İLKİM YİĞİT

Kıdemli Çevre Danışmanı
Atık Yönetimi Uzmanı

YAZARLAR-HAFTA SONU

Çevre sorunlarında kadınların rolü

İklim krizi bugün artık çevre sorunu olmaktan daha çok, ülkelerin sosyo-ekonomik kalkınmasını olumsuz etkileyen küresel bir sorun olarak kabul ediliyor. Son dönemde yaşanan çevre felaketleri ve iklim krizinin etkilerinin daha da fazla hissedilmesi, konunun farklı boyutlarıyla ele alınmasını da sağlıyor.

Hem dünyada hem de ülkemizde çevresel sorunların medya ve siyaset dünyasında giderek daha çok önem kazanmasına paralel olarak dünyanın çeşitli bölgelerindeki çevre örgütleri, kadın örgütleri ile hareket ederek bu konuya daha kapsamlı yaklaşmaya başladı. Çeşitli etkinliklerle, özellikle uluslararası platformda kadınların sesine kulak verilmesini sağlamak ve toplumsal cinsiyeti dikkate alan bir iklim politikasını gündeme getirmek için kadınlar artık daha fazla çaba gösteriyor.

Kadınlar ve erkekler üstlendikleri toplumsal roller itibariyle iklim değişikliğinin sonuçlarından farklı ölçüde etkilenir. Doğal kaynakların birincil kullanıcıları olmaları ve toplum tarafından yüklenen geleneksel rolleri nedeniyle kadınlar, tehdit altında olan kaynaklara daha bağımlı durumdadırlar ve iklim değişikliğinin neden olduğu doğal afetlerin yarattığı sonuçlardan maalesef daha çok etkilenirler. Ki buna zaten “İklim Adaleti veya Adaletsizliği” diyoruz.

Gelecek kuşakların düşünülmesi ve yaşamın devamlılığının sağlanması sorumluluğu açısından kadınlar her zaman ve her yerde daha “duyarlı” ve “etkili” konumdadır. Bu noktada amacım; çevre konusu üzerinden kadını yüceltmek değil, içinde bulunduğumuz ve yakın gelecekte karşılaşacağımız çevre sorunlarını, kuraklığı veya alınacak kritik kararları toplumun daha iyi anlaması için pozitif ayrımcılığın yapılması gerektiğini vurgulamaktır. Kadınların deneyimleri ve yetenekleri ile duyarlılıkları çevre ve kalkınma politikaları oluşturulurken dikkate alınması ve kamuoyu bilinçlendirmesinde pozitif ayrımcılığın yapılması olumlu sonuçlar doğuracaktır.

Hatırlayalım; özellikle Karadeniz kadınlarının yöredeki doğa tahribatına karşı verdiği mücadeleye hepimiz tanık olduk. İkizdere’de ağaçlarına sarılan kadınları unutmayalım. Bu konuda ifade edilen en vurgulayıcı husus; doğayla bütünleşenin aslında kadınlar olmasıdır.

Fakat günümüze kadar bakıldığında kadınlar, çevre yönetimi ve doğal kaynakların korunması ve iyileştirilmesi amacıyla siyasi oluşumlarda ve idari karar alma mekanizmalarının çeşitli aşamalarında maalesef yeteri kadar yer alamıyor.

AB sürekli bu konularda önlemler alırken biz de artık çevreyi meclis komisyonlarında, genel kurullarda daha fazla konuşmaya başladık. Komisyon görüşmelerine ve meclis genel kurul kürsü konuşmalarına takip ettiğimizde çevrenin siyaset üstü, partiler üstü bir konu olduğu anlaşılıyor…Çevre; yalnızca bugünün bir sorunu da değildir. Küresel ve kapsayıcıdır. Herkesin sahiplenmesi ve çözüm bulması gereken bir konudur.

Ve artık biliyoruz ki; çevre sorunları üç beş elit, zengin kesimin konuştuğu veya politika ürettiği bir konu değildir… Yalnızca ağaç dikmek veya yeşili sevmek ile de olmuyor. Hatta yıllardır, iklim değişikliğini kutup ayılarının sorunu zannettik.  Patates ve soğan fiyatındaki artış, artık yiyemeyeceğimiz meyvelerden bahsedilmesi ile iklim krizini bağdaştıramıyoruz hala…Çevre sorunlarının yıllardır sosyal sorumluluk projeleri ile çözülmediğini de görüyoruz.

İklim krizi, atık sorunları, geri dönüşüm yanılsaması ülkemizin artık beklemeye tahammülü kalmayan, kronik sorunları haline gelmiştir. Benim bu noktada görmek istediğim; çevre politikalarını sonuna kadar savunan, üretici lobisine boyun eğmeyen ülkemizin tüm doğal kaynaklarına sahip çıkan bir kadın politikacı…

Dese ki; “Ben çocuklarımın ve torunlarımın daha sağlıklı bir çevrede yaşamasını istiyorum. Kadınların, yakın gelecekte iklim krizinden daha az etkilenmesini istiyorum.”

Şimdi soruyorum size: Kadının üstlendiği roller ve iç güdüsü ile savunulan politikalar gerçekten daha samimi ve güvenilir olmaz mı?

Yazarın Diğer Yazıları