PERRAN SÖĞÜTLÜ

Danışman Psikolog/Aile Danışmanı
Çift Terapisti

YAZARLAR

Canım kendim

Doğduğumuz andan itibaren, hayatın dikenli yollarında düşe kalka ilerleriz. Bu dikenler, bazen elimize ayağımıza, bazen de kalbimize batar. Ne yazık ki hayatın kendi doğal akışı içerisinde sorunsuz yol yoktur, hayat size dikensiz bir gül bahçesi vaat etmez. Dünyaya geldiğinizde, bazen öyle evlere doğarsınız ki, ebeveynleriniz isteyerek ya da istemeyerek çoğunlukla da bilgisizlikten dikenleri kalbinize kendi elleriyle batırıverirler. Kendinizle ilgili önyargılarınız, yaşama dair kaygılarınız, nedensiz korkularınız ve sonuç itibariyle hissettiğiniz yoğun değersizlik duygularınızın temeli, işte o kanayan kalbinizdedir.

İçine doğduğunuz bu coğrafyanın bile çocuğa karşı bakışı sorunludur. Avrupa’da eğitim verilirken, burada çocuk terbiye edilir. Çocuğun terbiye edilmesinin temel prensibi ise anneyi babayı koşulsuz sevmek ve memnun etmektir. Bunun için yapmanız gerekenler; sorun çıkarmamak, sorgulamamak, mümkünse kendinize ait bir düşüncenizin olmaması ve utandırmamaktır. Onaylanmak, takdir görmek, iyi sözler işitmek, sevildiğinizi nadir de olsa hissetmek için çoğunlukla başka bir seçeneğiniz olmaz. Terbiye edilme sürecinizde sık kullanılan cümleler ise bellidir; “onu yaparsan kötü çocuk olursun”, “bunu yaparsan dayak yersin”, “düşündüğünü söylersen annen hasta olur, sen cehenneme gidersin”, “hele elalem duyarsa kimse senin yüzüne bakmaz, beğenmez”. Anne babanızın sizi ilgi ve dikkatle dinlediği, anlattıklarınızı önemsediği, yaptığınız olumlu davranışları görüp taktir ettiği, onayladığı, yapamadıklarınız için cesaretlendirdiği bir evi ve aile ortamını ise ancak filmlerde görürsünüz.

Genellikle, pek çok kişi çocukluğunda önce ebeveynleri sonra öğretmeleri üzerinden değerlendirilmeye o kadar alışmışlardır ki, kendilerini tanımlayan gerçekçi on veri bile sayamazlar, çünkü kendilerine ait bir referans noktaları yoktur ve iç görü geliştirememişlerdir.

Ben bunu danışanlarımda çok sık deneyimliyorum. “Kendinizi bana anlatır mısınız?” diye sorduğumda, şaşırırlar, düşünürler, sonra yavaşça “eşim benim için…” ile başlar annem, babam, müdürüm diye devam ederler. Kendileriyle ilgili net bir görüşleri, düşünceleri yoktur, olsa da çoğunlukla olumsuzdur. Çok kibar ve hassas insanlardır, kimseyi kırmayayım, incitmeyeyim derken, benlik sınırları yok olmuştur. Kimseye sınır çizemez ve hayır diyemezler. Sevilmemekten, beğenilmemekten o kadar korkarlar ki ne kendileri ne de yaşadıkları hayat gerçektir. İnsanların onlar için düşündükleri her şey, iyi hissedip hissetmemeleri için bir ön koşuldur.

Hal böyle iken, insanın ‘canım kendim‘ olması zor ve zahmetlidir. ‘Canım kendim‘, içi boş bir ‘kendimi seviyorum’dan ibaret değildir, üstünde çalışmanız gereken bir durumdur. Kişinin kendini değersiz hissetmesi, başlı başına bir yük ve hastalıklı bir durumdur. Kendinizi hangi durumlarda ve ortamlarda yetersiz ve değersiz hissediyorsanız, öncelikle bunu fark etmelisiniz. Bizi rahatsız eden duygulardan, düşüncelerden, alışkanlıklardan, davranışlardan, yaşam şeklinden, fiziksel görüntümüzden kurtulabiliriz.

Canım kendim‘ diyebilmek için, olumsuz düşünceleri pozitife çevirmek, yaptığımız iyi şeylere odaklanmak, başkalarının ne düşündüğüne değil, kendimizin bu hayatta nerede ve nasıl yaşamamız gerektiğine karar vermek ve bunu uygulamak ile işe başlamalıyız.

Bu hayata gelmiş bireyler olarak her birimiz önemliyiz. Kendinizi başkalarına kabul ettirmek ve sevdirmek için sonsuz bir çaba göstermek yerine önce bunu gerçekten isteyip istemediğinize bakmalısınız, çünkü önce siz ve sizin istekleriniz önemlidir. Elbette bunu yaparken dikkat etmeniz gereken tek koşul, başkalarına zarar vermemek olmalıdır.

Yapamadığınız şeyler için kendinizi suçlamayı bırakın, kendinizi yaptığınız ya da yapamadığınız her şeyle kabul edin. Ruhsal ve fiziksel sağlığınıza iyi bakın, daha çok üretin, daha az tüketin, zamanınızı iyi kullanın. Birlikte yaşadığınız topluma karşı duyarlılıklarınızın olması ve bunun için sorumluluk almak önemlidir. Her zaman iyi hissetmenin mümkün olmadığını, kötü hissetmenin de normal olduğunu bilin.

Unutmayın ki kader gayrete aşıktır. Ya bu hayatı yaşarsınız ya da dışarıdan seyredersiniz. Katılmadığınız, sorgulamadığınız, mücadele etmediğiniz bir hayatı yaşarken, kendi varlığınıza bir anlam atfedebilmeniz ve kendinizi sevebilmeniz imkansızdır. ‘Canım kendim’ olarak yaşadığınızın hayatın coşkusu, ahengi, müziği çok farklı olacaktır. Kendinizle nasıl bir ilişki kuruyorsanız, diğer insanlarla da aynısı olacaktır. Kendisini anlamayan, tanımayan, kendisine özgü ve kendine özgün olamayan bir kişinin yaşamda diğer insanlarla kurduğu her ilişki yapay ve sahte olur, tıpkı kendisiyle kurduğu ilişki gibi. Uzun lafın kısası kendinize ‘canım kendim’ diyebilmek için çalışmanız gerekiyor.

Her insan dünyaya bir iz bırakmak için gelir, bırakır da. Ama sadece ‘canım kendim’ olanlar, kendi hikayelerinin kahramanıdırlar. Onlar hem yazar hem yaşar.

Sevgiyle kalın…

 

 

Yazarın Diğer Yazıları