PERRAN SÖĞÜTLÜ

Danışman Psikolog/Aile Danışmanı
Çift Terapisti

YAZARLAR

Biz ayrılamayız

İlişki dinamikleri açısından bakıldığında bağımlı olmak ve bağlı olmak çok karıştırılan, oysaki birbirinden tamamen farklı içerikleri olan kavramlardır. Biri sağlıklı olanı, diğeri ise sağlıksız olanı içeren duygu, düşünce ve davranışlardan oluşur.

Sağlıklı olan ilişkide bağımlılıktan bahsedemeyiz. İkili ilişkiler güven üzerine kurulmuştur. Yaşam da sırt sırta, el ele, kol kola yürür mücadele eder, eğlenir, gülerler. Birbirlerinin özelliklerine, özgür alanlarına, iradelerine saygılı ve anlayışlı bir tutum içerisindedirler. Bu ilişki içerisinde kuşku ve kıskançlık yoktur. Çünkü benlik algıları güçlüdür. Bu sebeple de kendilerini yeterli ve değerli hissederler. Aynı duyguları partnerleri için de düşünürler. Dinlemek, anlamak, kavramak için tüm iletişim kanalları açıktır. Her daim nazik, dikkatli, samimi ve doğaldırlar. Özellikle üsluplarına çok dikkat ederler. Ses tonlarına, kullandıkları kelimelere özen gösterirler. Bütün bunları yaparken, yani karşı tarafı anlamaya ve kavramaya çalışırken kendi ihtiyaç ve beklentilerini de aynı dürüstlük ve samimiyetle ifade etmekten çekinmez ve ertelemezler. Çiftler arasında problemlerin olmasının normal olduğunu, her ilişkide çatışma olmazsa asıl o zaman bir sorundan ya da ilişkisizlikten bahsedileceğini bilirler. Sorun çözme becerileri gelişmiştir. Eğer ki birbirlerine yetemediklerini, sevmediklerini ve ilişkiye devam noktasında isteksiz olduklarını düşünüyorlarsa da birbirlerini zorlamadan, yormadan ayrılmayı göze alırlar. Elbette arzu edilen, hayal edilen, istenilen bir ilişkidir çünkü zemini bağlılık üzerine inşa edilmiştir.

Ne yazık ki her ilişki başlangıcından itibaren bağlılık üzerine kurulmaz. Sağlıklı ilişkinin tam tersi olan bağımlılık temelli ilişkilerde olduğu gibi. Bağımlı ilişki kavramın kendisinden de anlaşılacağı üzere olumsuz ögeleri içeren bir durumdur. Kontrolcülük, kuşkuculuk, kıskançlık, takıntılı düşünceler, yakınlık kurmada sıkıntı, öfke, kaygı, terk edilme korkusu, ekonomik yetersizlik gibi olumsuz duygu, düşünce ve koşulların esir aldığı bir ilişki modelidir.

Kişilerin yetiştirilme tarzı, aile ortamları, kişilik yatkınlıkları ilişkilerin belirleyici ve en önemli faktörleridir. İhtiyaçları zamanında karşılanmış, sevgi ve şefkatle büyümüş bir bebeklik ve çocukluk dönemi önemlidir. Aile içerisinde çocuğa verilen değer, gösterilen saygı, aile bireylerinin çocukla ve birbirleriyle kurdukları olumlu iletişim ve etkileşim, haklarının ve sorumluluklarının net olarak belirlendiği, çocuğun kendini güvende hissettiği bir ortamda büyümesi, kişilik yapılanmasının temelini oluşturur. Bunun tam tersi durumlarda aklınıza hemen şiddet gelmesin. Anne babalar bazen sevgi adına aşırı koruyucu yaklaşımlarda bulunur, çocuğun tüm ihtiyaçlarını yerine getirir. Orta okula gelmiş bir ergene yemek yediren gördüm. Bunlar bilinçsizce yapılan kötülüklerdir. Bu tür yaklaşımlar çocuğun duygusal ve sosyal olarak büyümesine, bağımsız bir kişilik geliştirmesine engel olur. Bu çocuklar yetişkin yaşamlarında birine yaslanmadan, destek almadan hayatta var olmakta zorlanırlar. Kendi sorumluluklarını dahi karşı tarafın gidermesini isterler. Bağımlı kişilikler olarak önce ebeveynlerine, arkadaşlarına yaslanır potansiyellerini ortaya koyamaz, ikili ilişkilerde de bağımlı olan taraf olurlar. Kalabalık ailelerde de çocuklar bağımlı kişilikler geliştirebiliyor. Kalabalık ve telaş içerisinde çocuk kendini ifade etmekte zorlanır, ihtiyaçları ertelenebilir, ailenin var olma mücadelesi sırasında çocuk birey olarak duygusal ve sosyal gelişiminde sıkıntı yaşar ve kendini değerli hissetmez. Sonrasında kendine değer verdiğini düşündüğü ihtiyacı olan saygınlığı aldığını sandığı birisine bağlanır. Çoğunlukla sorunların başlangıç sebebi de bu bağımlılıktır. Bağımlı kişilikler ve ilişkiler her iki taraf için de zorlayıcıdır. Kontrolcü, kuşkucu, kendine güveni olmayan, sürekli talepkâr ve tam teslimiyetçi bir partnerin duygularını anlayıp, onu sakinleştirmek mutlu etmek zordur. Pohpohlanmayı sevgi zanneden bir eşten gözünüzü ayırmanız onu sevmediğinizi düşündürürken, yalnız kalmaktan korkan kıskanç bir eş de size olan bağımlılığı yüzünden dünyayı zindan edebilir.

İşin en kötü ve ilginç tarafına gelirsek, bu olumsuz duygu, düşünce ve davranışlardan ibaret senaryonun zaman içinde gerçeğe dönüşmesidir. Zaten insan canlısı, olumsuzun üzerinde durma eğilimindedir. Bu beynimizin bizi güvende tutmaya çalışmasının bir sonucu olsa da uzun vadede ilişkinin onarımına bir katkısı olmaz. Ayrıca bağımlı olan taraf manipülasyona ve istismara açık olan taraftır. Partneri ne yaparsa yapsın ayrılık kararı alamaz. Eşiniz ya da sevgiliniz sizin bağımlılığınızı fark ettikçe daha rahat hareket etmeye, pervasızca ve fütursuzca davranmaya devam eder, çünkü kaybetme korkusu yoktur. Kişi gittikçe daha çok saygısız, samimiyetsiz ve bencil olur. Sizi o ilişkide tutan sebep her neyse devam ettiği sürece bağımlılığınız ve size yapılan istismar da sürer.

Bütün bu saygısızlığa ve sevgisizliğe rağmen bağımlı olan taraf ayrılık kararını alamaz. Bu ilişkide kalabilmek için bin bir türlü bahanesi vardır. Ne onunla ne onsuz yapabilir. Olmadığında yorgun, mutsuz ve enerjisi tükenmiş, toplum içinde çıplak kalmış gibidir. Olduğunda ise hem ona ve yaşattıklarına hem de kurtulamadığı için kendine kızgındır.

Bu durum umutsuz ve çaresiz gibi görünse de her şeyin bir çözümü var. Nedeni ve çözümü ise ilişkinin başlangıç sebebinde ve sizin benliğinizde saklıdır. Korkularınızla, yetersizliklerinizle yüzleşmek ve sonucunda bir seçim yapmak gerekir.

Sevgiyle kalın, esen kalın…

 

Yazarın Diğer Yazıları