SAFİYE ÖZŞENER

YAZARLAR

Algıların sesi yüksek, gerçeklerin dili kesik

Nisan’a rağmen bir türlü doğmayan baharın sancısından mı olsa gerek, yoksa coğrafyanın kederinden mi bilinmez ama hava sisli, puslu..

Toplumun; siyasal, hukuksal, sosyal, ekonomik umutlarına, beklentilerine yanıt veren bir mekanizma yok..

Çözüm arayan da..

Ama, gerçekte olanı biteni perdeleyecek gündem yaratma çabası çok..

Dolar yükselmiş..

İşsizlik büyümüş..

Açlık, yoksulluk, intiharlar artmış..

Öğrenciler, STK’ lar, hak savunucuları;

“Hukuk hukuk” diye paralanmış..

Haykırmış KHK’lılar, sosyal ölü haline gelmiş..

Hep bir ağızdan;

“Aşı nerede” diye sorulmuş

Büyüdükçe büyüyen ekonomik krizde “açız” diye mi yükselmiş toplumsaldan ses..

Yarat bir gündem..

Perdele gerçekleri..

Algı..

Oysa ki; toplumsal meselelerde çıkarılan yalan ve sanal algılar başka hayatlara zarar verip dokunur..

Ve fakat algı yaratmayı sevenler kadar..

Yaratılan algıyı; çeke sündüre, evire çevire konuşmayı seven aydınlarımız da var..

Hele bazı aydınlarımız var ki;

Mitolojiden, sanat tarihine..

Ekonomiden, sağlık bilimlerine..

Hukuktan, akademiye..

Şiirden, gurmeliğe..

Her şeyi onlar biliyor, konuşuyor konuşuyorlar..

Bir de bunların hep aynı kişisi, her şeyi biliyor olan modelleri var..

Ama “neden algı yaratılmak isteniyor”u konuşmuyor, konuşulmasını istemeyenlere de; suni gündemleri ayakta tutarak katkı sunuyor, ekmeklerine yağ sürüp besledikçe besliyorlar..

Toplumsal sorunların çözüm kaynağının, ekonomi ve hukuk olduğunu an be an konuşmak yerine, açılan algının peşine takılıp günlerce koşuyorlar..

Ülke kendi gerçekleriyle yüz yüze gelmeyi bir türlü göze alamıyor..

Evrensellikten ve bilimsellikten kopuk adeta bir sanal sarmal içinde her gün birbirini tekrar eden sayıklama yaşanıyor..

Ve hala “gerek yok enseyi karartmaya” diyenlerde çoğunluk..

Yıllar yılardır bir takım kepazelikler görüp duysak da..

Görmezden gelip; sağımızdaysak solumuza, solumuzdaysak sağımıza dönmekten başka bir şey yapmıyor, sanal sarmalda debelenip duruyor, adına da “yaşamak” diyoruz..

Hani, arada uyanıp da dışına çıkanlar var elbette bu sarmalın da..

Demokratik haklarının mücadelesini, anayasal birey hakkı olan eylemsellikle verenler de..

Fakat, çıktıkları gibi coğrafyanın gerçeği içinde, demir parmaklıklar arkasında buluyorlarken kendilerini, sanal algılar kadar da konuşulmuyorlar..

Oysa toplumsalda milyonlarca dert..

Korkudan kimselere açamadığı; sıkıntı, bıkkınlık, bezginlik, tat vermez yaşamlar içindeler..

Hepimiz birer telaşlı serçe halinde uçuyoruz nereye varacağımızı bilemeden..

Kırlangıçlar gibi büyük serüvenlere uçanlar zaten anında kanadından vuruluyorlar..

Aydınlarımız..!!

Neyin, neden olduğunu..

Her olayın nedenini..

Gerekçesiyle bulup açıklarsanız aydınsınız..

Yaratılan algılar üzerinden, tam da istendiği gibi, o algıyı dalga dalga dalgalandırarak değil..

Ki, gerçekte olan biten yaşananlar perdelenmesin..

Gerçeklikleri hayat pratiğine dökmenin reçetesi hernekadar çoğu kez acı ve sancılı olsa da..

Koşul budur..

Nasıl ki hayat boşluk tanımaz, içini neyle doldurduğunuza bakarsa..

Toplumsal acılarda, algılar altında bırakılarak, daha da kanatılmaya gelmez..

Ve artık;

Algıların değil..

Var olan gerçeklerin dilini konuşmak gerek..

Toplumsal acılar gitgide büyürken..

Konuşulması ve çözüm odaklı sosyoekonomik, siyasi adım atılması gereken;

Gerçek de budur..

Çünkü;

Açlık çoğunluktadır..

 

Yazarın Diğer Yazıları