruz.
Ancak şu da var ki bazen de gerçekten akışa bırakmak zorlamaktan daha mantıklı geliyor. Batı’da da Murphy Kanunları ile özdeşleştiği için kendimize her ilk buluşma başarısızlığında bir bahane üretebiliriz.
Ama başarısızlığımızın sebebini karşı tarafa yüklemek yerine de takkeyi önümüze koyup nelerde kusurumuz olduğunu da gözlemleyebiliriz.
“İyiler iyilerle nasıl karşılaşmıyor, herkes aşkı ararken niye herkes günlük ilişkilerin peşinde?” gibi sorularınızın da cevabı sanırım yazının içinde gizli. Çünkü herkes iyi ve iyilerle karşılaşıyor ama iyi olduğunu hissettiği anda değil iyi hissetmek için kendini zorladığı anda zorla karşılaşmaya çalışıyor. İlişkilerin günlük olmasının sebebi de geldik bari elimiz boş dönmeyelim mantığı.
Markete ekmek almaya gidip bir poşet ıvır zıvırla çıkma mantığı da aynı değil mi? boş yere ihtiyacımız olmayan şeyler yaşayıp sonrasında çürüyenleri çöpe atarken “Ulan Afrika’da aç çocuklar var.” pişmanlığı yaşıyoruz.
İlk buluşmalarınızın başarılı geçmesini istiyorsanız işe kendinizi eleştirmekten başlayın ve ne olursa olsun hazır olmadığınız hiçbir hareketi yapmayın.
Bu işin bir sırrı yok, rehberi de yok.
Bu işin tek sırrı hazırlığı tamamlamak. Bunu da bir süre kendinizle kalarak becerebilirsiniz…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları