PERRAN SÖĞÜTLÜ

Danışman Psikolog/Aile Danışmanı
Çift Terapisti

YAZARLAR

İçimdeki derin sızı

“Gökyüzü gibi bir şey bu çocukluk hiçbir yere gitmiyor” demişti Edip Cansever. Sanırım biz psikologların da en sevdiği ve çok sık kullandığı benzetmelerden de bir tanesidir.

Çocukluk yaşantımızdaki ebeveyn davranışları, içine doğduğumuz aile ortamı, sosyal çevremiz, anne babalarımızın ruh halleri, biyolojik ve genetik faktörler derken, normal olduğumuz düşüncesi ile bugünlere geliyoruz.

İnsan canlısı, dünyaya geldiğinde zayıf ve güçsüz bir varlıktır, öteki olmadığında uzun bir süre hayatta kalması imkansızdır. Yaşamak için birinin varlığına ihtiyaç duyar. Büyüme evresinde ise sahip olduğu güçsüzlükten kurtulmaya, eksik olduğu her ne ise tamamlamaya, zaman içinde de kendini aşarak, kusursuz bir varlık olmaya çalışır. Sahip olduğu bu eksiklik duygusu, kişinin birey olma çabasında motivasyonunu sağlar. Fiziksel, bireysel, sosyal gelişimi için gerekli bir duygudur. Ancak, benim gördüğüm kadarı ile eksiklik ve değersizlik duygusu, birbirine karıştırılan iki kavram olmuş. Eksiklik duygusu; bireyin kendisini geliştirmesi için doğuştan gelen normal bir duygudur. Değersizlik duygusu ise bireyin doğduktan sonra içinde bulunduğu koşullarla oluşan bir çeşit savunma mekanizmasıdır ve normal değildir. Bu kişiler, çocukluklarında fazlasıyla eleştirilmiş, ihmal ya da istismar edilmişlerdir. Çoğunlukla algıları güçlüdür, sadece kendi yaşadıkları travmatik olaylardan değil, aynı zamanda ebeveynlerinin çaresizlik ve yetersizlik duygularından da etkilenmişlerdir.

Değersizlik duygusunu yaşamak kolay değildir, kişi bununla baş edebilmek için bilinç dışı davranışlar geliştirir. Bu kişilerdeki en belirgin özellik, aşağılık komplekslerinin olmasıdır. Her daim kendilerini kanıtlamak, ispatlamak çabasındadırlar. Yeni bir ortama girdiklerinde, yeni bir işe başladıklarına, kendilerini göstermek, fark edilmek için azami bir gayret gösterirler. İhtiyaçları olan besin, iltifat ve onaydır. Bu besini almadıklarında, motivasyonları düşer, kendilerini değersiz ve yetersiz hissederler. İltifat ve onay almadıklarında hissettikleri boşluk ve mutsuzluktur. Böyle durumlarda ortama olan ilgilerini de kaybederler. İltifat ve onay bu kişiler için bir çeşit koltuk değneği görevindedir. Kendilerini onaylayan, alkışlayan insanlara doğal bir çekim duyarlar. Ancak, kendilerine ilgi gösterilmediğinde, beğenilmediklerini veya fark edilmediklerini düşündüklerinde, insanların iyi ve olumlu duygularını kazanmak için, normalin üstünde bir gayretleri vardır. Ne yazık ki, kendilik değerlerinin iyi olması, başkalarının onayına, kabulüne, ilgisine ve sevgisine bağlıdır. Yeni tanıştıkları insanlar, yeni girdikleri ortamlar, fethedilmesi gereken bir ülke gibidir. Bulundukları ortamın en gayretlisi, en çalışkanı, en sevimlisi, en iyisi olmaya çalışırlar. Bunu başardıklarını düşündüklerinde, sakinleşirler ve kendilerini iyi hissederler. Bu kişiler sıklıkla değişik sosyal ortamlara girmek istemezler, kendi güvenli alanlarında kalmayı tercih ederler. Çoğunlukla fedakâr insanlardır. Eşleri ve çocukları söz konusu olduğunda, tüm dünyanın onların etrafında dönmesinin hiçbir sakıncası yoktur. Ailelerine yaptıkları fedakarlığın temeldeki amacı da yine değer görmektir. Bu tür kişiler çoğunlukla istismara çok açıktırlar. Bu ihtiyacı veya duygu durumunu fark eden talepkar bir eş, çocuklar ya da ebeveyn tarafından istismar edilmesi en kolay kişilerdir. En belirgin özelliklerinden biri, gerçek bir yakınlık kuramamalarıdır. Sizin ile arasında hep bir duvar vardır. Ketumdurlar, kendileri ile ilgili paylaşım yapmayı, sorunlarını anlatmayı sevmezler. Yaşadıkları her şeyi, kendi değersizlik duyguları üzerinden okudukları için, başka insanların da kendilerini koşullu sevdiklerini ve samimi olmadıklarını düşünüp kendilerini geri çekerler.

Değersizlik duygusu ile yaşayan kişiler, davranışlarının altında yatanın ne olduğunu genellikle bilmezler. Ama öyle bir an gelir ki değer görmek için, etraflarındaki insanların taleplerini karşılamaya çalışmak yorar, ne kadar gayret etseler de içlerindeki o boşluk duygusunu dolduramazlar.

Kendilerini sevmeleri ve değerli hissetmeleri için yapmaları gereken ilk şey, kendileri ile ilgili yüzleşmeyi yapmalarıdır. Hepimizin içinde, kırılmış ve incinmiş bir çocuk var. Yetişkin yaşamamızda bunu farklı şekillerde yaşıyoruz. İçimizdeki kırılmış ve incinmiş çocuğu iyileştirmek ise bizim elimizde.

Sevgiyle kalın…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları