PERRAN SÖĞÜTLÜ

Danışman Psikolog/Aile Danışmanı
Çift Terapisti

YAZARLAR

Kör kuyularda merdivensiz kalmak

Birkaç yıl önce Cumhuriyet Gazetesi bir muhabirini haber yapmak için göndermişti. Muhabir arkadaşla sohbet ederken konu evliliğe geldi; “Perran Hanım biraz da evliliğe değinebilir miyiz?” deyince, ben de “mutlu evliliğin formülü” diye aklıma gelenleri sıralamıştım.

Haber yayınlandıktan sonra anneannem arayıp sitemkâr bir dil ile “Evladım, madem formülü biliyorsun …’na neden söylemiyorsun, çok sıkıntıları var” demişti. O konuşmadan sonra epey bir eğlenip gülmüştük. Anneannem gibi evliliğin ne olduğunu bilen birinin bile çaresiz kaldığında mucizelere ihtiyaç duyması ya da sığ formüllerden medet umuyor olması kolaycılığı ne kadar sevdiğimizi gösteriyordu. Oysa emek vermeden ne yemek yapılır ne de yediğiniz yemeğin bir anlamı, tadı, tuzu olur.

İlişkilerin, evliliklerin formüllerle anlatılamayacak kadar derin ve çok çeşitli dinamikler içerdiğini, çift terapisti olarak bizzat deneyimleyerek gören biriyim. İnsan canlısı kimilerine göre basit bir varlık olsa da karmaşık bir canlı türüdür, birey kimliği, kişiliği, mizacı, duyguları, yaşadıkları, travmaları, içine doğduğu ailesi, anıları, sevdikleri, sevmedikleri ile bir ilişkiye başlarken kendisini oluşturan her şey ile o ilişkide var olur. Benliğine ait sevmediği özelliklerini ilişkinin başlangıcında saklama eğilimindedir. İlk zamanlar her şey çok romantik olduğundan, bir süre için kişisel sınırlar belirsizleşir. Karşısındaki insanı da tanımak için bir gayreti hatta niyeti de yoktur çünkü yaşadığı hazza odaklanmıştır. Uçak havadadır ama inmek için tüm düğmeler kapalıdır.

 

Çift ilişkisi başlangıçta iki kişinin bir araya gelerek oluşturduğu sosyal bir varoluş biçimidir. Kişilerin bir ilişki içerisinde iken kendileri olarak var olmaları çok önemlidir. İlişkiye, yaşama bakış açısı, kendini ifade etme biçimi, karşısındaki insanı anlama, dinleme, empati kurabilme becerileri, başka insanlara olan nezaketi, kullandığı dil, ilişkinin ileriki dönemleri için net bilgiler verir.

Burada önemli olan bunlara ne kadar dikkat ettiğiniz ne kadarını görebildiğinizdir. Bu durumlar, kişinin şiddete yatkın olup olmadığını da gösterir. Partnerinizin duygu, düşünce ve davranışlarından bir çıkarımda bulunabilirsiniz. Çoğu insan, “İlişkinin başında böyle görünmüyordu, anlayamadım” dese de bilinçli bir farkındalıkla bu aşılabilir. Ancak çocukluk döneminde duygusal şiddet, tacizle büyüyenlerin yetişkin yaşamlarında bunun ayırımına çok zor vardıkları ne yazık ki bir gerçektir.

Şiddet denildiğinde akla ilk gelenin fiziksel şiddet olması nedeniyle, duygusal şiddet göz ardı edilir. Oysa ki şiddetin ilk evresi duygusal şiddetle başlar. Çoğu kişi çocukluk döneminden öğrendiği, yaşadığı tutum ve davranışların sağlıklı bir ilişkide olmaması gerektiğini çok sonradan anlıyor.

Fiziksel şiddette dışarıdan görülenler vardır, yüzsüz morarır, burnunuz kırılır, oysa duygusal şiddete uğradığınızda kırılan kalbinizdir, yok edilen benliğiniz olur. Anlaması da anlatması da çok güçtür. Eşler, sevgililer ilişkinin başında partnerin yaptığı her şeyi romantize etme eğiliminde olur. Giydiğinize, yediğinize, içtiğinize, görüştüğünüz arkadaşlarına dair her türlü bilgi edinmelerini ya da karışmalarını ilgi ve sevgiye bağlarsınız. Gün geçtikçe artan bu tacizler, yerini takıntılı takiplere bırakır. Yargılamalar, eleştirmeler, tehdit etmeler, küfür, duygularınızı yok saymalar, değersiz hissettirmeler, suçlamalar, aşağılamalar, alay etmeler, iletişimi kesmeler, baskı, korkutma, ihmal etme duygusal şiddettin en belirgin özellikleridir.

Başlangıçta sevildiğinizi, korunduğunuzu düşündüğünüz bu davranışlar, ileride kâbusunuz olacaktır, çünkü şiddet tam da böyle bir şeydir, artarak devam eder. Duygusal şiddetin ardından ise çoğunlukla fiziksel şiddet gelir.

Emeksiz yemek olmaz demiştik, her şey de olduğu gibi ilişkiye emek vermek gerekir. İlişkinin gelişebilmesi kişilerin gayretine, niyetine, bilinçli davranışına ve bilinçli farkındalığına bağlıdır, ancak ne için çabaladığınız önemlidir. Şiddet kullanan bir partneriniz varsa, öncelikle tedavi edilmesi gerekir çünkü bir ilişkide şiddeti kullanarak var olamazsınız, şiddetin azı, çoğu yoktur. Böyle bir parteriniz varsa sizin sabrınıza, aklınıza ve bilginize rağmen ilişkinizin iyi olmasının imkânı yoktur. Kendinizi böyle ilişkilerde tüketmeyin, yormayın, oyalamayın.

Sevgi dolu bir çift ilişkisinde az ya da çok duygusal şiddet olmaz. Çiftler arasında çatışma olur; bu kötü değil tam dersine ilişkiyi geliştiren de bir durumdur. Ama çatışma var olan problemi çözmek için karşılıklı beyin fırtınasını içerir, eleştirmek, suçlamak, aşağılamak, hükmetmek için yapılmaz. Her çatışmanızın sonu buraya geliyorsa, ciddi bir sorun var demektir.

İlişkilerde iki ayrı insanın tek bir insana dönüşmesi diye bir şey yoktur, ideal ilişki bu değildir. Kişinin kendilik değerlerini benlik saygısını kaybetmeden bir ilişki içerisinde var olması ile mümkündür. Bir ilişki içerisinde iken duygusal tacizin ne olduğunu bilmiyor olabilirsiniz, bu durumda hissettiklerinize kulak verin, iç sesinizi dinleyin. Eğer motivasyonunuz düşükse, cinsel isteksizlik, güvensizlik, korku, kaygı, yetersizlik, yaşama karşı bezginlik hissediyorsanız, duygusal şiddet mağduru olmanız büyük bir olasılıktır. Gelişiminize katkı sunan, ihtiyaçlarınızın farkında olan, kendine düşen sorumluluğu yerine getiren, yanında mutu ve güvende hissettiniz, huzur bulduğunuz insanlarla yola devam etmelisiniz, çünkü sevmek budur.

Duygusal şiddete maruz kalmak, kör kuyularda merdivensiz kalmaya benzer. Kimsenin sizi sahte sevgilerle oyalamasına, sınamasına, duygularınızı öldürmesine, yaşam sevincinizi tüketmesine izin vermeyin.

Sevgiyle kalın…

 

Yazarın Diğer Yazıları