SAFİYE ÖZŞENER

YAZARLAR

Hayal kurmayı neden bıraktık?

Coğrafyamızın öylesine sancılı bir zamanındayız ki..

Ellerinden alınan umutları, çalınan hayatları..

Çocukları ve gençleri..

Pessoa’ nın;

“Olduğum şeyle, olmadığım şey arasında.

Hayal ettiğim şeyle,

Hayatın beni yaptığı şey arasında..

Bir boşluğum..”

Dediği..

Hayal etmekten vazgeçtiği..

Yerde bıraktı..

Oysa

Ne demişti Einstein;

“Mantık sizi A noktasından B noktasına götürür, hayal gücü ise her yere..”

Her şey önce bir hayalle başlar..

Çünkü hayal kurmak;

Yaratıcı fikirleri ortaya çıkaran, geleceğe açılan kapılardır..

Soyuttur..

Düşünce ve duyguların gelecek için ön provayla canlandırılması..

Umuttur..

Ve en önemlisi..

Bedavadır..

Hayal kuramıyorsanız, nasıl yaşayacağınızı da bilmiyorsunuz demektir..

Gelişmiş ülkelerde gelecek; hayal etmek ve onları gerçekleştirmek üzere harekete geçenlerle ilerliyor..

Peki ya bizde?

“Dünyayı değiştireceğine” inanan..

Kendine güvenen..

Hayal kurabilen, fikrine inanarak savunan bir gençliğimiz var..

Var elbette ama..

Gençliğin hayal gücünün olanakları, toplumun olanakları ve çelişkileriyle çarpışmış durumda..

Hayal etmeniz engelleniyorsa,

Size dayatılan bir geleceğe mahkumsunuz demektir..

Oysa

Hayalle; benliğinin doruklarına ulaşabilen..

İçinde görmek ve yapmak istediklerini bütünleştiren bir geleceği yaratabilecek bir gençliğe sahibiz..

Gençlerin geleceğin dünyası için birbirinden harika fikirlere sahip olduğunu bildiğimiz gibi, var olan mevcut sorunlara çözüm odaklı paha biçilmez fikirler üretebildiğine tanıklık ediyoruz..

Ama..

Bu durum tanıklık etmemizle kalıyor..

Coğrafyamızda gençlik ve hayalleri adeta çelikten zincirlere çarpılıyor..

Hayal dünyaları kapatılıyor..

Yaşam onlara zindan oluyor..

Kaybettikleri umut duraklarında

Depresyona sürüklenen umutsuz gençlere evriliyor..

Hayalleri ellerinden alınmış bir coğrafyada..

Her gün aynı şeyleri; var olmak, yaşayabilmek adına yapan robotlaşan bir gençliğe..

Ertesi gün..

Ve bir ertesi gün daha..

Daralmış bir sarmal içinde..

Hayallerle;

Her yeni gün..

Yeni yeni ufukları keşfedebilecek bir gençliğin..

Solduğunu görüyoruz..

Kalbi mantığıyla çocukluğundan

Olmasını..

Olmamasını istediği şeyler hayal ederek ve gerçekleştirerek dış dünyaya açılan gençler..

Yönetenlerle farklı düşüncelerle yaşıyor diye..

Cezalandırılarak..

Nihayetinde hayalleri yok gibi davranmaya başlıyorlar..

Gerçek hayatta asla hayal etmedikleri sahte hallere bürünüyorlar..

Çünkü yaşamak zorundalar..

Tüm hayalleri bir anda..

Şiddete çarpıyor..

Hayalleri gerçek olmayacaksa yaşamın ne anlamı var ki..

Gençler soluğu vazgeçiş durağında alıyor..

Değerlerinin bilinmediği..

Masum insanların ezildiği..

Bir coğrafyada..

Gitgide agresif..

Sevgiyi tatmaktan uzak.

Günü birlik hayatlar yaşamaya başlıyorlar..

Yarınları;

Belirsiz bilinmezler içinde..

Endişe, kaygıyla dolu..

Artık..

Hayalleri küllerinden bile doğamayacak kadar yorgun..

Eziyet çektikleri bir coğrafyada..

Çabalıyorlar..

Bir öğretmen atanamadığı için atık kağıt toplamaya başlıyor..

Ama oda ne?

“Ekmek de yiyemezsiniz” diyerek..

Basılıyor..

Gözaltına alınıyor..

Sistemin karanlığına çarpıyor..

Bir başkası hayalini gerçekleştirmiş üniversite mezunu olmasına rağmen

Düşüncelerini hayata geçireceği alan bulamadığı için limon satıyor..

Bu sefer bu genç karanlık sistemin şiddet dolu sarmalına takılıp, ölesiye dövülüyor..

Barış, toplum sağlığıdır diyen bir doktor, güneşten mahrum bir demir kapı arkasına kilitleniyor..

Suçunun ne olduğunu dahi bilmeyen binlerce insan işinden bir gecede atılıyor..

Ama sistem onları atmakla yetinmiyor..

Hiçbir yerde işe giremeyecek kadar bir mimleme zincirine vuruyor..

Bu insanlar vakıf olmadıkları işlerde..

Eve ekmek götürme kaygısıyla çalışıyor..

İş kazalarında ölüyor..

Yetmiyor..

Ailesini, çocuğunu da cezalandırıyor..

Ailesi zulme uğrayan her çocuk..

Çocukça hayaller kurmak yerine..

Öfke büyütüyor..

Hayalleri için üniversite yoluna çıkmış çocuklar “barınamıyoruz” dediği için cezalandırılıyor..

Kendisi gibi düşünmeyen..

Ağzını açan herkesin..

Şiddet ve ceza duvarlarına çarptığı bir coğrafyada..

Çarpa çarpa..

Çocukların ve gençlerin hayalleri paramparça ediliyor..

Oysa

Kafalarının içindeki enkazları onararak..

Çiçek kaplı defterlere yazan milyonlarca çocuğumuz var..

Arkadan yese de sabah rüzgarını..

Bir kuş gibi süzülemeyeceğini bilse de gökyüzünde..

Ki, bazı sabahların birden dönebileceğini bir felakete bilse de..

Bunun bir gerçeklik olduğunu..

Bazı kişilerin başarısızlığının..

İnsana ait ve değiştirilebilir kusurlar olduğunu bilen..

Hiçbir şeyden korkmayan..

Milyonlarca gencimiz var..

Sadece

Onları..

Yeniden..

Hayal duraklarına taşıyacağımız bir sistemin inşasını..

Yeniden canlanabilecekleri..

Hayallerinin gerçeğe değeceği yerlerde..

Yeni yollar bulup..

Yeni yollarda..

Çoğalmayı bekleyen..

Peki ya biz yetişkinler

Hayal etmeyi neden bıraktık?

Ne zaman?

Nasıl vazgeçtik?

Nehirler ki içinde hayal gemilerimiz yüzer..

Hadi gelin..

Yeniden hayal kurmayı hatırlayalım..

Biz yetişkinler..

Geleceklerini borçlu olduğumuz..

Çocuklar ve gençlerimiz için..

Yeni bir yaşam düzeninin hayalini..

Yüksek sesle ve çokça isteyelim..

Bu gemileri okyanuslarla birleştirelim..

 

Yazarın Diğer Yazıları